<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçesi</title>
	<atom:link href="http://www.turkcesi.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcesi.net</link>
	<description>Bir başka WordPress sitesi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Feb 2012 23:35:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Yılmaz Öztuna vefat etti</title>
		<link>http://www.turkcesi.net/yilmaz-oztuna-vefat-etti-677.html</link>
		<comments>http://www.turkcesi.net/yilmaz-oztuna-vefat-etti-677.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Feb 2012 23:35:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERİN TÜRKÇESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Öztuna vefat etti.]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.net/?p=677</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;nin önde gelen tarihçilerinden, gazetemiz başyazarı Dr. Yılmaz Öztuna vefat etti. Nefes darlığı ve solunum sistemi rahatsızlığı nedeniyle hafta sonunda Ankara Güven Hastanesi&#8217;nde tedavi altına alınan Öztuna, bugün sabaha karşı 82 yaşında Hak&#8217;ın rahmetine kavuştu. Yılmaz Öztuna, yarın Fatih Camii&#8217;nde cuma namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı&#8217;nda defnedilecek. 10 ŞUBAT İADE-İ İTİBAR YAPTIĞI [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.turkcesi.net/yilmaz-oztuna-vefat-etti-677.html/yilmazoztuna" rel="attachment wp-att-678"><img src="http://www.turkcesi.net/wp-content/uploads/2012/02/yilmazoztuna.jpg" alt="yilmazoztuna Yılmaz Öztuna vefat etti" title="yilmazoztuna" width="440" height="330" class="alignleft size-full wp-image-678" /></a>Türkiye&#8217;nin önde gelen tarihçilerinden, gazetemiz başyazarı Dr. Yılmaz Öztuna vefat etti. Nefes darlığı ve solunum sistemi rahatsızlığı nedeniyle hafta sonunda Ankara Güven Hastanesi&#8217;nde tedavi altına alınan Öztuna, bugün sabaha karşı 82 yaşında Hak&#8217;ın rahmetine kavuştu. </p>
<p>Yılmaz Öztuna, yarın Fatih Camii&#8217;nde cuma namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı&#8217;nda defnedilecek.</p>
<p>10 ŞUBAT İADE-İ İTİBAR YAPTIĞI SULTAN HAMİD&#8217;İN VEFAT YILDÖNÜMÜ<br />
Yılmaz Öztuna Sultan II. Abdülhamid&#8217;e iade-i itibar yapan, onun her kesim tarafından tanınmasını sağlayan tarihçi  olarak bilinir. Türk tarihini genç nesillere sevdiren pek çok eser kaleme alan Öztuna&#8217;nın defin tarihi olan 10 Şubat, aynı zamanda, iade-i itibar yaptığı Sultan Hamid&#8217;in de vefat yıldönümü.</p>
<p>YILMAZ ÖZTUNA KİMDİR?</p>
<p>İstanbul&#8217;da 20 Eylül 1930&#8242;da dünyaya gelen Dr. Öztuna, Türk Tarihçiliğine ilim adamı, düşünür, edip ve lider olarak mührünü bastı. Paris Üniversitesi Siyasî İlimler Enstitüsü&#8217;nde (Sciences Politiques), Sorbonne&#8217;da Fransız Medeniyeti (Civilisation Française) kısmında, Alliance Française&#8217;nin yüksek kısmında okuyan Öztuna, ilk makalesini on üç yaşında kaleme aldı, ilk kitabı ise on beş yaşında yayınlandı. 1969&#8242;da Adalet Partisi&#8217;nden Konya Milletvekili seçilen Öztuna, TRT Denetleme, Repertuar ve Eğitim kurulu üyeliği, Kültür Bakanlığı Bakan Başmüşavirliği, Millî Eğitim ve Kültür Bakanlıklarında çeşitli kurullarda başkan ve üyelik yaptı. 1974 &#8211; 80 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti resmi ansiklopedisi olarak çıkarılan Türk Ansiklopedisi&#8217;nin genel yayın müdürü olarak görev yaptı.1983&#8242;de MDP&#8217;nin kurucuları arasında yer alan Öztuna, tarihçiliği kadar müzikolog kişiliği ile de tanındı. İTÜ bünyesinde Türk Mûsikisi Konservatuarı&#8217;nın kurulmasını sağladı. Öztuna&#8217;nın televizyon programları ve yazıları ABD, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerde yayınlandı. Kültür Bakanlığı&#8217;nın kurucuları arasında yer alan Öztuna, kamuoyuna &#8220;Büyük Türkiye&#8221;, &#8220;Osmanlı Cihan Devleti&#8221;, &#8220;Büyük Türk Hakanlığı&#8221; gibi tabirler kazandırdı. Türkiye&#8217;de Osmanlı tarihinin iadei itibarında etkisi büyük olan Öztuna, Ayasofya Hunkâr Mahfili&#8217;nin ibadete açılması, Topkapı Sarayı&#8217;nın Hırkâ-i Saâdet Dairesi&#8217;nde Kur&#8217;ân okunması, 1000 Temel Eser, Ankara Devlet Konser Salonunun ve İstanbul Atatürk Kültür Merkezi&#8217;nin Türk Mûsikîsi&#8217;ne açılması gibi zaman içerisinde gerçekleşen bir çok projeye ön ayak olmuştur.Türk Kara Kuvvetleri&#8217;nin ve Deniz Kuvvetleri&#8217;nin evvelce yanlış olarak kutlanan yıldönümlerini bugünkü doğru başlangıç tarihleri ile kutlanmasını sağlayan da yine Öztuna oldu. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Öztuna, 20 yılı aşkın bir zamandır Türkiye Gazetesi&#8217;nde &#8220;Durum&#8221; başlığı ile bay yazı kaleme aldı. Ayrıca haftalık olarak tarih sohbetleri gerçekleştirdi.</p>
<p>ÖZTUNA&#8217;NIN ESERLERİ<br />
Yayınlanmış çok sayıda eseri bulunan Öztuna&#8217;nın kitaplarından bazıları şöyle: &#8220;Bir darbenin anatomisi&#8221;, &#8220;Türk tarihinden yapraklar&#8221;, &#8220;Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikayeleri&#8221;, &#8220;Türk tarihinden portreler&#8221;, &#8220;Tarih sohbetleri1-2-3&#8243;, &#8220;Osmanlı Devleti Tarihi 1-2&#8243;, &#8220;Tarih ve Politika Ansiklopedisi&#8221;, &#8220;Tanzimat Paşaları Ali ve Fuad Paşalar&#8221;, &#8220;Büyük Osmanlı Tarihi&#8221;, &#8220;Osmanlı Hareminde Üç Haseki Sultan&#8221;.</p>
<p>BiR DARBENiN ANATOMiSi</p>
<p>Yılmaz Öztuna bu kitabında 1876 askerî darbesini, Sultan Abdülaziz`in tahttan indirilmesive ölümü olayını, bütün detayları ile anlatıyor. Bütün o dönemin şahitlerinin ifadelerini naklediyor.</p>
<p>TÜRK TARİHİNDEN YAPRAKLAR</p>
<p>Türk Tarihinden Yapraklar, Yılmaz Öztuna`nın 1968`te İstanbul Radyosu`nda yaptığı konuşmalardan oluştu. Her konu, bir konuşmadır. 1969`da Millî Eğitim Bakanlığı`nın 1000 Temel Eser serisinin 11. kitabı olarak basılıp 20.000 tiraj bir haftada satıldı. 1992`de Millî Eğitim Bakanlığı`nca Türk Klasikleri serisine alındı ve bu serinin 17. kitabı olarak basıldı. Şimdiye kadar 5 baskıda 58.000 tiraj yapan Türk Tarihinden Yapraklar artık klasiklerimiz arasına girmiş bulunuyor. Osmanlı ağırlıklı olmak üzere 2.200 yıllık tarihimiz içinde tam bir gezintidir.</p>
<p>OSMANLI PADİŞAHLARININ HAYAT HİKAYELERİ</p>
<p>Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikâyeleri, Yılmaz Öztuna`nın klasikleşmiş kitaplarından biridir. Nesiller tarafından ilgiyle okundu. Bu kitaba dayanılarak senaryolar, piyesler yazıldı, filmler çekildi. 12 Osmanlı hâkan-halîfesinin kronolojik olarak hayatlarından kesitler veren bu eser, Osmanlı tarihinin en çarpıcı taraflarını vurguladı. Konuşmalar, o çağların Türkçe`si ile yazıldı. Olaylar, çok duru ve klasik bir dille tasvir edildi.</p>
<p>TÜRK TARİHİNDEN PORTRELER</p>
<p>Biyografi, tarihçinin edebiyata yaklaşabilme yeteneği ile orantılı bir türdür diyen yazar,  aynı zamanda biyografiyi edebiyatın bir türü olarak da tarif ediyor. Kitaptaki biyografiler, hayatları ve kişilikleri anlatılan şahsiyetlerin doğum sırasına göre kronolojik şekillerde anlatılmış. En yaşlıları Bumın Kağan, en gençleri Turgut Özal olmak üzere… Yılmaz Öztuna hayatta olan kişileri de kitabına almaktan kaçınmış. Daha mütevazi çapta tanıttığı şahsiyetler sadece Türk büyükleri ve Türk dâhileri değil, Türk`e çok zarar vermiş birkaç kişi de kitapta anlatılanlar arasında.  Yazar, &#8220;Hiç unutulmasın, tarihin küçükleri de, tarihin büyükleri derecesinde milletlerin hayatını ve geleceğini şiddetle etkilemişlerdir&#8221;  sözleriyle anlatıyor kitabını&#8230; </p>
<p>TARİH SOHBETLERİ I, II, III</p>
<p>Biz bir cihan imparatorluğunun varisleriyiz. Geleceğimize dair görüşler ileri sürer, programlar yaparken geçmişteki bu muazzam siyasî ve medenî tecrübelerimizden sonuna kadar istifade etmek bizim en tabiî hakkımızdır. Millet ve devlet olarak misyonumuzu belirlemekte en sağlam ölçüyü de böyle bir tarih şuuru ile getirebiliriz. Bu itibarla aydınlarımızın ve gençlerimizin kendi tarihleri hakkında muhtelif cihetlerden bilgi edinebilecekleri eserlere ihtiyaç duydukları muhakkaktır.Ötüken, işte bu mülahazalarla, Türk tarih ve mûsıkîsine yaptığı değerli hizmetler ve verdiği kıymetli eserlerle haklı bir şöhret kazanan değerli yazar Yılmaz Öztuna`nın “Tarih Sohbetleri”ni üç cilt halinde sunmaktan şeref duyar.</p>
<p>Türkiye / 09 Şubat 2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.net/yilmaz-oztuna-vefat-etti-677.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stratejik ihale Fransız firmasına</title>
		<link>http://www.turkcesi.net/stratejik-ihale-fransiz-firmasina-668.html</link>
		<comments>http://www.turkcesi.net/stratejik-ihale-fransiz-firmasina-668.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jan 2012 21:34:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERİN TÜRKÇESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Stratejik ihale Fransız firmasına]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.net/?p=668</guid>
		<description><![CDATA[Fransa Senatosu&#8217;nun, inkâr yasasını kabul etmesinin ardından Türkiye&#8217;nin tavrı merak edilirken, en stratejik ihalelerden biri Fransız devlet şirketine verildi. Süreç sessiz sedasız devam ederken, sözleşmenin önümüzdeki günlerde imzalanacağı öğrenildi. Fransız Ulusal Meclisi ile Cumhurbaşkanlığı&#8217;nın da ana hissedar olduğu Gemalto şirketinin e-pasaport çipleri için geliştirdiği sistemin güvenilir olmadığı, ABD&#8217;de yapılan uluslararası bir konferansta ispatlanmıştı. Söz konusu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.turkcesi.net/stratejik-ihale-fransiz-firmasina-668.html/pasaport1-1" rel="attachment wp-att-669"><img src="http://www.turkcesi.net/wp-content/uploads/2012/01/pasaport1-1.jpg" alt="pasaport1 1 Stratejik ihale Fransız firmasına" title="pasaport1 (1)" width="343" height="257" class="alignleft size-full wp-image-669" /></a>Fransa Senatosu&#8217;nun, inkâr yasasını kabul etmesinin ardından Türkiye&#8217;nin tavrı merak edilirken, en stratejik ihalelerden biri Fransız devlet şirketine verildi.<br />
Süreç sessiz sedasız devam ederken, sözleşmenin önümüzdeki günlerde imzalanacağı öğrenildi. Fransız Ulusal Meclisi ile Cumhurbaşkanlığı&#8217;nın da ana hissedar olduğu Gemalto şirketinin e-pasaport çipleri için geliştirdiği sistemin güvenilir olmadığı, ABD&#8217;de yapılan uluslararası bir konferansta ispatlanmıştı.</p>
