SÜVEYDAYrd. Doç. Dr. A.Vehbi ECER
Erciyes Ü. Emekli Öğr. Üyesi
Süveyda, şair Sergül Vural Hanım’ın üçüncü şiir kitabıdır. Sergül Vural’ın 2002 yılında Naz Çiçeğim,2006 yılında da Bir Günde Dört Mevsim başlıklı şiir kitapları yayınlandı. Ayrıca birçok yayın organında adını ve şiirlerini gördüğümüz Vural’ın İncesu’dan Sesleniş isimli ortak bir antolojisinin (2006 yılında) İncesu Belediyesi tarafından yayınlandığını da bilmekteyiz.
Sergül Vural Hanım’ın özgeçmişi hakkında fazla bilgi sunmayacağım. Kayseri (İncesu) doğumlu olan Sergül Vural, son olarak 1995 yılında Anadolu Üniversitesi’nden mezun olduğu bilinmektedir. (Bakınız: Nurkal Kumsuz, Bu Şehrin Işıkları, Kayseri, 2006, 145; İhsan Işık, Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi, Ankara, 2006, IX, 3780) Şiir alanında birçok ödüller alarak sanat kuruluşlarının takdirini kazanmış ve ustalığını ispat etmiştir.
Süveyda, Sergül Hanım’ın son şiir kitabının hem adıdır, hem de bu kitapta yer alan bir şiirinin başlığıdır. Süveyda Arapça bir kelimedir. Kalpte bir nokta anlamına geldiği gibi, “Üzüntü içinde düşüncenin (fikrin) bozulması (fesada uğraması) sonucunda oluşan karasevda, malihülya, kuruntu (melancolie) hastalığı” için de kullanılan bir kelimedir. (Bak: Levis Ma’luf, el-Muncid, Beyrut,1967,362) Osmanlı dönemi metinlerde ise kalbin ortasında olduğu varsayılan kara benek, anlamındadır. Süveyda ül-kalb,esved ül-kalb,habbet ül-kalb şeklinde,yürekte bulunan siyah nokta anlamında kullanıla gelmiştir. (Bak: Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara,1970,1166) Kalbdeki gizli günah anlamına da gelen süveyda, gizemselliği, gizli kalmış olanı, yani gizil’i, gizli kalmış potansiyeli de çağrıştırıyor.
Sergül Vural Hanım kitabına Süveyda adını koymakla bizlere şiirin bir kalp sesi, kalbin derinliklerinden gelen çığlık olduğunu hatırlatıyor. Gerçekten de gerçek şiir, kalpten gelen ve kalpleri ürperten, kalplerde deprem yaratan, coşturan ya da taşkınlıkları dindiren, insanları uysallaştıran, hayatın monotonluğundan uzaklaştıran bir sanattır. Her türlü heyecan, aşk, nefret kalble ilgilidir. Süveyda için esere sunuş yazan Şair İsmail Âdil Şahin bu hususu “Süveyda, hatıralarla hayallerin birleştiği, düşlerin gerçekle buluştuğu, fikirle duygunun tatlı bir izdivacının mahsulüdür. Süveyda, aşkın hem bizatihî kendisidir, hem de izdüşümüdür ama o, gönül imbiğinden süzülmüş, akıl süzgecinden geçirilmiş saf bir bal şerbeti gibidir.” cümleleriyle dile getirir.
Esere ad olan Süveyda isimli uzun şiirin ilk ve son iki dörtlüğünü görüşlerinize sunuyorum:
Kalbimdeki basiret ve olgunluk beneğim,
Ne olursun tut beni, tut belimden süveyda.
Sen gönlümün bebeği, sen ki sevda meleğim,
Dehlizlere düşmeden tut elimden süveyda.
Şu kararan kalbimin kardan beyaz noktası,
Kim demiş kara diye, sen ki sevda ustası?
Sana kara diyenin mürekkebi hokkası,
Dökülmesin üstüme, tut kolumdan süveyda.
Mısralarım tutkulu, dudaklarım kilitli,
Açılmayan kapılar açılmaya niyetli,
Anahtarım sendedir, bu can sana akitli,
Dökülsün gönül sesim, tut dilimden süveyda.
Geçti rahvan saatler, tutamadım dünümü,
Bırakma tuzaklara, set ol da kes önümü,
Yardım et ne olursun kurtarayım günümü,
Eriyorum gün be gün, tut yelimden süveyda.
Sergül Vural’ın şiir anlayışını Nurkal Kumsuz “Sergül Vural; şiiri hayatın kendisi olarak kabul eder… Temaları genellikle şahsî duyarlılıklarının ürünüdür” diye (Bak: Kumsuz,145) açıklar. Vural da Süveyda’nın Önsöz’ünde
Kumsuz’un görüşünü şu cümleleriyle adeta onaylar:
“…Teslimiyetim geceye değildir; aslında kendimedir… Kendimi özleyiştedir… Hayaller kalır gidişlerin hüznünde… Tütüyorum ocağında duyuşun, düşünüşün… Yakalamak istediğim sesler kaçıyor, ben kovalıyorum. Ne yoldaşı var hissimin, ne de sırdaşı, ben düşündükçe yaklaşıyorum kendime ve yazıyorum, yazıyorum…”
Sergül Vural’ın şiirlerinde sevgi, bağlılık ve mutluluk mesajları yer alır. Süveyda’da yer almayan bir şiirinin dörtlüğünde bağlılığın, sevginin, sığınmanın sıcaklığına dikkatinizi çekmek isterim:
Sen varsın gözlerimin en tazecik yaşında,
Sen varsın bedenimin her bir hücre taşında,
Sen varsın şu ömrümün lokma lokma aşında,
Yüreğimin aynası, gözlerimde sen varsın.
