ümit Fehmi
TÜRKÇESİ.NET
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 12
|
 |
« : Şubat 26, 2009, 22:40:17 ÖS » |
|
TARİHTEN GELEN SES/ Senem Gezeroğlu
Kayseri’de hikâye dendiğinde akla gelecek ilk isimlerden biri şüphesiz Ümit Fehmi Sorgunlu’dur. Acılar Nerede Başlar, Yağmur Yağmıyordu, Eylül Vurgunu ve Gülün Müjdesi adlı kitaplarından sonra Tarihten Gelen Ses Kasım 2008’de Romantik Kitap Yayınları arasından çıktı.
Eser, adından da anlaşılacağı üzere tarihten gelen sesi, hikâyenin süzgecinden geçirerek günümüze ulaştırma niyetiyle kaleme alınmış. Ecdâdımızın kalbinden çıkarak hikâyenin yüksek yamaçlarına çarpan ve Türk’ün dimağına yankı yankı dolan bu ses, kelimelere dökülerek ete kemiğe bürünmüştür.
Sorgunlu’nun 95 sayfadan müteşekkil hikâye kitabında yer alan hikâyeleri şu şekilde sıralamak mümkündür: Seferden Sefere, Bayraklı Baba, Ulubatlı Hasan, Sisler Ardındaki Şehir, Küpeli Sultan, Hasan Yarbay, Tokatlı Mehmet, Tarihten Gelen Ses, Ayrılık Rüzgârları, Gurbetteki Asker, Askerin Türküsü, Ak Ölüm, Eski Tüfek, Bayramlar Bayram Ola. Toplam 15 hikâyeden oluşan eserin ortak noktası ise “tarih”. Bilhassa okuyanı Osmanlı devrine ve Kurtuluş Savaşı günlerine götüren hikâyeleriyle dikkati çeken Sorgunlu, âtîye aydınlık gözlerle bakmak için mâzîye dönmek gerektiğine inanıyor.
Yazarın, kitabına adını verdiği Tarihten Gelen Ses adlı hikâyesi şöyle nihayete eriyor:
Tahsin Onbaşı, son bir kez doğrulup, azgın bir sel gibi ‘‘Allah Allah’’ nidalarıyla coşan Türk birliğine baktı. Bu ses tarihten kopup gelen, Kosova’daki, Çanakkale’deki, Dumlupınar’daki sesin aynısıydı. Artık dayanacak gücü kalmamıştı. Sendeleyerek olduğu yere yıkıldı. Dipsiz bir kuyuya düştüğünü sandı. Bir an karşısında dedesini görür gibi oldu.
Gülerek ona bakıyor, sanki düştüğü yerden kurtarmak ister gibi elini uzatıyordu. Dedesine doğru emekleyip sağ elini uzattı. O anda gözlerine sonsuz bir ışık doldu. Bu bir güneş miydi? Hayır, hayır, güneş bu kadar güzel ve parlak olamazdı.
Genellikle Ömer Seyfettin’in izinde olay hikâyeleri yazan Ümit Fehmi Sorgunlu, hikâyelerinde sade bir dil kullanmayı tercih ediyor. Osmanlı dönemini konu alan hikâyelerinde dönemin dil özelliklerini tam olarak yakaladığı söylenemese de, diğer hikâyelerinde genel itibarı ile Anadolu Türkçesi’ne yakın bir kullanım gözlerden kaçmıyor. Yazarın kullandığı epik söyleyiş tarihî muhteva ile, kahramanlık hikâyeleri ile mutabık düşüyor.
Hikâyeleri okurken geçmişe yolculuk yapan okurun önüne set koyan kurgu yanlışları, imlâ ve noktalama hataları, anlatım bozuklukları metinlere gölge düşürüyor; fakat hikâye tekniğine yönelik bu tür sorunlar, yazarın seçtiği destansı konuların önüne geçmiyor.
Millî bir şuurla ve tarih sevgisiyle kaleme alınan kitap “kökü mâzîde olan bir âtî”nin hasretini işliyor. Hasretler vuslata döner ümidiyle…
|