<p>Söz konusu ihaleyle ilgili süreç şöyle gelişti: Elektronik pasaport projesinin yürütülmesinde iki adım bulunuyor. Bunlardan ilki boş pasaport kitapçıklarının üretilmesi, diğeri bu kitapçıkların pasaport haline getirilmesi, kişi bilgilerinin ve fotoğraflarının girilmesi. Kitapçıkların üretilmesi aşaması, arka kapaklara çip (yonga) yerleştirilmesini de içerdiği için stratejik öneme sahip. Bu işlem, Darphane Genel Müdürlüğü tarafından ihale yoluyla yapılıyor. Üretimi, 2005 yılından bugüne kadar Malezya firması IRIS ile Türk ortağı Kunt sağlıyordu. 22 Aralık 2011 tarihinde yeni ihale açıldı. 12 Ocak 2012&#8242;de açıklanan sonuçlara göre, 5 teklif arasından Fransız Gemalto firması birinci oldu. İhale sonuçlarına itirazların ardından değişiklik olmazsa sözleşme imzalanacak. Firma, 5 milyon adet çipli kapak üretimi karşılığında yaklaşık 7,7 milyon Euro alacak.</p>
<p>Teknik şartnamede, önerilecek çipin dışarıdan müdahaleye karşı koruma sağlaması (hack edilememesi) isteniyor. Fakat Gemalto&#8217;nun önerdiği proje, bu şartı taşımıyor. İhaleyi kazanan firma, &#8216;Infineon SLE 66 serisi&#8217; çip teklif etti. Bu çipin güvenlik zaafı olduğu 2010 yılında ortaya konuldu.</p>
<p>Zaman Gazetesi&#8217;nin haberine göre, çipin şifresinin kırıldığı açıklandı. İki ihaleden birincisi, kitapçıkların üretimi safhasıyla ilgili, diğeri ise pasaportların kişiselleştirilmesiyle. Satın alma işlemi ile yetkili olan Dışişleri Bakanlığı, sistemi herhangi bir ihale mevzuatına tabi olmadan doğrudan teklif yoluyla yine Fransız Gemalto firması ile ilişkili Türk şirketi Proline&#8217;a verdi. Proline, Gemalto&#8217;nun yazılımlarını kullanıyor. Gemalto, ilginç bağlantıları ile dikkat çeken bir şirket. Ana hissedarı Fond Strategique d&#8217;Investissement (FSI) isimli bir kamu kuruluşu. 160 milyon Euro&#8217;luk yüzde 8,4&#8242;lük &#8216;bir numaralı&#8217; hissenin sahibi. FSI&#8217;nın hisselerinin yüzde 51&#8242;i, &#8216;inkâr yasasını&#8217; onaylayan Fransız Ulusal Meclisi&#8217;nin kontrolü altındaki kamu bankası CDC&#8217;nin. Geriye kalan yüzde 49 ise direkt Fransa Cumhurbaşkanlığı&#8217;nın kontrolünde. Avrupa&#8217;nın değişik ülkelerinde halka açık işlem gören şirketin web sitesinde, bu bilgiler açık olarak yer alıyor. Aynı şekilde Gemalto firmasının 2010 yılı faaliyet kitapçığında da bu bilgileri doğrulayan veriler yer alıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.net/stratejik-ihale-fransiz-firmasina-668.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KKTC&#8217;nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş vefat etti</title>
		<link>http://www.turkcesi.net/kktcnin-kurucu-cumhurbaskani-rauf-denktas-vefat-etti-663.html</link>
		<comments>http://www.turkcesi.net/kktcnin-kurucu-cumhurbaskani-rauf-denktas-vefat-etti-663.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 21:03:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERİN TÜRKÇESİ]]></category>
		<category><![CDATA[KKTC'nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş vefat etti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.net/?p=663</guid>
		<description><![CDATA[Yakındoğu Üniversitesi Hastanesinin yoğun bakım servisinde 9 Ocak Pazar gününden bu yana tedavi gören KKTC&#8217;nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, vefat etti. ÖMRÜNÜ KIBRIS&#8217;A ADADI Ömrünü Kıbrıs davasına ve Kıbrıs Türklerinin devlet sahibi olmasına adayan Denktaş, 27 Ocak 1924 tarihinde, bugün Kıbrıs Rum kesimi sınırları içinde bulunan Baf bölgesinde doğdu. 1,5 yaşındayken annesini kaybeden Denktaş, Hakim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.turkcesi.net/kktcnin-kurucu-cumhurbaskani-rauf-denktas-vefat-etti-663.html/rauf_denktas" rel="attachment wp-att-664"><img src="http://www.turkcesi.net/wp-content/uploads/2012/01/rauf_denktas.jpg" alt="rauf denktas KKTCnin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş vefat etti" title="rauf_denktas" width="463" height="290" class="alignleft size-full wp-image-664" /></a><em><strong>Yakındoğu Üniversitesi Hastanesinin yoğun bakım servisinde 9 Ocak Pazar gününden bu yana tedavi gören KKTC&#8217;nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, vefat etti.</strong></em></p>
<p><strong>ÖMRÜNÜ KIBRIS&#8217;A ADADI</strong></p>
<p>Ömrünü Kıbrıs davasına ve Kıbrıs Türklerinin devlet sahibi olmasına adayan Denktaş, 27 Ocak 1924 tarihinde, bugün Kıbrıs Rum kesimi sınırları içinde bulunan Baf bölgesinde doğdu.</p>
<p>1,5 yaşındayken annesini kaybeden Denktaş, Hakim Mehmet Raif Bey&#8217;in en küçük oğlu. Anneannesi ve babaannesi tarafından büyütülen Denktaş, 1930 yılında eğitim için İstanbul&#8217;a gönderildi.</p>
<p>Arnavutköy&#8217;de ilkokuldan liseye kadar eğitim veren Fevzi Ati Lisesi&#8217;nde yatılı okumaya başlayan Denktaş, ortaokuldan sonra Kıbrıs&#8217;a döndü ve liseyi Kıbrıs&#8217;ta bitirdi.</p>
<p>Denktaş, 1941&#8242;de Lefkoşa İngiliz Okulundan mezun olduktan sonra Mağusa&#8217;da tercümanlık, mahkemede memuriyet, sonra bir yıl da İngiliz Okulunda öğretmenlik yaptı.</p>
<p>1944&#8242;te British Council&#8217;dan burslu olarak İngiltere&#8217;de hukuk tahsili yapan ve 1947 yılında Lincoln&#8217;s Inn&#8217;den mezun olan Denktaş, aynı yıl Kıbrıs&#8217;a dönüp avukatlığa başladı.</p>
<p>1949 yılı yaz aylarında savcılık yapmaya başlayan Denktaş, aynı yıl Aydın Hanım&#8217;la evlendi.</p>
<p>Denktaş, 27 Kasım 1948 tarihinde Kıbrıs Türklerinin düzenlediği ilk mitingde Dr. Fazıl Küçük ile beraber hatiplik yaptı. 1942 yılında Dr. Fazıl Küçük&#8217;ün yayımlamaya başladığı Halkın Sesi gazetesinde, babasından ve onun milliyetçi, Atatürkçü arkadaşlarından işiterek öğrendiği &#8220;Türk Haklarının İngilizler tarafından gasbedildiği&#8221; konularının ele alındığını gören Denktaş, Dr. Küçük&#8217;le tanışarak, Halkın Sesi&#8217;nde imzalı veya imzasız, bazen Akın Yılmaz adı altında yazılar yazmaya başladı. Bu ilişki Denktaş&#8217;ın Londra&#8217;da tahsil yıllarında da devam etti. Denktaş, Ada&#8217;ya döndükten sonra lider Dr. Küçük&#8217;ün yanında yakın bir dost ve gerektiğinde danışman olarak çalıştı.</p>
<p>Denktaş, 1948 yılında zamanın Kıbrıs Valisi tarafından kurulan Anayasa Konseyi&#8217;nde üye olarak çalıştı. Rum kilisesinin baskısı altında Konsey&#8217;e katılan Komünist Akel Partisi Konsey&#8217;den çekilince Meclis kapatıldı. Türk temsilcilerin ısrarlı talepleri sonucu Hakim Mehmet Zeka Bey&#8217;in başkanlığında &#8220;Türk İşleri Komisyonu&#8221; kuruldu, Rauf Denktaş bu komisyonda da çalışarak, İngiliz Müstemleke İdaresi&#8217;nin gasbettiği hakların iadesi için bir raporun hazırlanmasında nazım rol oynadı. Hükümetin kabul ettiği bu raporda öngörülen yasaların yapılabilmesi için Başsavcılığa görev verildi, ancak Başsavcılıkta bir Türk savcı yoktu. Liderliğin talebi üzerine 1949&#8242;da Denktaş Hukuk Bürosundan ayrıldı ve az maaşla savcı yardımcısı oldu.</p>
<p>Birkaç yıl içinde tamamlanması gereken yasalarla ilgili çalışmalar 1954 yılına kadar uzadı. Bu arada Denktaş Savcılığa terfi etti. 1954&#8242;te Kıbrıs&#8217;ta yeraltı örgütünü kuracak olan bazı kişiler, Yunanistan&#8217;dan Ada&#8217;ya gizlice girerken yakalandı. Bunların takibi ve yargıya havalesiyle Denktaş&#8217;ın görevi daha da önem kazandı. 1957 sonunda İngilizlerin Ada&#8217;yı 5-10 yıl içinde Yunanistan&#8217;a devredeceğini gören Denktaş, Savcılıktan istifa ederek, Dr. Küçük&#8217;ün yanında fiili rolünü aldı.</p>
<p>Hükümetteki görevinden istifa ettikten sonra toplum problemlerinde daha aktif rol oynamaya başlayan Denktaş, 1957 sonlarında Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu Başkanlığına seçildi. Aynı yıl Rumların Atina&#8217;dan sevk ve idare edilen EOKA yeraltı teşkilatının saldırıları karşısında etkin bir kuruluşa olan ihtiyacı gören Denktaş, iki arkadaşı ile Kasım 1957&#8242;de Türk Mukavemet Teşkilatını (TMT) kurdu. Bu teşkilat o güne kadar var olan Volkan Teşkilatı&#8217;nın yerini aldı ve kısa bir zaman içinde, Denktaş&#8217;ın ısrarlı talepleri sonucu olarak Türkiye&#8217;nin uzman kişileri tarafından EOKA&#8217;ya cevap verebilecek etkin bir Mukavemet Teşkilatı haline getirildi.</p>
<p>Halkın Sesi gazetesinin haftalık İngilizce nüshasının hazırlanmasında da önemli rol oynayan Rauf Denktaş, 1958&#8242;de büyük ölçüde artan EOKA saldırıları karşısında Türk Mukavemetinin etkili şekilde görev yapmasını sağladı. TMT&#8217;nin yayın organı olan Nacak gazetesi Denktaş&#8217;ın gazetesiymiş görüntüsü içinde Kıbrıs Türklerine yön gösterdi, mukavemet telkin etti. Nacak&#8217;ın son yazı işleri sorumlusu da Alper Faik Genç idi. Türk Hükümetinin, bir ayda yüze yaklaşan Türk kayıpları karşısında kararlı çıkışı ve aynı yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nda rahmetli Fatin Rüştü Zorlu&#8217;nun Yunanlı karşıtı Averof&#8217;u mağlup etmesi sonucu Yunanlılar Kıbrıs&#8217;ta eşit şartlarda bir ortaklık Cumhuriyeti kurulmasına razı olmuş göründüler. Dr. Küçük ve Rauf Denktaş bu genel kurul toplantısında kulis faaliyeti yaptılar. 1959&#8242;da Zürih Anlaşması&#8217;nın hazırlanmasında Rauf Denktaş&#8217;ın perde arkasında etkin rolü oldu. Türkiye&#8217;nin garantisinin 650 kişilik bir alayla &#8220;etkin ve fiili&#8221; bir duruma getirilmesi Denktaş&#8217;ın ısrarı ve Dr. Küçük&#8217;ün de onu desteklemesiyle mümkün olmuştur.</p>
<p>Aynı yıl Londra Konferansı&#8217;na katılan Türk heyetinde de yerini alan Denktaş&#8217;ın Fatin Rüştü Zorlu&#8217;ya &#8220;Makarios bu anlaşmaları er geç yıkacak ve Enosis yoluna çıkacaktır. Burada bir rol oynamaktadır. İleride bu anlaşmaların kendisine zorla kabul ettirildiğini savunarak ortaklığı bozacaktır&#8221; mealindeki değerlendirmesi, ne yazık ki ortaklık Devletinin kuruluşu ile gerçekleşmiş ve 1963&#8242;de Kıbrıs&#8217;ta Enosis uğruna tedhiş yeniden başladı.</p>
<p><strong>GİZLİCE ADAYA GİRERKEN TUTUKLANDI</strong></p>
<p>16 Ağustos 1960 tarihinde 650 kişilik Türk Alayı Magosa Limanı&#8217;na ayak bastı. 1963 olaylarından sonra Denktaş temaslarda bulunmak üzere Ankara&#8217;ya gitti. Temaslarını tamamlayan Denktaş, bir sandalla Kıbrıs&#8217;a geçti ve Türk direnişini örgütlemeye başladı.</p>
<p>1964 Londra Konferansı&#8217;ndan sonra Makarios tarafından &#8221;istenmeyen adam&#8221; ilan edilen Denktaş&#8217;ın Kıbrıs&#8217;a girmesi yasaklandı. Gizlice Erenköy&#8217;e çıkarak savaşa katılan Denktaş, 1967&#8242;de Ada&#8217;ya gizlice girerken tutuklandı, yoğun girişimler sonucu Türkiye&#8217;ye geri verildi.</p>
<p>1968&#8242;de Ada&#8217;ya giriş yasağı kaldırıldığından Kıbrıs&#8217;a dönen Denktaş, 1970 seçimlerinde Türk Cemaat Meclisi Başkanlığına seçildi, 28 Şubat 1973&#8242;e kadar Kıbrıs Cumhurbaşkanı Muavini ve Kıbrıs Türk Yönetim Başkanı seçildi.</p>