Şu dörtlükte de baharın ılık havası, tabiatın canlanışı, insanların hayata bağlanışı, yaşama azmi ve sevinci çağrıştırılır:
Yeniden dirilişte sanki toprağın yüzü,
Takvim döndü cemreye mevsim baharı vurdu.
Asırlardır bitmeyen yeniden doğuş bugün,
Yüzü ısındı günün, iklim baharı vurdu.
Süveyda’da aşk ve sevgi konusunun işlendiği şiirler önemli bir çoğunluktadır. Sevdim Seni başlıklı şiirden iki dörtlüğe bir göz atalım:
“Kaşına, gözüne, yüzüne değil,
Ben bana sunduğun yüreği sevdim;
Nazına, sazına, sözüne değil,
Yıllara vurduğun emeği sevdim.
Sular çağladıkça çağlar ya hani!
Çağlıyorum sana sular misali,
Cemâlin gözümde aşkın timsali,
İçinde yaşayan meleği sevdim.
Sergül Vural’ın şiirlerinde vezne, kafiyeye ve dil’e hâkim olunduğu görülmektedir. Hele şiirlerinde anlatılan aşk olunca gerçek dünyadan soyutlanmış bir dünyanın ılık havasını hissediyoruz. “Aşka Can Feda” başlıklı şiirde : “Aşk sarayı çok geniş, içinden çıkılmıyor” deniliyor. “Aşk Ateşi” nde ise:
“Aşk ateşi içinde tütmeyen duman mısın?/ Söyle bana sevdiğim, can mısın, canan mısın?” mısrasıyla aşk sorgulanır. “Aşkı Öğrenmek” de aşkın semavî yol oluşuna işaret eden Vural, aşkın, manevî sarhoşluğa götüreceğini şöyle anlatır:
Deryalarda damla sarhoş,
Damlalarda derya sarhoş,
Cümle evren, dünya sarhoş,
Aşk deryada sal’dır dedi.
Merhum Prof.Dr. Mehmet Kaplan, “Aşk duygusu insanları bir masal kahramanı yapar ve dünyanın katı nizamını değiştirir. İnsan bu dünya ile uzak ufukları yakın, mümkün olmayan şeyleri mümkün sanır…”diye (Bak: M. Kaplan, Cumhuriyet Devri Türk Şiiri, Ankara,1990,479) yazar. Süveyda’da Aşk Yorgunu başlıklı şiirde aşkın gücü, yakıcılığı ve insanın içinde oluşturduğu fırtına şöyle anlatılır:
Öyle bir fırtına, öyle bir boran,
Kalmadı ne hatır, ne de hal soran,
Aşk yorgunu oldum, başka yok yoran
Bıkmasam bir türlü, bıksam bir türlü...
Tarih boyunca aşkla ilgili çok şey söylenmiş, aşk birçok değerle karşılaştırılmış, gerçekle aşkın karşıtlığı üzerinde durulmuş. Dr. Muhammed İkbal, Cavidname (Çev: Annemarie Schimmel, Ankara,1958,37) eserinde aşkı; “Aşk, hem kül, hem kıvılcımdır; onun işi din ve ilimden yüksektir.” diye tarif eder. Aynı eserde aşkın akıl ile ilişkisinin de şöyle açıklandığı (s.122) görülür:
“Akıl, hakkı aşk sayesinde tanır; aşkın akıldan aldığı fayda. Muhkem bir esas oluşudur. Eğer aşk, akıl ile beraber bulunursa, başka bir âlemin ressamı olur. Kalk! Başka bir âlemin resmini yap! Aşkı akıl ile karıştır…”
Sergül Vural da aşk ve sevgi şiirlerinin çoğunlukta olduğu Süveyda’da ateş ve su ile aşkı yan yana getirir, karşılaştırır. Laçin Yayınları (Kayseri) arasında çıkan 128 sayfalık bu sevimli eserin şairini tebrikle şiir dostlarına tavsiye ederim. Yazımı “Ateş, Su ve Aşk” başlıklı şiirin ilk iki dörtlüğü ile bitiriyorum.
Aşka ateş diyorlar, ateşler suyu yakmaz,
O kendini yakarken alev alev gül olur.
Sönmeyen ateş o’dur, alazından su akmaz,
Aleve gizlenirken savrularak kül olur.
Sudur hayat kaynağı, dokunamaz ki söner!
Damlasına bin hasret pervanelere döner,
Dokununca söner de, alevlenince dener,
Küle dönse yeniden, alev alev gül olur.