Vedat Ali Tok
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 61
|
 |
« : Mart 21, 2009, 17:20:07 ÖS » |
|
Şiirimizde Nevruz Ahmet Özdemir
Nevruz geleneği ne Sünnilikle, ne Alevilikle, ne Bektaşilikle doğrudan doğruya bağlantısı olmayan, varlığı İslâmiyet’ten çok öncelerde de bulunan bir gelenektir. Bir dinin veya mezhebin bayramı değildir. Nevruzun, çeşitli kültür çevrelerinde, farklı etnik gruplarda farklı bir içerik ve anlama sahip olduğunu, kültürler arasındaki iletişim sonucunda çeşitli kültürlere girmiş ve benimsenmiş olduğunu söyleyebiliriz. Gerçek olan, en eski Türk geleneklerinden, bayramlarından biri olduğudur.. Yeni yılın başlangıcı, yenilik, coşku, canlanma gibi nitelikler hiç değişmeden günümüze kadar yaşadığı görülmektedir. Türk insanını birbirine kenetleyen, bağlayan, Ergenekon'dan demir dağları eriterek dirilen atalarının ruhlarıyla yanan bir ateştir.
Türk yurtlarını adım adım gezen ve oralardan özümüzle ilgili, geçmişten günümüze bilgiler veren şair-yazar Yavuz Bülent Bakiler “Turan” adlı şiirinin bir yerinde bakınız ne diyor.
“Nevruz toylarımızda ateşler tutuşturdum.
Orhun'dan, Seyhun'dan, Ceyhun'dan geçtim.
Yol gösterdi kükreyerek bana Bozkurt'um.
Atımla hep yanyana gözelerden su içtim.
Baykal'da da çimdim ben, Hazar Denizi'nde de
Toprağıma bağdaş kurup oturdum.”
Osmanlı devrinde de Nevruz, çok canlı biçimde kutlanmaktaydı. Osmanlı ailesinin mensubu olduğu Kayı Boyu'na mensup Karakeçililer’in, 21 Mart’ta Ertuğrul Gazi'nin türbesi etrafında toplanarak burada bayram yaptıklarını biliyoruz. Bu bayramın bir diğer adı, Yörük Bayramıydı.
Divan edebiyatı şairleri, dini bayramlarda olduğu gibi, Nevruz'da da bahşiş almak için büyüklere kaside sunarlardı. Bunlara "Nevruziyye" denirdi.
İşte Nef'î'nin gazelinden iki beyt:
“İrişdi bahar oldı yine hemdem-i nevruz
Şad itse nola dilleri câm-ı Cem-i nevruz
Gül gibi cihan oldı yine hurrem ü handan
Gör neyledi feyz-i eser-i makdem-i nevruz
İki beyit de Yahya’dan verelim:
“Goncenün açsun yine kalbin sabâ nevruzdur
Bülbül-i zar eylesün bir hoş hevâ nevruzdur
Subh-dem râh-ı çemen bî-gerd ü gil sünbül-hevâ
Gül gibi gülzâre azm it dilberâ nevruzdur..”
Kadimî ise gazelinde şöyle diyor:
“Beşaret, sizlere ey can bu gün nevruz-ı sultândır,
Kuruldu meclis-i irfan, bu gün nevruz-ı sultândır….”
İki beyit de Bakî’den aktarmak istedim:
“Gün yüzün arz eyledi nevruzda ol mehlika,
Mihr altun kaplu bir ayîne virdi rünumâ
Nevbaharın nakşına bir savt-rengin bağladı,
Başladı söz ü nevaya bülbül ü destanserâ..”
Namık Kemal Ramazan Bayramı ile Nevruz bayramını kasidesinde birlikte kutluyor:
“Bayramı getürdü şeref-i makdem-i nevruz
Hem hürrem-i îdiz yine hem mükrem-i nevruz
At köhne libâs-ı gamı tecdîd-i sürur et,
Hem îd-i safa sür yürü hem âlem-i nevruz
Olsam ki yüzden nola şekker çeş-i buse
İd-i ramazan oldu bugün hemdem-i nevruz…”
Pîr Sultan Abdal da Nevruziyyesinde şöyle diyor:
Sultan Nevrûz günü cemdir erenler,
Gönüller şad oldu ehl-i imanın,
Cemâl yâri görüp doğru bilenler,
Himeti erince Nevrûz Sultan’ın.