<p>13 Şubat 1975&#8242;te Kıbrıs Türk Federe Devleti&#8217;nin ilanından sonra devlet ve meclis başkanı görevlerini de yürüten Denktaş, anayasa uyarınca 1976&#8242;da yapılan ilk genel seçimlerde devlet başkanlığına seçildi.</p>
<p>Denktaş, 1981 yılında ikinci kez devlet başkanı oldu. 15 Kasım 1983&#8242;de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ilan edildi.</p>
<p>22 Nisan 1990&#8242;da yapılan erken seçimde ikinci kez cumhurbaşkanı seçilen Denktaş, 1995&#8242;teki seçimlerde de cumhurbaşkanı oldu.</p>
<p><strong>4 RUM LİDERLE GÖRÜŞTÜ</strong></p>
<p>Kıbrıs sorununun çözümü için 1968&#8242;de Glafkos Klerides ile ilk kez Beyrut&#8217;ta müzakerelere başlayan Denktaş, eski Rum liderler Spiros Kiprianu, Yorgos Vasiliu, Glafkos Klerides ve Tasos Papadopulos ile yıllardır müzakere etti.</p>
<p>2002&#8242;de sunulan ve Annan Planı olarak bilinen BM çözüm planına, &#8221;Türk askerini Ada&#8217;dan çıkaracağı ve Türkleri azınlık durumuna düşüreceği, devleti ortadan kaldıracağı&#8221; savıyla karşı çıkarak &#8221;hayır&#8221; kampanyası yürüten Denktaş, 17 Nisan 2005&#8242;te yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmadı.</p>
<p>Denktaş, Annan Planı sürecinde Avrupa Birliği (AB) üyeliğiyle yaşanan tartışmalarda, &#8221;Türkiye olmadan cennete bile girmem&#8221; demişti.</p>
<p>Rauf Denktaş, 24 Nisan 2005&#8242;te, Annan Planı referandumun 1. yıl dönümünde, görevi 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat&#8217;a devretti.</p>
<p>Denktaş, cumhurbaşkanlığından ayrılmasının ardından, çalışmalarını, Lefkoşa&#8217;daki çalışma ofisinde sürdürdü.</p>
<p>Fotoğraf çekme merakıyla da bilinen Denktaş&#8217;ın onlarca yayımlanmış kitabı bulunuyor. Denktaş&#8217;a çok sayıda üniversiteden fahri doktora unvanı da verildi.</p>
<p><strong>24 MAYIS 2011&#8242;DE RAHATSIZLANDI</strong></p>
<p>24 Mayıs&#8217;ta beyin kanaması geçiren ve sol tarafı felç olan Denktaş, 29 Ekim&#8217;de hastaneden taburcu edildikten sonra ilk kez 15 Aralık 2011&#8242;de evinden dışarı çıktı. Havanın da güzel olmasından yararlanarak ilk kez evinden çıkan Denktaş, &#8221;Benim için &#8216;ölüyor&#8217; dediler, dışarı çıktım&#8221; dedi.</p>
<p>Denktaş, Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi&#8217;ndeki tedavisinin ardından rehabilitasyon süreci için 8 Temmuz&#8217;da Ankara&#8217;ya, Genelkurmay Başkanlığı Rehabilitasyon Merkezi&#8217;ne götürüldü.</p>
<p>Rauf Denktaş&#8217;ın tedavisine Ankara&#8217;da Gülhane Askeri Tıp Akademisi&#8217;nde (GATA) devam edildi. Beyinle kafatası arasındaki kan birikiminin boşaltılması için 25 Ağustos&#8217;ta ameliyat edilen Denktaş, 30 Ağustos&#8217;ta da KKTC&#8217;ye, YDÜ Hastanesi&#8217;ne getirildi.</p>
<p>Denktaş, beyinle kafatası arasındaki kan birikiminin artması nedeniyle 5 Eylül&#8217;de YDÜ Hastanesi&#8217;nde yeniden ameliyat edildi.</p>
<p>29 Ekim 2011&#8242;de taburcu edilen Denktaş, 8 Ocak 2012 gecesi, su kaybı nedeniyle YDÜ Hastanesi&#8217;ne yeniden kaldırıldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.net/kktcnin-kurucu-cumhurbaskani-rauf-denktas-vefat-etti-663.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yusuf BİLGE</title>
		<link>http://www.turkcesi.net/yusuf-bilge-4-658.html</link>
		<comments>http://www.turkcesi.net/yusuf-bilge-4-658.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Sep 2011 18:59:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[YAZILAR - ŞİİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf BİLGE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.net/?p=658</guid>
		<description><![CDATA[Acı kaybımız, Kırımlı Yazar, Saygıdeğer Cengiz Dağcı’nın “Yansılar”ından yansımalarla ölümsüz anısına armağanımdır. YETİM ÇAĞRI Sığ ve saydam sulardan aynama yansıttığım, Buğulu bir yüreğin sıradan öyküsünde, Hüzünle çiçeklendi, sayısız âh çekişler; Kaçamak bakışların zıt renkler cümbüşünde, Göz göze yakalandı can söken serzenişler&#8230; Şartlanmış dimağlarla didiştim yıllar boyu; Kim açmıştı pandora kutusunu görmedim; İçimde bağdaş kurup oturan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.turkcesi.net/yusuf-bilge-4-658.html/yusufbilge1-2" rel="attachment wp-att-659"><img src="http://www.turkcesi.net/wp-content/uploads/2011/09/yusufbilge11.png" alt="yusufbilge11 Yusuf BİLGE" title="yusufbilge1" width="92" height="104" class="alignleft size-full wp-image-659" /></a>Acı kaybımız, Kırımlı Yazar, Saygıdeğer Cengiz Dağcı’nın<br />
“Yansılar”ından yansımalarla ölümsüz anısına<br />
armağanımdır. </p>
<p>YETİM ÇAĞRI</p>
<p>Sığ ve saydam sulardan aynama yansıttığım,<br />
Buğulu bir yüreğin sıradan öyküsünde,<br />
Hüzünle çiçeklendi, sayısız âh çekişler;<br />
Kaçamak bakışların zıt renkler cümbüşünde,<br />
Göz göze yakalandı can söken serzenişler&#8230; </p>
<p>Şartlanmış dimağlarla didiştim yıllar boyu;<br />
Kim açmıştı pandora kutusunu görmedim;<br />
İçimde bağdaş kurup oturan sorgucuyu,<br />
Öfke taşkınlarında bile dile vermedim;<br />
Ayıklanmış imgelere yükledim saf kuşkuyu. </p>
<p>Kilitlendi hafızam, anılarım da mahpus;<br />
İşkence gurbetinde dingin hasretlerdeyim;<br />
Katkısız sevdâların gömüldüğü yerdeyim;<br />
Mirasyedi bir neslin ar damarıyla suspus,<br />
Ölümcül bakışlarla taramaktayım göğü,<br />
Kesilen son çınarın bende saklı kütüğü. </p>
<p>Belki havada rüzgâr, denizde bir damla su<br />
Ya da toprak annenin bağrındaki sızıyım;<br />
İple çektim kör kuyulardan bu çatık kaşları,<br />
Alnımdaki yalazı taşa çalsan razıyım,<br />
Razıyım, örsünde dövsen de yer çekimli başları !.. </p>
<p>Herkese ve her şeye kapanan derinlerde,<br />
Nasıl da güme gitmiş umutlarımız anla!<br />
Anla, hayatımıza vurulan kördüğümü!<br />
Çektiğim bunca zulmü düşünmesen de olur,<br />
Amma bir akşam mutlaka seyretmelisin,<br />
Kocatepenin oklanmış bulutlarında,<br />
Yetim kurt balasının bakışlarıyla<br />
Acı acı güldüğümü ! .. </p>
<p>Elbet, bu gönül kıtlığında teklensem de çok olmaz;<br />
Böyle özgürsem şayet, yalnızlıklar yük olmaz;<br />
Ömrümün tüm çilesiyle bilinçaltına çektiğim,<br />
İçten içe ağlatan bu derbeder suskunluk<br />
Çıkmaz süreçlerin sanal yarınlarında<br />
İki yanı uçurum yar başı beklemekse,<br />
Tohumca kök salarım avuntusuyla<br />
Çürümekse bir başına, pir yaşına,<br />
Buysa, buysa eğer olgunluk,<br />
Yetişir ! .. </p>
<p>Yetişir eyy dost !..?<br />
Yetişir eyy can !..?<br />
Yetiş, eyy benim ölümüne meydan okuyan<br />
Deli Dumrul yanım! </p>
<p> En yalın, en belirgin hem de dolu dizgince,<br />
Yıldırım yüklü kavgalarla geri gelebilirsin!<br />
Yalan yanlış ve bizsiz dönen kürreyi-arzı,<br />
Sudan gerekçelerle teslim alabilirsin !..? </p>
<p> Ceviz yeşili asmaların<br />
Gümüşe dönen burukluğundan,<br />
Bakır çalığı dudakların<br />
Korlanmış gülüşlerinden,<br />
Defne dallarıyla bezekli çitlerin<br />
Böğürtlen sarmış izbe kuytularından,<br />
Ahı gitmiş vahı kalmış uygarlıkların,<br />
Bunalım çağlarını kollayan cilvelerinden<br />
Ve kendine yabancı sevgiler aramaktan<br />
Vazgeçebilirsin !.. </p>
<p> Yer yarılmış, yerin dibine batmış da olsan,<br />
Yüreğine çöken karabasanlara boş vererek,<br />
Dostunu, düşmanını tek tek seçebilirsin ! </p>
<p>Cennet emsal yurdumun kavruk insanlarından,<br />
Ödünç aldığım gözlerle ve onduran bir nazarla,<br />
Su verilmiş, çeliklenmiş, bilenmiş kılıçların,<br />
Işıldayan keskinliğinde,<br />
Bir ufuktan diğerine,<br />
Asena’ca ya da Börteçine’ce,<br />
Sen de, sen de bakabilirsin !.. </p>
<p>Ural &#8211; Altay Dağları’nın<br />
Bulutları delen karlı doruklarından getirdiğim<br />
Benliğine tercüman boynu bükük çağrılarla<br />
Ve yurduna ölesiye sevdalı bir Aksakalın<br />
“Yansı”larından yansımalarla<br />
Işık kanatlar takıp yıldızlara uçabilirsin ! </p>
<p> Damarlarında mevcut soylu gönül gücünle<br />
Bugünün ve yarınların altın nesillerine,<br />
Çağlar açabilirsin ! </p>
<p>Evet,<br />
Bütün bunları yapabilirsin !..<br />
Yapabilirim,<br />
Yapabiliriz !..</p>
<p>YUSUF  BİLGE</p>
<p>Şiirin Hikayesi</p>
<p>Bu şiir Kırımlı Yazar Cengiz Dağcı hayatta iken O&#8217;nun Yansılar isimli deneme serisinin bende uyandırmış olduğu çağrışımlar ve yansımalarla kaleme alınmıştı&#8230; </p>
<p>&#8220;Bize Tatar diyorlar. Çerkez, Kazak, Türkmen, Azeri, Karakalpak, Çeçen, Uygur, Kabudi, Başkırt, Kırgız diyorlar. Bunlar hep yalan. Deniz parçalanamaz. Biz Türk Tatar&#8217;ız. Bunu senin kalbin bildiği gibi her Başkırt, her Kazak, her Kırgız&#8217;ın da kalbi bilir. Kalbinin hisleriyle hareket et. Dünyanın boş hırslarına kapılma&#8221; özdeyişiyle Türklük bilincini ortaya koyan ve edebiyat çevrelerinde &#8220;Yurdunu Kaybeden Adam&#8221; olarak bilinen Kırımlı yazar Cengiz Dağcı 22 Eylül 2011 Çarşamba günü İngiltere’de hayata gözlerini yumdu. </p>
<p>Yurdunu Kaybeden Adam adlı romanıyla, hayatı boyunca çektiği acıları, gurbeti ve sılaya özlemini anlatan Dağcı, eserlerini Türkiye Türkçesiyle kaleme alıyordu.</p>
<p>1919 yılında Gurzuf’ta doğdu. Çocukluğu Kızıltaş köyünde geçti. İlk ve orta öğrenimini köyünde ve Akmescit’te tamamladı. Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıktı. Önce Sovyet ordusunda ardından Türkistan lejyonunda savaştı. Savaşın insanı çıldırtan manzaralarına şahit oldu. Ukrayna cephesinde 1941 yılında Almanlara esir düştü. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığındı. Eşi ve kızıyla birlikte 1946 yılında önce Edinburgh’a geldi. 1947’de Londra’ya geçerek İngiltere’ye yerleşti. Vatanından ayrıldıktan sonra Kırım’a gitmesi hiç nasip olmadı. </p>
<p>Eserlerinde Kırım Türklerinin Rusların zulmü altındaki hayatını anlattı bizlere. Türkiye’ye hiç gelmediği halde kitaplarını Türkiye Türkçesi ile yazdı. </p>
<p>Korkunç Yıllar, Yurdunu Kaybeden Adam, Onlar da İnsandı, Ölüm ve Korku Günleri, O Topraklar Bizimdi, Dönüş, Genç Temuçin, Badem Dalına Asılı Bebekler, Üşüyen Sokak, Anneme Mektuplar, Benim Gibi Biri, Yoldaşlar, Biz Beraber Geçtik Bu Yolu, Bay Markus Burton’un Köpeği, Bay John Marple’ın Son Yolculuğu, Oy Markus Oy, Rüyalarda Ana ve Küçük Alimcan, Yansılar deneme serisi gibi eserleriyle Türkçenin gelişmesine hazine değerinde katkılar yapmış ve çok sevdiği Türk dünyası toplulukları arasında bir kültür köprüsü kurmuştur.. Romanlarının yanı sıra şiir, deneme ve öykü tarzında eserler de kaleme almıştır. </p>
<p>Doksanıncı doğum yıldönümü dolayısıyla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2009 yılında Cumhurbaşkanlığı köşküne davet edilmişti. Ancak İngiltere’de yaşayan yazarımız rahatsızlığı nedeniyle Türkiye’ ye gelememişti. </p>
<p>Cengiz Dağcı’nın cenazesi 26 Eylül 2011 Pazartesi günü Süleymaniye Camii’nde öğle namazı sonrası kılınacak gıyabi cenaze namazının ardından Londra’da llford bölgesindeki Müslüman mezarlığına defnedilecek. </p>
<p>Yazarın kızı ve damadının Dağcı’nın cenazesini Hristiyan geleneklerine göre kaldırmak istemişler ancak Polonyalı Katolik olan ve kendisinden önce vefat eden eşi Regina’nın vasiyeti üzerine, İslami geleneklere göre toprağa verilmesi uygun görülmüş&#8230; </p>
<p>Evet, bir dağ göçtü&#8230; Acımız da bir o kadar büyük&#8230; Ölümünün ardından kişiliği ve eserleri üzerine daha çok düşünülecek ve araştırma yapılacaktır. </p>
<p>Büyük Milletimize ve sevenlerine baş sağlığı dileklerimle ruhu şad mekanı cennet olsun diyorum.</p>
<p>Rabbim rahmetiyle yarlıgasın&#8230; El-fatiha&#8230;</p>
<p>YUSUF BİLGE </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.net/yusuf-bilge-4-658.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cengiz Dağcı vefat etti</title>
		<link>http://www.turkcesi.net/cengiz-dagci-vefat-etti-652.html</link>
		<comments>http://www.turkcesi.net/cengiz-dagci-vefat-etti-652.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Sep 2011 17:37:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERİN TÜRKÇESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Dağcı vefat etti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.net/?p=652</guid>
		<description><![CDATA[Kırım Tatarlarının ve Türk Dünyasının en önemli edebiyatçılarından Cengiz Dağcı 22 Eylül 2011 günü Londra’da hayata gözlerini yumdu. Cengiz Dağcı’nın cenazesi Londra’da Süleymaniye Kültür Merkezi’nde düzenlenecek törenle defnedilecektir. Türkiye’deki Kırım Tatar diasporası adına Kırım Dernekleri çeşitli şehirlerde Cengiz Dağcı’nın vefatı nedeni ile gıyabî cenaze namazları kıldıracak ve anma günü düzenleyecektir. İlk gıyabî cenaze namazı 24 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.turkcesi.net/cengiz-dagci-vefat-etti-652.html/kirimli-yazar-cengiz-dagci-hayatini-kaybetti" rel="attachment wp-att-653"><img src="http://www.turkcesi.net/wp-content/uploads/2011/09/kirimli-yazar-cengiz-dagci-hayatini-kaybetti.jpg" alt="kirimli yazar cengiz dagci hayatini kaybetti Cengiz Dağcı vefat etti" title="kirimli-yazar-cengiz-dagci" width="500" height="353" class="alignleft size-full wp-image-653" /></a>Kırım Tatarlarının ve Türk Dünyasının en önemli edebiyatçılarından Cengiz Dağcı 22 Eylül 2011 günü Londra’da hayata gözlerini yumdu. Cengiz Dağcı’nın cenazesi Londra’da Süleymaniye Kültür Merkezi’nde düzenlenecek törenle defnedilecektir.<br />
Türkiye’deki Kırım Tatar diasporası adına Kırım Dernekleri çeşitli şehirlerde Cengiz Dağcı’nın vefatı nedeni ile gıyabî cenaze namazları kıldıracak ve anma günü düzenleyecektir. İlk gıyabî cenaze namazı 24 Eylül 2011 Cumartesi günü öğle namazını müteakip Ankara Kocatepe Camii’nde kılınacaktır.<br />
Türkiye’de Kırım Derneklerinin ve temsilciliklerinin bulunduğu şehirlerde 1 Ekim 2011 Cumartesi günü öğle namazını müteakip anma toplantıları yapılacak, Kur’ân-ı Kerim ve Mevlid okutulacaktır.<br />
Milletimizin ve edebiyat dünyamızın başı sağ olsun!<br />
Cengiz Dağcı kimdir?<br />
1919 yılında Kırım’ın Gurzuf kasabasında doğan Cengiz Dağcı&#8217;nın çocukluğu Yalta’ya bağlı Kızıltaş köyünde geçti. İlk ve orta öğrenimini köyünde ve Akmescit&#8217;te tamamlayan Dağcı, Kırım Pedagoji Enstitüsü 2.sınıfta iken 2. Dünya Savaşı çıktı. Ukrayna cephesinde 1941 yılında Almanlara esir düşen Dağcı, Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığındı. Eşi ve kızıyla birlikte 1946 yılında Edinburgh&#8217;a gelen Dağcı, 1947&#8242;de Londra&#8217;ya geçti. Dağcı, vatanından ayrıldıktan sonra şartlar nedeniyle bir daha Kırım&#8217;a dönemedi.<br />
Türk edebiyatının en güçlü yazarlarından olan Cengiz Dağcı, Londra’da yaşadığı süre boyunca, Kızıltaş köyüne olan özlemini konusu Kırım’da geçen eserleri yazarak giderdi.  Akıcı ve etkileyici bir üslup kullanan Dağcı, romanlarında Kırım Tatarlarının 1928&#8242;den sonra Sovyet boyunduruğu altında çektiği acıları dile getirir, bir yurdun gasp edilişini anlatır. Konularında büyük sömürü savaşlarında toplumsal çılgınlığın içinde insanın kendini arayışı, zulme başkaldırma haysiyetinin kazanılması gibi evrensel boyutlar vardır. Bunun yanında anlatılan olayların gerçekten yaşanmış olması da eserlerine ayrı bir kuvvet katmaktadır.<br />
Dağcı&#8217;nın Türkiye&#8217;ye hiç gelmediği halde kitaplarını Türkiye Türkçesi ile yazması sayesinde Türkiye&#8217;de birçok insan Kırım&#8217;ı ve Kırım Tatarlarının yaşantılarını öğrenme imkânı bulmuştur.<br />
Eserleri Varlık Yayınları ve son yıllarda da çoğunlukla Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanmıştır.<br />
Eserleri : Korkunç Yıllar (1956) , Yurdunu Kaybeden Adam (1957) , Onlar da İnsandı (1958), Ölüm ve Korku Günleri (1962) , O Topraklar Bizimdi (1966) , Kolhozda Hayat (1966) , Dönüş (1968) , Genç Temuçin (1969), Badem Dalına Asılı Bebekler (1970) , Üşüyen Sokak (1972), Anneme Mektuplar (1988), Benim Gibi Biri (1988), Yoldaşlar (1992), Hatıralar (1995), Biz Beraber Geçtik Bu Yolu (1996), Yansılar I (1988), Yansılar II (1990), Yansılar III (1991), Yansılar IV (1993),Yansılar V , Yansılardan Kalan, Ben ve İçimdeki Ben (1994), Halûk&#8217;un Defterinden Londra Mektupları (1996), Hatıralarda Cengiz Dağcı (1998), Bay Markus&#8217; un Kopeği, Bay John Marple&#8217;ın Son Yolculuğu, Oy Markus Oy, Regina (2000), Rüyalarda Ana ve Küçük Alimcan (Bir Kırım Öyküsü) (2001).</p>
<p>___________</p>
<p>Dağcı&#8217;nın kitaplarını yayınlayan Ötüken Yayınevi&#8217;nden yapılan açıklamaya göre Dağcı, Londra&#8217;daki evinde dün hayatını kaybetti.</p>
<p>EDEBİYATÇI İSA KOCAKAPLAN&#8217;IN GÖRÜŞLERİ<br />
Dağcı&#8217;nın ölümüyle ilgili AA muhabirine açıklama yapan Kültür Üniversitesi Öğretim Görevlisi, Dağcı&#8217;nın eserleri üzerine araştırmaları bulunan, araştırmacı-yazar İsa Kocakaplan, Dağcı&#8217;nın vefatından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.</p>
<p>Kocakaplan, 2009 yılında Dağcı ile görüştüğünü aktararak, &#8221;Cengiz Dağcı, Londra&#8217;da Türkiye Türkçesiyle yazan önemli bir romancıdır. Kırım Türklerinin acılarını ve şahsi acılarını yazı yoluyla bütün dünyaya duyurmuştur. Dağcı, Türk dünyasına Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nden bir kuruş almadan hizmet eden nadir insanlardan biridir. Londra&#8217;da İngilizce yazabilecekken, hatta Kırım Tatarcası ile yazabilecekken Türkiye Türkçesi ile yazmayı tercih etti. Türk edebiyatına, kültürüne ve dünyasına hizmet etti. Bu bakımından Dağcı&#8217;nın vefatıyla Türk dünyasında büyük bir boşluk meydana gelecektir, edebi bakımdan&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Dağcı&#8217;nın roman ve hatıra olmak üzere yazdığı 25 eserin hem Dağcı&#8217;yı, hem Türkiye Türkçe&#8217;sini, hem de Kırım Türklüğünü dünyaya tanıtmaya devam edeceğini ifade eden Kocakaplan, &#8221;Bize, özellikle de televizyoncu ve sinemacılara düşen görev Dağcı&#8217;nın çok kolay senaryo olabilecek romanlarından filmler ve diziler çıkarmaktır&#8221; dedi.</p>
<p>Türk dünyasının önemli bir yazarını kaybettiğini belirten Kocakaplan, &#8221;Bütün Türk dünyasının başı sağ olsun. Dağcı kadar uzun yaşayan ve bu uzun ömrünü dolu dolu eserlerle kapatan başka bir yazar daha güç bulunur&#8221; diye konuştu.</p>
<p>CENGİZ DAĞCI KİMDİR?<br />
Gurzuf&#8217;ta 1919 yılında doğan Cengiz Dağcı&#8217;nın çocukluğu Krasnokamenka (Kızıltaş) köyünde geçti.<br />
İlk ve orta öğrenimini köyünde ve Akmescit&#8217;te tamamlayan Dağcı, Kırım Pedagoji Enstitüsü 2.sınıfında iken 2. Dünya Savaşı çıktı.</p>
<p>Ukrayna cephesinde 1941 yılında Almanlara esir düşen Dağcı, Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığındı.</p>
<p>Eşi ve kızıyla birlikte 1946 yılında önce Edinburgh&#8217;a gelen Dağcı, 1947&#8242;de Londra&#8217;ya geçti. Dağcı, vatanından ayrıldıktan sonra hiç Kırım&#8217;a gitmedi.</p>
<p>Hüzünlü bir üsluba sahip Dağcı, eserlerinde Kırım Türklerinin Rusların zulmü altındaki hayatını anlatır.<br />
Dağcı&#8217;nın Türkiye&#8217;ye hiç gelmediği halde kitaplarını Türkiye Türkçesi ile yazması sayesinde Türkiye&#8217;de birçok insan Kırım&#8217;ı ve Kırım Tatarları&#8217;nın yaşantılarını öğrenme imkanı buldu.<br />
Pek bilinmemesine karşın Dağcı&#8217;nın Kırım Tatarca şiirleri de bulunuyor.</p>
<p>Dağcı&#8217;nın, Korkunç Yıllar, Yurdunu Kaybeden Adam, Onlar da İnsandı, Ölüm ve Korku Günleri, O Topraklar Bizimdi, Dönüş, Genç Temuçin, Badem Dalına Asılı Bebekler, Üşüyen Sokak, Anneme Mektuplar, Benim Gibi Biri, Yoldaşlar, Biz Beraber Geçtik Bu Yolu, Bay Markus Burton&#8217;un Köpeği, Bay John Marple&#8217;ın Son Yolculuğu, Oy Markus Oy, Rüyalarda Ana ve Küçük Alimcan gibi eserleri<br />
bulunuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.net/cengiz-dagci-vefat-etti-652.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yusuf BİLGE</title>
		<link>http://www.turkcesi.net/yusuf-bilge-3-647.html</link>
		<comments>http://www.turkcesi.net/yusuf-bilge-3-647.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Sep 2011 11:33:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[YAZILAR - ŞİİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf BİLGE]]></category>
		<category><![CDATA[geyik cılgası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.net/?p=647</guid>
		<description><![CDATA[GEYİK CILGASI Bizim kuşak bir âlem, sözü ters-yüz ederler; Yahşiden yaman anlar, apaşa &#8220;civan&#8221; derler&#8230; Teşbihin yanlışından eğretileme yollu, Katrandan kel alaka, sedire &#8220;divan&#8221; derler&#8230; Belaya bulaşmaktan ite dalaşmaktansa Çalıyı dolaşana &#8220;pes-dil pehlivan&#8221; derler&#8230; Kırda gezen korucu yol kesip kimlik sorsa, Maziden uyak arar, &#8220;O bir deştivan&#8221; derler&#8230; Buluttan nem silsile kuğuluğu dert etmez, &#8220;Madem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.turkcesi.net/yusuf-bilge-3-647.html/yusufbilge1" rel="attachment wp-att-648"><img src="http://www.turkcesi.net/wp-content/uploads/2011/09/yusufbilge1.png" alt="yusufbilge1 Yusuf BİLGE" title="yusufbilge1" width="92" height="104" class="alignleft size-full wp-image-648" /></a><strong>GEYİK CILGASI</strong></p>
<p>Bizim kuşak bir âlem, sözü ters-yüz ederler;<br />