Cümle eşya bugün destur aldılar,
Aşk ile didâra karşı yandılar,
Erenler ceminde bâde sundular,
Himmeti erince Nevrûz Sultan’ın.
Erenler dergâhı rûşen bu günde,
Doldurmuş bâdeyi, sunar elinde,
Susuz olan kanar kendi gönlünde,
Himmeti erince Nevrûz Sultan’ın.
Sultan Nevrûz günü canlar uyanır,
Hal ehli olanlar nura boyanır,
Muhib olan bugün ceme dolanır,
Himmeti erince Nevrûz Sultan’ın.
Pîr himmet eyledi bugün kuluna,
Cümle muhib bugün cemde buluna,
Cümle eşya konar kudret balına,
Himmeti erince Nevrûz Sultan’ın.
Aşık olan canlar bugün gelürler,,
Sultan Nevrûz günü birlik olurlar
Hallâk-ı cihandan ziya olurlar,
Himmeti erince Nevrûz Sultan’ın.
Pîr Sultan’ın eydür, erenler cemde,
Akar çeşmim yaşı her dem bu demde,
Muhabbet ateşi yanar sinemde,
Himmeti erince Nevrûz Sultan’ın.
Kazakistan'da Bayeşek, Kırgızistan'da Bayçeçek, Özbekistan'da ise Baharkız adlarıyla bilinen nevruz çiçeği, Türk Dünyası’nda diriliğin, tazeliğin, yenilenmenin, gençliğin, bekâretin, saflığın, masumiyetin ve temizliğin sembolü olarak bilinmekte.
Türk dünyasında bir nevruz duası da şöyle:
“İşte keldi İlkbahar...
Ne buz kaldı ne de kar.
Boş kalmasın koralar.
Navrez, navrezım mübarek.
Doksan çıktı, girdi Mart.
Ne yalasın atay kart
Çık da çölge tuhum at.
Navrez, navrezım mübarek...
Tarlalarını sürüyük,
Arpa, mısır egiyik,
Terek, fidan tigiyik.
Navrez, navrezım mübarek...
Bereketli yıl olsun
Küzde ambarlar tolsun.
Her şiyimiz bol olsun.
Navrez, navrezım mübarek...”
Orta Anadolu'da bahar başlangıcında oynanan "Çiğdem Eğlencesi" olan çocuk oyunu var. Ellerinde sivri sopalarla tepelere tırmanıp çiğdem toplayan çocuklar, bunları karaçalı dalına asarak, ev ev dolaşır ve bir tekerleme ile baharın gelişini müjdelerler. İşte bir tekerleme örneği:
Bu gece Nevruz gecesi
Bu baca devlet bacası
Verenin oğlu olsun
Vermeyenin kızı olsun
Adı Fatma olsun
Kaşları çatma olsun
Bacadan düşsün "Paaat''etsin!
Yumurta!...Yumurta!
Türk musikisinin en eski mürekkep makamlarından biri de Nevruz adını taşıyor. Yedi yüzyıldan fazla bir maziye sahip olduğunu da biliyoruz. Bu makam ilk defa Urmiyeli Safıyûddîn Abdulmü’mîn Urmevî (1224-1294) tarafından kullanılmış.
Görülmektedir ki, Nevruz şiiriyle, musikisiyle yüzyıllardan beri Türk’ün hayatının bir parçasıdır. Şemsi Belli’nin şiir heybesinden aldığım bir kıta ile yazımı noktalıyorum:
“Sana alafranga şiirler değil / Sana türküler yazmalıyım / Mendil mendil / Nakış nakış deyişler söylemeliydim sana / Dağların doruğunda / Nevruzdan Karçiçeğinden söz açmalıydım ....”
(SanatAlemi)
|