Yahşiden yaman anlar, apaşa &#8220;civan&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Teşbihin yanlışından eğretileme yollu,<br />
Katrandan kel alaka, sedire &#8220;divan&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Belaya bulaşmaktan ite dalaşmaktansa<br />
Çalıyı dolaşana &#8220;pes-dil pehlivan&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Kırda gezen korucu yol kesip kimlik sorsa,<br />
Maziden uyak arar, &#8220;O bir deştivan&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Buluttan nem silsile kuğuluğu dert etmez,<br />
&#8220;Madem ördek değiliz, gel sen de kıvan&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Eşrefi mahlûkatın irfanından dem vursan,<br />
Arife tarif bulur, &#8220;düşünen hayvan&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Deryaya dökülende tuzlanır, içilmez su;<br />
Damıtıp saflaştırsan &#8220;tadı çok yavan&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Sanatlı tevillere fır-ansız kalır çoğu,<br />
Yalın, dobra söylersin, &#8220;bu da pek avam&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Yaptıkları hır-gürün harbi mahlası barış,<br />
Leyleğe saçma sıkar, “laklağa devam” derler…</p>
<p>Sorsan hepsi demokrat, inmekten maksat binmek,<br />
“Halk devlet kapısına bir tahtırevan” derler… </p>
<p>“Oğlana kalem işi pek yaraşır doğrusu”,<br />
Memura kız verirken “başından savan” derler…</p>
<p> Yalama sorunlara çözüm üretmeye gör!<br />
&#8220;Donkişot&#8217;tan el almış, uzman yel-kovan&#8221; derler!</p>
<p>Gündem dağdağasının suyuna tokmak olup<br />
Dibekte top döversin, &#8220;çizildi havan&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Aymazlık baldan tatlı&#8230; Hayat mı? Zaten rüya;<br />
Yatağan telkinlerle &#8220;hipnoza devam&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Kelamı kıt ağdadan pişmaniye tel atmaz;<br />
Okura kusur bulur, &#8220;şerbet kıl kıvam&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Havuç emenlerine tavşanı dadandırır,<br />
Tilkiye kaç, tazıya &#8220;işte kaltaban&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Övgülerinde gizli yamyam artıklarıyla<br />
Vay-be’yini ökseler, “uçtu dal-tavan&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Lafını balla keser, arıdan korkarlar da,<br />
İğneyle kuyu kazsan &#8220;tamtakır kovan&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Kümesteki kazlara vergisiz algı sunup,<br />
Geyik cılgası tozsa &#8220;düştü bir kervan&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Aslında niyetleri topal eşşek şakası;<br />
Önünde gerdan kırıp &#8220;can sana kurban&#8221; derler&#8230;</p>
<p>Bilge kaval çalarmış, ney üflermiş kime ne?.!<br />
Belki bir gün ayıkır, &#8221; O bize çoban&#8221; derler&#8230;  </p>
<p>YUSUF BİLGE</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.net/yusuf-bilge-3-647.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmet ŞAHİN</title>
		<link>http://www.turkcesi.net/ahmet-sahin-3-643.html</link>
		<comments>http://www.turkcesi.net/ahmet-sahin-3-643.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Sep 2011 11:31:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR - ŞİİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet ŞAHİN]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Gül Düştü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.net/?p=643</guid>
		<description><![CDATA[Bir Gül Düştü Türkiye’mizin yetiştirdiği ve halen Erciyes Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Görevliliği ile beraber Kayseri’de yayınını devam ettirmekte olan “Berceste Dergi”mizin Yayın Müşâvirliği vâzifelerini de başarı ile yerine getiren ve Türk Edebiyatı’nın velûd kalemlerinden, Şâir ve Yazar Bekir Oğuzbaşaran; “Necip Fazıl’ın Şiiri”, “Bir Yaşama Biçimi Edebiyat ve Necip Fazıl Gerçeği” adlı inceleme-araştırma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.turkcesi.net/ahmet-sahin-3-643.html/ahmedsahin1" rel="attachment wp-att-644"><img src="http://www.turkcesi.net/wp-content/uploads/2011/09/ahmedsahin1.png" alt="ahmedsahin1 Ahmet ŞAHİN" title="ahmedsahin1" width="177" height="200" class="alignleft size-full wp-image-644" /></a><strong>Bir Gül Düştü</strong><br />
Türkiye’mizin yetiştirdiği ve halen Erciyes Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Görevliliği ile beraber Kayseri’de yayınını devam ettirmekte olan “Berceste Dergi”mizin Yayın Müşâvirliği vâzifelerini de başarı ile yerine getiren ve Türk Edebiyatı’nın velûd kalemlerinden, Şâir ve Yazar Bekir Oğuzbaşaran; “Necip Fazıl’ın Şiiri”, “Bir Yaşama Biçimi Edebiyat ve Necip Fazıl Gerçeği” adlı inceleme-araştırma kitaplarının yanında “Kültür ve Edebiyatımızdan Manzum Portreler”, “Geleneğin İzinde Rubaiyyât-ı Oğuz”, “Bir Gül Düştü” adlı şiir kitaplarıyla da san’at edebiyat ve kültür dünyamıza damgasını vurmuş nadir şahsiyetlerimizdendir. </p>
<p>Meslek hayatında hocaların hocası olmayı başarmış bu çilekeş dâvâ adamı, milletimize en az otuz beş sene fiili hizmette bulunmuştur. Bu zaman zarfında sayısız memleket evlâdı yetiştirmiştir. Bekir Oğuzbaşaran, sadece muâllimlikle yetinmeyerek çeşitli gazetelerin yanı sıra “hür tefekkürün kalesi”  pek çok mecmuâya da  imza atmıştır. Kendileri maalesef nesli tükenmekte olan hakîki münevverler zümresindendirler. </p>
<p>Bekir Oğuzbaşaran, vereceğini vermiş ve heybesindekileri aziz milletimizin önüne sunmuştur. Bundan sonra iş memleket  evlâtlarına kalmaktadır. Memleket gençliği,  Bekir Oğuzbaşaran gibi  eserleriyle Türkiye’nin irfânını yoğurmuş edebiyat, san’at, ilim, fikir ve tefekkür adamlarımızın güzide eserleriyle bir an önce tanışmalı, buluşmalı, alacaklarını almalı ve gönül dünyalarını mamûr ve ihyâ etmelidirler.</p>
<p>Târih ve edebiyatın en iyi şiirle öğrenilebileceğini bu yüksek san’atla hâfızâlara kazınabileceğini keşfeden Bekir Oğuzbaşaran, bu zor işi şiirlerine başarılı bir şekilde aksettirmiştir.  Bu bakımdan, târih ve kültür zenginliğimiz, o’nun şiirlerinden taşarak, ışık medeniyetimizin nûrlu ikliminden süzüle süzüle hakîki  irfânımızı meydana getiren asıl mecrasıyla buluşmuştur.</p>
<p>Biz bu yazımızda, şâirimizin “Bir Gül Düştü” adlı şiir kitabındaki şiirlerinden seçmeler yaparak bu şiirler hakkında bazı değerlendirmelerde bulunacağız. </p>
<p>Şâirimiz şiir kitabına “Ses Bayrağımız” başlıklı şiiri ile giriş yapmıştır:</p>
<p>Senin için kanlar döktüm<br />
Dalgalan ses bayrağımız<br />
Dünyaya seninle baktım<br />
Dalgalan ses bayrağımız</p>
<p>Aynı dili konuşmalı<br />
Aynı hedefe koşmalı<br />
Aynı yürekle coşmalı<br />
Dalgalan ses bayrağımız<br />
Çoğala çoğala çağla<br />
Kardeşi kardeşe bağla<br />
Birliği dirliği sağla<br />
Dalgalan ses bayrağımız (s.10, 11)</p>
<p>Elbette çok eskiden beri Adriyatik’den Çin Seddi’ne kadar olan sahada konuşulan bir dil dünyanın en zengin ve bereketli dili olmak icap eder.  Kaldıki Türkçe bugün dünyanın hemen her memleketinde konuşulmaktadır. Bu bakımdan Bekir Oğuzbaşaran’ın kitabına bu şiirle başlaması tesâdüfî değildir.</p>
<p>Bekir Oğuzbaşaran “Şiir” başlıklı şiirinde, âdetâ şiirin haritasını başarıyla çizmiştir. Öyle ki  şâirimiz, bu şiirin meydana gelmesi sırasında malzeme niteliği taşıyan ve şiiri besleyen kaynaklara bir bir işâret etmiş ve önemli şâirlerin şiir atlası üzerinde başarılı gezintiler yapmıştır.  Meselâ:</p>
<p>   Şiir<br />
Fuzûlî’de<br />
Şey Galib’de<br />
Ahmet Haşim’de<br />
Necip Fazıl’da<br />
İçtikçe susatan bengisu (s.15) </p>
<p>İfâdeleri  gerçekten şairâne söylenmiş birer inciler demetidir. </p>
<p>   “Şâirin Türküsü” şiirinde bir şâir olarak vâzifesini şevkle yapışının sonsuz hazzını duyan şâirimiz; mısralarla fakat mısralar üstü bir hürlükle sorumlu vâzifeşinaslığın doyumsuz zevkine varmakta ve meslektaşlarına da bu güzellikten nasiplenmeyi tavsiye etmektedir. Şâirin bir vâzifesi de dilin kendi kaideleri içerisinde kalarak ana dilini ustaca yontmak, cilâlamak, işlemek ve nihayet onu güzelleştirmektir. Bekir Oğuzbaşaran bu durumun şuûr ve idrâkindedir:</p>
<p>   Dilin bahçıvanıyım<br />
   Şehitlerin kanıyım<br />
   Yazmaya hükümlüyüm<br />
   Yazmakla yükümlüyüm (s.16)</p>
<p>   Bir milletin nabzı; ilâhilerde, destânlarda, ağıtlarda, türkülerde, şarkılarda ve atasözlerinde atar ve bunlar o milletin maşerî vicdânını  meydana getirirler. Şâirimiz’i “Türküleri Seviyorum” başlıklı şiir yazmaya götüren saik, on’daki bu büyük şuûrun muhayyilesinde oluşmuş bulunan derûnî aşk ve gönül birlikteliği coşkusudur. Yanî, şâirin milleti’yle “hem-dem” oluşunun çok güzel bir tezâhürüdür:</p>
<p>Hayâta güzellik katan<br />
Türküleri seviyorum<br />
Damarlarımızda atan<br />
Türküleri seviyorum</p>
<p>Kâh ağlatan, kâh güldüren<br />
Kâh dirilten, kâh öldüren<br />
Kâh yeşerten, kâh solduran<br />
Türküleri seviyorum </p>
<p>Oğuz der ki, bu bir akış<br />
Tatlı gülüş, güzel bakış<br />
Dantel, dantel, nakış nakış<br />
Türküleri seviyorum (s.17, 18)</p>
<p>Bilindiği gibi, “gül”ün Türk Edebiyatı’nda çağrıştırdığı mânâlar çok yönlü ve derindir. Nisbesi bakımından “Kâinâtın Fahri” ile müsammalı olduğundan cinsleri içinde ondan üstünü yoktur ve gül kokusunu o’nun mübârek terinden  aldığı için beş duyumuzla idrâk edebildiğimiz beşerî kokunun da padişahı keza o’dur. Bu bakımdan “gül”ün üstünlüğü hiçbir şekilde tartışılmaz. Şâirimizin kitabına da ad olan “Bir Gül Düştü” şiirinde, böyle bir derinliğin mecâzlar ve sırlarla kaplı bu muazzam halin mısralarla  ifâdelendirilişini görmekteyiz:</p>
<p>Bilmiyorum nerde, nasıl<br />
Omuzuma bir gül düştü<br />
Bir ağaçtan usul usul<br />
Omuzuma bir gül düştü</p>
<p>Derinleri kımıldattı<br />
Günüme mutluluk kattı<br />
Dikeni elime battı<br />
Omuzuma bir gül düştü</p>
<p>Arı ona üşüşmüştü<br />
Bülbüllerle görüşmüştü<br />
Gizli gizli öpüşmüştü<br />
Omuzuma bir gül düştü (s.19)</p>
<p>“Arının balı, hariç bütün tatlılar aslında birer zehirdir.” Denilmiştir. Bu bakımdan bin-bir çiçekten bal toplayan arı ile o’nun bal’ı kendi cinsleri içerisinde gül’de olduğu gibi birer padişahtırlar. Bize göre şâir, burada Yunus Emre’nin dediği “ballar balını bulmuş”tur. Arı’nın gül’e üşüşmesi, gül’ün bülbüllerle görüşmesi ve bunların gizli gizli öpüşmesi hep o mânâ sultânlığının (zirvede ve tek oluşlarının) icaplarındandır.<br />
“Aşk Mesnevîsi”  ile “Adı Aşk” adlı şiirlerde halden hale girişin ve “zehirle pişmiş aş”ın yudum yudum tadılışı resmedilmiştir:</p>
<p>Ben, sen oluncaya kadar değişmek<br />
Sen, ben olana dek durmadan pişmek</p>
<p>Hakikî aşığa vuslat gerekmez<br />
Sevdâ süvârisine at gerekmez</p>
<p>Ey şair, aşk dağına sür atını<br />
Sür gerçek şiirin saltanatına… (s.122)</p>
<p>Ateş üstünde yürümek, adı aşk<br />
Nefsi yerlerde sürümek, adı aşk</p>
<p>Her gün zehirle pişmiş aşı yemek,<br />
Çile kabında çürümek, adı aşk</p>
<p>Bir deri ve bir kemik kalana dek,<br />
Gün gün süzülüp erimek, adı aşk  (s.23)</p>
<p>Şâirimizin bu mısralarında hem zâhir’en hem de tasavvufî terbiye ile bati’nen hakikate vasıl oluş iç içe işlenmiştir.<br />
“Hep Seni Arıyorum”   şiirinde şairimiz mutlak hakikat olan Allah’ü Teala’yı (Azze ve Celle), bir Yunus Emre salabetiyle her yerde, her şeyde ve her zerrede aramaktadır. Hem de o’nun asırlara meydan okuyan muazzam Türkçesi ile asırlar sonrasına ulaştırılacak ve hiç eskimeyecek yep yeni bir mektup gibi:</p>
<p>Bülbüllerin sesinde<br />
Gönüllerin nefesinde<br />
Ötenin ötesinde<br />
Hep Seni arıyorum</p>
<p>Gökyüzünde ve yerde<br />
Zikreyleyen dillerde<br />
Kıyâmet’te, Mahşerde<br />
Hep Seni arıyorum</p>
<p>Güzelin bakışında<br />
Yüzünün nakışında<br />
Suların akışında<br />
Hep Seni arıyorum</p>
<p>Gündüzde ve gecede<br />
Kelimede, hecede<br />
Rükûda ve secdede<br />
Hep Seni arıyorum</p>
<p>Sensin seni aratan<br />
Sensin hakikî vatan<br />
Önde Kılavuz Kaptan<br />
Hep Seni arıyorum… (s. 36, 37, 38)</p>
<p>“O’ndan Başka İlâh Yoktur”  şiirinde Allah’ü Teala’nın (Celle Celâlühü) kudretinin sonsuzluğu, büyüklüğünün hudutsuzluğu ile beraber;  O’na karşı kullukta olması gereken  teslimiyet hâlimiz dile getirilmiştir. Bekir Oğuzbaşaran bilmektedir ki, “gerçek hürlük, Hakk’a  teslimiyyet”ile elde edilen en büyük bir nimettir:</p>
<p>Dünya O’nun, ahret O’nun<br />
Türlü türlü nimet O’nun<br />
Sual olmaz hikmet O’nun<br />
O’ndan başka ilâh yoktur</p>
<p>Oğuz der, müjdeler olsun<br />
Gündüzler geceler olsun<br />
Rabb’e secdeler olsun<br />
O’ndan başka ilâh yoktur  (s.40, 41)</p>
<p>Bekir Oğuzbaşaran, “Şükür Yâ Rab” adlı şiiri ile bu büyük varlığa karşı şükrünü dervişâne bir teslimiyet içerisinde edâ  etmiştir. Esâsen her mü’minin asla unutmaması gereken iki müessesi vardır; zikir ve şükür:</p>
<p>Her lütfuna, ihsânına<br />
Şükür yâ Rab, şükür yâ Rab<br />
Kur’ân’daki beyânına<br />
Şükür yâ Rab, şükür yâ Rab</p>
<p>Pâdişâh-ı lemyezelsin<br />
Hem ebedsin, hem ezelsin<br />
Mutlak anlamda güzelsin<br />
Şükür yâ Rab, şükür yâ Rab  (s.42, 43)</p>
<p>“Allah’ın Dediği Olur” şiiri bir nasîhat şiiridir. Kişinin her an nefsini ve kendi kendisini hesaba çekmesinin gerekliliğini hatırlatan bir şiirdir. Bu şiirin özünde: “Nefsini bilen Rabbi’ni bilir.” Kutsî Hadis’i vardır. Teslim olmamış kuru akıl, bu büyük hakîkati anlayamaz, kavrayamaz:<br />
Kendini bil, Rabbini bil<br />
Azgınlığa verme meyil<br />
Hakk’ın huzûrunda eğil<br />
Allah’ın dediği olur  </p>
<p>Ey nefs, inatlığı bırak<br />
Ömür kısa, menzil ırak<br />
Üstte semâ, altta toprak<br />
Allah’ın dediği olur…  (s.45) </p>
<p>“Allah’tan Ümit Kesilmez” şiiri de yine bir nasîhat şiiridir.  İnsan ümitsiz yaşayamaz. Ümidini kaybeden, her şeyini kaybetmiş demektir. Dinimiz İslâm,  imânı olan bir kimsenin Allah’ın (Azze ve Celle) rahmetinden ümidini kesmesine cevaz vermez. Bunun için de her müslümâna tövbe kapısı sonuna kadar açık tutulmuştur. Ümitsizliği “kara zindan”a  benzeten şâirimiz, ümitsiz bir kimsenin “boş çuval gibi yıkılma”ya mahkûm olduğunu belirtmiştir:</p>
<p>Ümitsizlik kara zindan<br />
İnsanda bırakmaz derman<br />
Ümitlerle yaşar insan<br />
Allah’tan ümit kesilmez</p>
<p>Karamsarlığa kapılma<br />
Ümit beslemekten yılma<br />
Boş çuval gibi yıkılma<br />
Allah’tan ümit kesilmez  (s.46, 47) </p>
<p>Duâ kâinât çaplıdır. Milletimizi ayakta tutan en büyük iksir duâdır. Bizim duâlarımız ve aminlerimiz vardır. Fert fert  gizli, açık ve ümmetçe yapılan müşterek duâlarımız vardır. Duâ; bolluktur, berekettir, rahmettir, güçtür, kuvvettir, kudrettir ve hâsılı duâ en büyük silâhtır. Onsuz olunmaz ve biz duâ milletiyiz. Şâirimiz Bekir Oğuzbaşaran’ın da belirttiği gibi  ümmetçe O’ndan“başka varacak kapımız yok”: </p>
<p>Senden başka varacak kapımız yok<br />
Yâ Rab hayırlar getir başımıza<br />
Başka da yalvaracak kapımız yok<br />
Yâ Rab hayırlar getir başımıza</p>
<p>Oğuz der: Nefs başımıza şer belâ<br />
Asırlardır dünyamız bir Kerbelâ<br />
İnsana insandan gelir her belâ<br />
  Yâ Rab hayırlar getir başımıza     (s.48)</p>
<p>Allah Zülcelâl Hazretleri’nin “Habibim” diye muhatab aldığı ve muhabbetini açıkça ifâde ettiği tek Nebî, Nebiler Nebi’si (Sellallahü Aleyhi Vesellem)  sevilmez mi?.. Şâirimiz Bekir Oğuzbaşaran bu güzel mi güzel şiirinin başlığını “Peygamberimi Severim” koymuş…Ve bakalım ne demiş?..</p>
<p>İçim dışım birdir benim<br />
Peygamberimi severim<br />
Samimiyettir madenim<br />
Peygamberimi severim</p>
<p>İster erkek, ister dişi<br />
Sevdiği iledir kişi<br />
Rengine boyanmak işi<br />
Peygamberimi severim</p>
<p>O’na lâyık olmasam da<br />
Sünnetiyle dolmasam da<br />
İbadetle solmasam da<br />
Peygamberimi severim</p>
<p>O’na varır bütün yollar<br />
O’na muhtaç bütün kullar<br />
Öksüzler, yetimler, dullar<br />
Peygamberimi severim</p>
<p>Dağda, yaylada, ormanda<br />
Yeryüzünde, asumanda<br />
Her mekânda, her zamanda<br />
Peygamberimi severim</p>
<p>Madde ile, mânâ ile<br />
Câhil ile dânâ  ile<br />
Her dem gül-i rânâ ile<br />
Peygamberimi severim</p>
<p>Ateş ve su, hava, toprak<br />
Çiçek çiçek, yaprak yaprak<br />
Tâ yürekten haykırarak<br />
Peygamberimi severim</p>
<p>Seven kalbim O’nu ara<br />
Doğduğun günden mezara<br />
Ellerim boş, yüzüm kara<br />
Peygamberimi severim</p>
<p>Tüm rûhunu O’na bağla<br />
Kalbini aşkıyla dağla<br />
Şefaate kadar ağla<br />
Peygamberimi severim</p>
<p>Oruç ile, namaz ile<br />
Duâ ile, niyaz ile<br />
Siyah ile, beyaz ile<br />
Peygamberimi severim</p>
<p>O, Allah’ın Sevgilisi<br />
İlmi Hak’tan vergilisi<br />
Kâinâtın övgülüsü<br />
Peygamberimi severim</p>
<p>Varlıklar O’nun yüzünden<br />
Hikmet fışkırır sözünden<br />
Rabbim ayırma izinden<br />
Peygamberimi severim</p>
<p>Oğuz, gönlü Habîb’e ver<br />
O’nu en çok Allah sever<br />
Yüce Kitâbında över<br />
Peygamberimi severim… (s.49, 50,)</p>
<p>            Hiç şüphesiz İslâmî Türk Edebiyatı’nın bel kemiğini meydana getiren Allah’ü Teala (Celle Celâlühü) için Münâcâtlar ile Hazreti Peygamber Efendimiz (Sellallahü Aleyhi Vesellem)   için yazılmış, yazılmakta ve daha da yazılacak olan Na’t-ı Şerîf şiirleridir. Bu şiirler ile şâirlerin âdetâ dillerinin bağı çözülür. O şâir’de Allah’ü Tealâ’nın (Azze ve Celle) ve Efendimiz’in (Sellallahü Aleyhi Vesellem) muhabbeti hasıl olur ve bu hâl şiire yansır ve böylece o şâirin şiiri de güzelleşmiş olur. Bu sebeple yazılmış olan en güzel şiirler hep Allah ve Rasûl’ü için yazılmış olan şiirler olmuştur. Yani Muhammediyyeler, Mirâciyeler, Mevlidler, ilâhiler ile beraber bir Münâcât ve Naatler Medeniyeti doğmuştur.  Şairimiz Bekir Oğuzbaşaran “Naat Medeniyeti” adlı şiirinde başka hiçbir edebî tür ile kıyas kabul etmeyen bu büyük medeniyetin öncülerini bir nevi resmi geçide tabi tutmuştur:</p>
<p>On beş asırdan beri, hüsn-i hat, edebiyat<br />
Anlatmaya çalıştı, (k)onu: Fahr-i Kâinât<br />
Nice şâir ve edip mehdinde çırptı kanat<br />
Süleyman Çelebimiz ve Vesîletü’n-Necat<br />
Yûnus, Fuzûlî, Nâbî, Mevlânâ, Arif Nihat<br />
Şey Gâlib, Yaman Dede, o muhtedî avukat<br />
Neçip Fâzıl, “Esselâm”, tekrar şahlandı sanat<br />
Karakoç, “Gül Muştusu” ve “Hızırla Kırk Saat”<br />
O’na olduğu kadar yapılmadı serenat<br />
O’nun vassâfı Allah, bu açık bir hakîkat<br />
O halde bize düşen, Habîb’e sonsuz biat<br />
Bence en güzel naat, O Şah Gül’e salavât<br />
Tâ gönülden duyarak, O’na selâm ve salât<br />
Bizi de unutmasın, Kerem-kân-ı Şefâat<br />
Etmesin ben fakîri, ümmetliğinden âzât… (s.51)</p>
<p>             Ramazan teslimiyeti bizim milletimizin en önemli husûsiyetlerindendir. “Onbir Ayın Sultânı” Ramazan, “Üç Aylar” bereketi ve kandiller nûraniyetiyle gelişini fermânlaştırır. Bekir Oğuzbaşaran “Ey Şehr-i Ramazan” adlı şiiri ile o’nu büyük bir heyecân ve coşku ile karşılamıştır:</p>
<p>Göklerden sessizce gelen kutsal bir fermandır<br />
Oruçla güzelleşen gönüllere sultandır<br />
Allah’tan kullarına en güzel armağandır<br />
Hayâtımıza hoş geldin ey şehr-i Ramazan </p>
<p>Nefsimizin beton duvarlarını kırandır<br />
Bütün ayların içinde en mübârek olandır<br />
Yoksulları giydiren, açları doyurandır<br />
Hayâtımıza hoş geldin ey şehr-i Ramazan</p>
<p>Şeytan elçilerini zincirlere vurandır<br />
Bu ayda tüm müminler daha bir müslümandır<br />
Hatimle kılınan namaz, okunan Kur’ân’dır<br />
Hayâtımıza hoş geldin ey şehr-i Ramazan</p>
<p>Merhametin somut hâle geldiği zamandır<br />
Câmiler dolup taşar, bereket çağlayandır<br />
Minâre minâre mahya, mahyalar nurdandır<br />
Hayâtımıza hoş geldin ey şehr-i Ramazan</p>
<p>Af ve mağfiret ayı, bu bir mâh-ı gufrandır<br />
Sabır eğitimiyle dertlilere dermandır<br />
Yeryüzüne huzûru cömertçe dağıtandır<br />
Hayâtımıza hoş geldin ey şehr-i Ramazan… (s.66)</p>
<p>         Şehîdler, bize sayısız coğrafyalar vatanlar bahşeden şehîdlerimiz…  Ölümsüzlüğe kanat çırpan ve  mübârek seferlerin ve zaferlerin dolu dizgin destânlaşmış kahramanları… O’nlarsız şiir kitapları eksiktir.  O’nlar, harplerin otağında  al kanlarıyla destânlarlar  yazan hakikatli er oğlu erlerdir&#8230; Şâiri’miz   Bekir Oğuzbaşaran “Ölümsüzler”  adlı şiirinde  bu şehidlerimizi bakınız ne kadar güzel ebedîleştirmiştir: </p>
<p>   İstiklâlin güzelini<br />
   Kanlarıyla ödediler<br />
   Cennetlerin bedelini<br />
   Canlarıyla ödediler</p>
<p>      Hepsi gönüllü geldiler<br />
   Sebîlullah sebildiler<br />
   Peygamber’ce övüldüler<br />
   Şanlarıyla ödediler</p>
<p>   Kimileri yavukluyu<br />
   Kimi kundakta çocuğu<br />
   Bıraktı çifti çubuğu<br />
   Tenleriyle ödediler</p>
<p>   Pırıl pırıl nice yiğit<br />
   Ya gâzî oldu, ya şehit<br />
   Birer destan ya da ağıt<br />
   Sanlarıyla ödediler</p>
<p>   “Allah! Allah!”la coştular<br />
   Vatan için vuruştular<br />
   Muştulara kavuştular<br />
   Sonlarıyla ödediler</p>
<p>         Kimi okulu bıraktı<br />
   Daima ileri baktı<br />
   Ezelden ebede aktı<br />
   Ünleriyle ödediler</p>
<p>   Biz hepsine minnettârız<br />
   Onlar sâyesinde varız<br />
   Aynı soydan torunlarız<br />
   Genleriyle ödediler</p>
<p>   Toprağı vatan yapanlar<br />
   Bayrağı al kan yapanlar<br />
   Yüce Allah’a tapanlar<br />
   Dinleriyle ödediler</p>
<p>   Rahmetlerle anıyoruz<br />
   Hiç sönmeden yanıyoruz<br />
      Oğuz der; inanıyoruz<br />
      Onlar asla ölmediler… (s. 79)</p>
<p>             Kayseri , Tarih kültür ve medeniyet beşiği… Hemen her devirde adından söz ettiren kültür merkezi başşehirlerimizden birisi.  Husûsî olarak daha çok  Selçuklu  ve  Osmanlı irfânının damgasını taşıyan  Kayseri şehrimizi  heybetli mısralarla ve fakat bizden biri olarak  târihe hâvâle eden şâirimiz Bekir Oğuzbaşaran,  “Ben Kayseriyim”  adlı şiiri ile Kayseri’ye hizmetin en güzelini ve en büyüğünü yapmıştır:</p>
<p>I<br />
TARİH VE DOĞA KIZI<br />
Gesi bağında cânân, Erkilet’te Hasan’ım<br />
Sakarya’da gönüllü, liseli kahramanım<br />
Miralay Şehit Nâzım, bayrağa düşen kanım<br />
Kerem ile Aslı’da belki de ilk romanım<br />
Pınarbaşı, Yahyalı, nakış nakış Bünyan’ım<br />
Makarr-ı Ulemâ’yım, mektep, medrese, han’ım<br />
Kızılırmak, Zamantı, Yamula’da limanım<br />
Fetihler Kapısı’yım, Afşin’im, Alparslan’ım<br />
‘‘Tüm dünyâ senin’’ dedi, Yüce Oğuz Kağan’ım<br />
Yabanlu Pazarı’nda ipek yüklü kervanım<br />
Kültepe, Kaniş, Karum, Roma’da bezirgânım<br />
Gevher Nesîbe afîf, aşk şehîdi sultânım<br />
Mahperi Hunat Hâtun, külliyeler kuranım<br />
Hem taşı konuşturan, hem taşla konuşanım<br />
Makarr-ı Şuarâ’yım; şâir, âşık, ozanım<br />
Mevlevî Remzi Dede, naatlarda Yaman’ım<br />
Buram buram Selçuklu, Eretna ve Osman’ım<br />
Kitaplara sığar mı binlerce hüsn ü ânım?<br />
II<br />
GÖNÜLLERDEKİ SIZI<br />
Savaşta Battal Gâzî, sulhta Ahî Evran’ım<br />
Bâzen bir Yûnus Emre, bâzen Karac’oğlan’ım<br />
Kapuzbaşı diyorlar, Toros’ta çağlayanım<br />
Bütün felâketlerde, en fazla ağlayanım<br />
Yoksula merhamette yüreği dağlayanım<br />
Zâlime karşı koyan, Hakk’a el bağlayanım<br />
Kubbe kubbe mühürlü, kemer, kümbet her yanım<br />
Çeşmeyim gürül gürül, câmide şadırvanım<br />
Erciyes’te yılkı at, Gediris’te hozanım<br />
Toprağıma bağlıyım, yurduma bahçıvanım…<br />
III<br />
ŞEHİRLERİN YILDIZI<br />
Ben Abdülmennan oğlu Mimar Koca Sinan’ım<br />
Mevlânâ’ya ilk hoca, o Seyyid-i Sırdan’ım<br />
Somuncu Hâmid Velî, mü’min ruhlar karanım<br />
Ben Kadı Burhâneddin, hem şâir, hem hâkanım<br />
Şeyh İbrahim Tennûrî, aşkla ‘‘ Gülzâr’’ yazanım<br />
Seyrânî, Dadaloğlu, iki büyük ozanım<br />
Dâvûd-ı Kayserî’yim, ilim-irfan vatanım<br />
Hacı Kılınç, Melikşâh, Tâceddin, Turesan’ım<br />
Şem’un El Gâzî’yim ben, bir kıssa-i Kur’ân’ım<br />
Kayseri ve Erciyes, işte Altın Destân’ım… (s. 81, 82, 83)</p>
<p>Bazı Tespitlerimiz:</p>
<p>Bekir Oğuzbaşaran’ın “Bir Gül Düştü” adlı şiir kitabından  şeçtiğimiz bazı şiirler üzerindeki fikirlerimizi beyân ederken  birbirinden hakîkaten güzel olan bu şiirler arasından seçim yapmakta oldukça zorlandığımı da ifâde etmeliyim.  Bekir Oğuzbaşaran bize göre bu eserleriyle Türk Edebiyatı’nın önemli şâirleri arasındaki yerini hakkıyla almıştır. </p>
<p>Şiirlerde kullandığı dil mükemmel ve “Yaşayan Türkçe”dir. Şiirlerinde “hakikate erdirici şiir”den pırlanta inciler vardır. Edebiyat tarihimizin büyük zirvesi Yunus Emre’nin diline yakındır. O’nunki gibi akıcı ve kalıcıdır. Bu bakımdan şiirleri kolay anlaşılan bir yapıdadır. Zaten kalıcı şâir kolay anlaşılan ve kendi milletinin dilini ustaca kullanan şâirdir. “Bilmem kaçıncı yeniciliğe” itibar etmeyen ve yüz vermeyen şâirimiz, Türk şiir  geleneğinin uzun soluklu gür sesi olmaya namzettir. </p>
<p>Tekliflerimiz:</p>
<p>1. Bekir Oğuzbaşaran Türk edebiyatına böylesine güzel bir eser kazandırdığı için üst seviyeden tebrike ve mükâfâta lâyıktır. Devlet zirvesi başta olmak üzere; MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI, KÜLTÜR BAKANLIĞI, TİKKA, TÜRK DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU, TRT, TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ, AVRASYA YAZARLAR BİRLİĞİ VE İLESAM derhal harekete geçerek üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirmelidirler.<br />
2. Şâirimizin Eserleri bütün Türk dünyasına okullarımıza yayılacak şekilde çoğaltılmalıdır.<br />
3. Tarih ve edebiyat muallimleri şâirimizin eserlerini hararetle talebelerine tavsiye etmelidirler.<br />
4. Şâirimizin şiirleri mutlaka, her derece ve türdeki ders kitaplarına alınmalıdır.</p>
<p>Eserin Künyesi:</p>
<p>Eserin Adı: Bir Gül Düştü<br />
Eserin Yazarı: Bekir Oğuzbaşaran<br />
Eserin Çeşidi: Şiirler<br />
Eserin Dili: Türkçe<br />
Baskı tarihi:  Romantikkitaptan Ağustos 2011 tarihini taşıyor. Karatay/Konya baskılı ve İstanbul adresli harika tasarımlı bu kitabın milletlerarası seri numarası: ISBN-978-605-4336-45-6’dır. Eser, 1 Hayat Hikâyesi, 50 şiir başlığı ve 103 sayfadan ibarettir. Baskıda gözü yormayan hafif sarı renkli A5 14,8x 21 ebadında kâğıt kullanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.net/ahmet-sahin-3-643.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mardin evlerinin fiyatı milyon dolarları aştı</title>
		<link>http://www.turkcesi.net/mardin-evlerinin-fiyati-milyon-dolarlari-asti-639.html</link>
		<comments>http://www.turkcesi.net/mardin-evlerinin-fiyati-milyon-dolarlari-asti-639.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2011 06:09:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERİN TÜRKÇESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mardin evlerinin fiyatı milyon dolarları aştı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.net/?p=639</guid>
		<description><![CDATA[Bir zamanlar İstanbul için söylenen &#8216;taşı toprağı altın oldu&#8217; sözü, artık Mardin için söyleniyor.Turist sayısının artmasıyla butik otellere rağbet artınca, ünlü Mardin evleri altın gibi değerlendi. 7 bin yıllık tarihi kentte başlatılan restorasyon çalışmaları kapsamında eski ihtişamlı görüntüsüne kavuşan Mardin evlerine değer biçilemiyor. İnanç ve kültür turizmi kapsamında dünyanın gözde merkezi haline gelen Mardin&#8217;de artan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.turkcesi.net/mardin-evlerinin-fiyati-milyon-dolarlari-asti-639.html/mardin-evlerinin-fiyati-milyon-dolarlari-asti" rel="attachment wp-att-640"><img src="http://www.turkcesi.net/wp-content/uploads/2011/09/Mardin-evlerinin-fiyatı-milyon-dolarları-aştı.jpg" alt="Mardin evlerinin fiyatı milyon dolarları aştı Mardin evlerinin fiyatı milyon dolarları aştı" title="Mardin evlerinin fiyatı milyon dolarları aştı" width="272" height="204" class="alignleft size-full wp-image-640" /></a>Bir zamanlar İstanbul için söylenen &#8216;taşı toprağı altın oldu&#8217; sözü, artık Mardin için söyleniyor.Turist sayısının artmasıyla butik otellere rağbet artınca, ünlü Mardin evleri altın gibi değerlendi. 7 bin yıllık tarihi kentte başlatılan restorasyon çalışmaları kapsamında eski ihtişamlı görüntüsüne kavuşan Mardin evlerine değer biçilemiyor.</p>
<p>İnanç ve kültür turizmi kapsamında dünyanın gözde merkezi haline gelen Mardin&#8217;de artan butik oteller evlerin fiyatına yansıdı. 10 yıl öncesine kadar 25 bin TL’ye satılan eski taş evlerin fiyatı 1 ile 2 milyon dolara kadar ulaştı. Tarihi Mardin&#8217;in taş evleri şimdiden cep yakmaya başladı. Yetkililer, bu artışı, Mardin&#8217;de son yıllarda gelişme gösteren inanç ve kültür turizmine bağlıyor.</p>
<p>Türk, Kürt, Süryani, Yezidi, Arap ve Ermeni gibi farklı dil, din ve kültürden oluşan insanların bir arada yaşadığı Mardin, şimdi bu çok kültürlülüğü turizme yansıtmaya başladı. İnanç ve kültür turizminde yaşanan gelişme eski taş evlerin ve binaların değerini hızla yükseltti. 2004 yılında Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı&#8217;nın Mardin&#8217;de başlattığı dinler arası diyalog çalışmalarının da bu turizme etkisi oldu. Ardından, aynı yıl içinde İngiltere Prensi Charles’ın buraya gelmesi Mardin&#8217;in yurt dışındaki tanıtımına katkı sağladı. Tarihi kentte çekilen sinema ve diziler Mardin&#8217;i adeta film platosuna çevirerek turizme önemli katkı sağladı. Söz konusu gelişmeler sebebiyle Mardin&#8217;e son 5 yılda gelen turist sayısında büyük bir artış yaşandı. Geçen yıl bir milyon turistin geldiği Mardin&#8217;e bu yıl 1.5 milyon yerli ve yabancı turist gelmesi bekleniyor. Yetkililer, önümüzdeki yıl bu sayının iki milyonun üzerine çıkmasını bekliyor. Son 8 yılda Mardin&#8217;e 4,5 milyon yerli yabancı turist ziyaret etti.</p>
<p>MARDİN, KUDÜS VE VENEDİK&#8217;İ GEÇTİ</p>
<p>Mardin Valisi Turhan Ayvaz, farklı inançlara mensup kişilerin aynı &#8216;şarkı&#8217;yı söylediği kente olan ilginin eski ve yeni binaların değerini artırdığını belirtti. Son 5 yılda, yıl içerisinde yeni binaların değeri üç kat, eski taş binaların değeri ise on kat artış gösterdi. 2002&#8242;de 50 bin liraya satılan herhangi bir taş evin değerinin bugün 1 milyon TL’ye kadar çıktığını belirten Ayvaz, altyapı, konaklama ve ulaşım sorunlarının halledilmesi ile birlikte Mardin&#8217;in dünyanın önemli inanç merkezlerinden biri olacağını söyledi.10 yıl önce fiyatları 10 bin dolardan başlayan evlerin fiyatının şimdi bir milyon dolardan satışa çıktığını hatırlatan Ayvaz, &#8220;Hedef, yılda 5 milyon turisti Mardin&#8217;e çekmek. Bunun için önümüzdeki 5 yılda hedef Mardin’de 50 butik otel, 10 büyük otel olmak üzere 10 bin yatak kapasiteye ulaşmaktır. Dünyanın bir çok ülkesinden yatırımcılar Mardin&#8217;de otel açmak için sıraya girdi. En son olarak Dubaililer Mardin&#8217;de 7 yıldızlı otel açmak için bize başvurdular.” diye konuştu.</p>
<p>Mardin Belediye Başkanı Beşir Ayanoğlu ise Türkiye’nin turizm alanında en çok gelişen iller arasında Mardin&#8217;in birinci sırada olduğunu söyledi. Ayanoğlu, ”Mardin’deki turizmin gelişmesi ve bölgeye gelen huzur ve güven yanında son iki yılda başlattığımız Kentsel dönüşüm projesi hayata geçirilmesi ile birlikte Mardin evleri milyon dolarları aştı. Yerli yabancılar Mardin’de butik oteller açmak için sıraya girmiş durumda. Şu an 20&#8242;ye yakın butik otel açıldı. Bu da ister istemez evlerin fiyatının milyon dolarları aşmasına neden oldu. Mardin, artık dünya şehri oldu. 2014 yılında UNESCO’ya yapacağımız başvuru kabul edilirse, Mardin, dünyanın marka kenti olacaktır.” şeklinde konuştu</p>
<p>EMLAKÇILAR DA ŞAŞKIN</p>
<p>Mardin&#8217;de son yıllarda tarihî evlerin fiyatının trilyonları bulması en çok emlakçıları şaşırttı. Son 8 yılda Mardin&#8217;de bulunan tarihî evlere zengin iş adamları tarafından yoğun ilgi gösterildiğini belirten emlakçı Önder Demir, Mardin&#8217;in turizm alanında son 8 yılda yaptığı patlamanın en çok butik otel yapılmak amacıyla satın alınan evlerin sahiplerine yaradığını söyledi.</p>
<p>Demir&#8217;in verdiği bilgiye göre, bir zamanlar 20 bin TL&#8217;ye satışa çıkarılan evler şimdi 1 ile 2 milyon dolar değerinde alıcı buluyor. 2000 yılına kadar ev sahipleri evlerini çok ucuza satmalarına rağmen alıcı bulamazken, şimdi trilyonluk rakamlar konuşuluyor. Butik otel modası, tarihî taş evlerin fiyatını altın değerinde patlattı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.net/mardin-evlerinin-fiyati-milyon-dolarlari-asti-639.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>400 yıllık Çanakkale gravürleri</title>
		<link>http://www.turkcesi.net/400-yillik-canakkale-gravurleri-635.html</link>
		<comments>http://www.turkcesi.net/400-yillik-canakkale-gravurleri-635.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2011 06:05:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERİN TÜRKÇESİ]]></category>
		<category><![CDATA[400 yıllık Çanakkale gravürleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.net/?p=635</guid>
		<description><![CDATA[Yaklaşık 10 yılda toplanan 16 ve 19&#8242;ncu yüzyıllar arası Çanakkale&#8217;yi ziyaret eden gezginlerin çizdiği 144 adet gravür, Çanakkale Valiliği tarafından kitaplaştırıldı. Kitapta Çanakkale&#8217;deki Abydos Antik Kenti, Kilye Koyu, Maydos, Aleksandria Troas ve Assos gibi çok sayıda yerleşim alanının, gezginler tarafından çizilmiş gravürlerinin bulunuyor. Gazeteci Murat Kıray, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yürüttükleri çalışmalar neticesinde yaklaşık 300 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.turkcesi.net/400-yillik-canakkale-gravurleri-635.html/400-yillik-canakkale-gravurleri" rel="attachment wp-att-636"><img src="http://www.turkcesi.net/wp-content/uploads/2011/09/400-yıllık-Çanakkale-gravürleri.jpg" alt="400 yıllık Çanakkale gravürleri 400 yıllık Çanakkale gravürleri" title="400 yıllık Çanakkale gravürleri" width="272" height="204" class="alignleft size-full wp-image-636" /></a>Yaklaşık 10 yılda toplanan 16 ve 19&#8242;ncu yüzyıllar arası Çanakkale&#8217;yi ziyaret eden gezginlerin çizdiği 144 adet gravür, Çanakkale Valiliği tarafından kitaplaştırıldı. Kitapta Çanakkale&#8217;deki Abydos Antik Kenti, Kilye Koyu, Maydos, Aleksandria Troas ve Assos gibi çok sayıda yerleşim alanının, gezginler tarafından çizilmiş gravürlerinin bulunuyor. Gazeteci Murat Kıray, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yürüttükleri çalışmalar neticesinde yaklaşık 300 adet gravüre ulaştıklarını, bunların 144 adedinin kitapta yer almasına karar verdiklerini söyledi.</p>
<p>Kıray, kitap hakkında, &#8220;Özel boyda tasarlanan kitap yaklaşık 75 sayfadan oluşuyor. Gravürlerin yanı sıra, Prof. Dr. Halil İnalcık&#8217;ın yazdığı &#8216;Çanakkale Boğazı : Özet ve Kronoloji&#8217; bölümü de yer alıyor. Kitapta, Choiseul Gouffier&#8217;in 1822 yılında çizdiği Üvecik Sivri Tepe Tümülüsü, Joseph Mery&#8217;nin 1855 yılında çizdiği Gelibolu, Corneille de Bruyn&#8217;ın 1698 yılında çizdiği Gelibolu, Antonie Ignace Melling&#8217;in 1819 yılında çizdiği Bozcaada gravürleri gibi, çok sayıda gezginin çizdiği 144 adet gravür yer alıyor. Bunların bazıları ise daha sonradan renklendirilmiş. Çanakkale o dönemlerde gezginlerin ilgi odağı olmuş. O dönemde fotoğraf makinesi olmadığı için gezginlerin çizimleri iyi olurmuş ve gezdikleri yerlerin resimlerini çizerlermiş. Dünyanın dört bir yanına yayılmış grav ürleri toplamak oldukça uzun bir aldı. Gravürleri toplarken Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın arşivleri, koleksiyonerlerin arşivi, sahaflar ve yurt dışı olmak üzere pek çok yeri araştırdık.&#8221; dedi.</p>
<p>Çanakkale Valisi Güngör Azim Tuna&#8217;nın gravürlerin kitaplaştır ılması yönünde büyük çaba sarf ettiğine işaret eden Kıray, kitabın basım aşamasında olduğunu ve kısa bir süre içerisinde yayınlanacağını belirtti.</p>
<p>-KİTAPTAKİ GRAVÜRLER SERGİLENECEK-</p>
<p>Kıray, kitabın yayımlanmasının ardından bazı gravürlerden oluşan bir sergi açılmasını planlandıklarını sözlerine ekledi.</p>
<p>Çanakkale Valisi Güngör Azim Tuna tarafından kaleme alınan önsözde, &#8220;Kitapla, Çanakkale Boğazı&#8217;nın tarihi önemini büyük tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık&#8217;ın makaleleriyle detaylı bir şekilde öğrenebileceksiniz. Ayrıca 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar yapılan yayınlardan derlenen Çanakkale Gravürleri ile bu bölgenin tarihsel süreçteki değişimi ve gelişimini görebileceksiniz&#8221; ifadeleri yer alıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.net/400-yillik-canakkale-gravurleri-635.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akif&#8217;in hiç yayınlanmamış mektupları</title>
		<link>http://www.turkcesi.net/akifin-hic-yayinlanmamis-mektuplari-631.html</link>
		<comments>http://www.turkcesi.net/akifin-hic-yayinlanmamis-mektuplari-631.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2011 06:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERİN TÜRKÇESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Akif'in hiç yayınlanmamış mektupları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.net/?p=631</guid>
		<description><![CDATA[Mehmet Akif Ersoy’un yayınlanmamış mektupları, Firaklı Nâmeler&#8217;de bir araya getirildi. Mehmet Akif&#8217;in Mısır’daki gurbet yılları, vatan hasreti ve evlat özlemi anlatıyor. Akif’in Mısır’daki gurbet yılları, vatan hasreti ve evlatlarına duyduğu özlem mektupların her satırına yansıyor. “Kızım Suat, sakın firak dolu nâmeler yazma” diyordu Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, kızına gönderdiği bir mektupta. Ersoy’un Mısır’daki sürgün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.turkcesi.net/akifin-hic-yayinlanmamis-mektuplari-631.html/akifin-hic-yayinlanmamis-mektuplari" rel="attachment wp-att-632"><img src="http://www.turkcesi.net/wp-content/uploads/2011/09/Akifin-hiç-yayınlanmamış-mektupları.jpg" alt="Akifin hiç yayınlanmamış mektupları Akifin hiç yayınlanmamış mektupları" title="Akif&#039;in hiç yayınlanmamış mektupları" width="272" height="204" class="alignleft size-full wp-image-632" /></a>Mehmet Akif Ersoy’un yayınlanmamış mektupları, Firaklı Nâmeler&#8217;de bir araya getirildi. Mehmet Akif&#8217;in Mısır’daki gurbet yılları, vatan hasreti ve evlat özlemi anlatıyor. Akif’in Mısır’daki gurbet yılları, vatan hasreti ve evlatlarına duyduğu özlem mektupların her satırına yansıyor.</p>
<p><em>“Kızım Suat, sakın firak dolu nâmeler yazma” </em>diyordu Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, kızına gönderdiği bir mektupta. Ersoy’un Mısır’daki sürgün yıllarında kızı Suad Hanım’a, damadı Ahmet Bey’e ve torunu Ferda’ya yazdığı mektuplar ve gönderdiği fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıktı.</p>
<p>Eyüp Belediyesi’nin katkılarıyla Timaş Yayınları’nın Görsel Tarih serisinden okura ulaşan Firaklı Nâmeler adlı kitabı Ömer Hakan Özalp yayına hazırladı.</p>
<p>Kendi ülkesinde gördüğü baskılar sebebiyle gönüllü bir sürgünü tercih eden Mehmet Akif, 1925-1936 yılları arasında dönmemek üzere Mısır’a gider. Kendisi bu gidişin gerekçesini dostlarından Şefik Kolaylı’ya “Arkamda hafiye gezdiriyorlar.</p>
<p>Ben, vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum. İşte, bundan dolayı gidiyorum” sözleriyle açıklar.</p>
<p>İyilik bildiren iki satıra hasret</p>
<p>Arkadaşı Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine önce kendisi daha sonra iki oğlu Emin ve Tahir’le eşi İsmet Hanım’ı da alarak Mısır’a giden Mehmet Akif, burada kaldığı süre zarfında geride kalan evlatlarına Mısır’daki yaşantılarını anlatan mektuplar yazar.</p>
<p>Akif’in gönüllü sürgün günlerine dair özel bilgiler ihtiva eden bu fotoğraf ve mektuplardan oluşan koleksiyon, İstiklâl şairinin vatan hasreti ve baba şefkatini gözler önüne serer. Kızı ve damadıyla yaptığı mektuplaşmaların her satırında bu derin özlemin izlerini görmek mümkün.</p>
<p>Öyle ki çocuklarından gelen mektuplar biraz geciktiğinde yaptığı tatlı-sert sitemlerle onlardan gelecek ‘iyilik’ bildiren iki satırı nasıl büyük bir heyecanla beklediğini anlatmaya çalışır.</p>
<p>Mehmet Akif “bülbülsüz diyar” dan gönderdiği firaklı nâmelerde sık sık meslektaşı olan damadına “vatan”a hizmet etmeyi öğütlüyor, kızına ise haline şükretmesi gerektiğini hatırlatıyor.</p>
<p>Mektuplarında neler yazdı?</p>
<p>İlki 1 Mart 1928, sonuncusu 23 Mart 1936 tarihini taşıyan mektuplar Mısır Hilvan’dan Milas, Erciş ve Beytüşşebab’da yaşayan kızı Suad Hanım’la damadı Ahmet Bey’e gönderilmiş. Mektuplardan 43’ü Akif’e, 3’ü eşi İsmet Hanım’a, bir tanesi de oğlu Emin’e ait.</p>
<p> Mektuplar dosya sayfasına arkalı önlü yazılmış ve bu mektuplar bir tarafı Suad Hanım’a diğer tarafı Ahmed Bey’e olmak üzere genellikle çift taraflı olarak kaleme alınmış.</p>
<p>Torunlarının sağlıkları, okumaları, yeme-içmeleri, kızının ev işleri, meşgaleleri, komşularıyla ve çevreleriyle ilişkileri, -meslektaşı olan- damadının tayini, mesleki işleri gibi şahsi hayatlarına; hayvan beslemek, odun-kömür ve yiyecek gibi ev hallerine, yaşadıkları şehirlere ve hava durumlarına dair bilgiler istenilen, hayatın sıkıntılarına karşı birtakım nasihatlar içeren mektuplarda Akif, hanımı, çocukları Emin ve Tahir’e ve Mısır’daki yaşantılarına ilişkin bilgiler veriyor.</p>
<p>Akif’in baba şefkatiyle yaptığı nasihatler de mektupların en etkileyici satırları arasında öne çıkıyor.</p>
<p>Mehmet Akif kızını nasıl cezalandırdı!</p>
<p>&#8220;<em>Bihî Suad,</p>
<p>Mektubunuz çok geciktiği için annen alabildiğine sinirlenmişti. Kaç kereler bu hususta ricada bulunmuştum, aman üç-beş satırlık âfiyet haberlerinizi bir an evvel yollayın demiştim.</p>
<p>Nedense bir-iki mektuptan sonra ihmale başlıyorsunuz. Ceza olarak ben de bu sefer cevabımı hayli tehir ediyorum ve gayet kısa yazıyorum. İkinci bir ceza olarak resmimi ne sana hediye ediyorum, ne de Ahmed’e! Ferda Kadın’a yolluyorum.</p>
<p>Havalarınız hâlâ iyi mi gidiyor? Ferdâ nasıl?</p>
<p>Annen hayli zamandır pek iyi idi. Sıkıldı bir kere göğsü tuttu. İki-üç gündür de parmaklarında dolama gibi şişlikler hasıl oldu. Zavallıyı uyutmuyorlar. Bir gün gidebilirse hekime parmaklarını gösterip ilaç alacak.</p>
<p>Mahsus gözlerini öpüyor. Benim tarafımdan Ferda’yı öpüver olmaz mı?</p>
<p>Allah’a emanet ol Suad Hanım.</p>
<p>Baban Mehmet Akif</em>&#8220;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.net/akifin-hic-yayinlanmamis-mektuplari-631.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

