Şubat 11, 2012, 06:14:19 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Titrek Tavşan  (Okunma Sayısı 161 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Dagli16
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 19



« : Mayıs 26, 2009, 15:32:57 ÖS »


                                                             TİTREK  TAVŞAN

Ormanda her gün  kurulmakta olan tavşanlar pazarı, havanın kararmasıyla birlikte  dağılıyordu. Sergisini toplayan tavşan pazar yerini terk edip  gidiyordu.  Vakit  geç  olup  da  pazar  yerinde tavşan kalmayınca bir tavşan pazara gelirdi. Sırtında  boş  çuvalıyla  ve  bu  boş  çuval  tezgah altlarında kalmış, kıyıya köşeye atılmış, satılmamış havuçlarla ve  bazı  yiyeceklerle  dolacaktı. Daima gölgelerden, acaba bir gören olur mu korkusuyla, yorgun  ve  titrek  adımlarla.  İşte  bu tavşan  yoksul, yetim, garip  bir  tavşandı. Adı Titrek Tavşan’dı.  O,  böylesine  bir  düşkünlük içinde olmanın çıkar yol olmadığını biliyordu. Fakat çaresizdi. Bir yuvası vardı, bu yuvada iki de oda. Bu odalardan birinde çok sevdiği Pembe Tavşan ve  iki  yavrusuyla  birlikte  kalıyordu. Diğer odada ise havuç yetiştiriyordu. Artık ne kadar  havuç  yetiştirebilir   bunu  tahmin  etmek zor olmasa gerek. Havuçlar olgunlaşınca Titrek Tavşan bunları satacak ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışacaktı.

Bir gün Titrek Tavşan, ormanın karşısındaki tepeye doğru yürüyüşe çıkmıştı. Tepenin gerisinde  deniz görünüyordu. Sahil yakındaydı. Birden kumların üzerinde bir martı  dikkatini  çekti. Bu martı, kanadı kırık, yaralı bir martıydı. Uçamıyordu. Oldukça zor durumdaydı, çünkü  çevresi sekiz tane yengeç tarafından kuşatılmıştı. Kanadı kırık, yaralı martı, yengeçlerle  amansız  bir ölüm kalım savaşına girmişti. Kurtulmak için ileri atıldıkça önü bir yengeç tarafından kesiliyor ve  yengeç korkunç kıskacıyla martıyı yakalamak istiyor, fakat martı, canhıraş feryatlarla  karşı   koyuyor, gitgide tükenmekte olan gücüyle hayatını savunuyordu.

Titrek Tavşan, bu durumu görmezden gelemezdi. Tüm cesaretini toplayıp martının yardımına koştu. Yengeçler daha ne olduğunun farkına varamadan, martıyı kucağına aldığı gibi, bir keklik gibi sekerek, onların aralarından sıyrıldı. Hızla koşarak olayı ilk gördüğü tepeye  çıkan  Titrek Tavşan, kucağındaki martının bayılmış olduğunu fark edince,  onun  iyi  bir  bakıcıya  ihtiyacı olduğunu düşünerek, balıkçı Ziya Kaptan’ın yaşadığı deniz kıyısındaki kulübeye geldi. Martıyı Ziya Kaptan’a teslim eden Titrek Tavşan  yuvasına geri döndü.

Aradan bir ay geçti. Geçen zamanla birlikte havuçlar  olgunlaşmıştı. Titrek Tavşan,  havuçları pazarda sattı. Kendine, Pembe Tavşan’a  ve  yavrularına  elbise  aldı.  Ne  zamandır  hep  aynı elbiseleri giymekten bıkmıştı,  rengi  solmuş,  yamalı  elbiseleri…Yoksulluk  ömür  boyu  mu sürecekti? Hep böyle yoksul mu kalacaklardı? Yoksulluğun bir çaresi yok muydu? Eğer varsa bu çare neydi? Hani Titrek Tavşan yuvasının  bir  odasında  havuç  yetiştiriyordu  ya  şimdi  o odada havuç kalmamıştı, çünkü havuçlar satılmıştı. Titrek Tavşan, buradaki toprağı şöyle bir alt-üst etti. Havuç tohumu attı. Suladı. Artık iş zamana kalmıştı. Nasılsa zaman geçecekti. Elbet  bir gün gelir bu havuçlar da olgunlaşırdı.

Titrek Tavşan, bir sabah havuç yetiştirdiği odaya girince  hayretler  içinde  kaldı.  Gördüklerine inanamıyordu. Toprağın üstündeki olgun havuç yaprağıydı. Ama nasıl olurdu daha tohum atalı on gün bile olmamıştı. Bu kadar kısa sürede havuç yetişmesi olanaksızdı. Yaprak olgunlaşmıştı tamam da bakalım toprağın içinde havuç var mıydı? Orayı eşeledi, burayı eşeledi. Aldı havucun birini dişledi,  aldı  bir  başka havucu  daha  dişledi,  tuttu  bu  iki  havucu  yedi, bitirdi. Enfesti havuçlar, tatlıydı. Titrek Tavşan bu havuçları da pazarda sattı. Memnundu yuvasına  dönerken, çünkü iyi kazanmıştı. Daha sonraki günler de   birbirinin  tıpatıp  benzeri  şekilde  geçti. Titrek Tavşan havuçları pazarda satıyor, ertesi gün, yine oda havuç dolu oluyordu.

Bir akşamüstü Titrek Tavşan’ın kafası bu konuya  takıldı. Nasıl oluyordu da  tohum  atmadığı halde toprakta havuç bitiyordu ve bu havuçlar bir  gecede  olgunlaşıyordu?  Bu  soruların  bir açıklaması olmalıydı ve ne oluyorsa gece  oluyordu. Demek ki, geceleri bir  şeyler dönüyordu havuç yetiştirdiği odada. Titrek Tavşan  hemen kararını  verdi. O gece  odada  sabaha   kadar bekleyecek ve ne olup bittiğini anlayacaktı. Akşam yemeğini yedikten sonra  havuç yetiştirdiği odaya  geçti.  Kapıyı  kapadı.  Kapının  yan  tarafına  koyduğu  sandığın  içine  girdi.  Sandığın tahtaları arasındaki deliklerden odanın her tarafı rahatça görünüyordu. Titrek Tavşan dikkatini tam  karşıdaki  pencereye  verdi.  Yerden  oldukça  yüksekte  olan  bu  küçük  pencere  odanın havalandırılması için kullanılıyordu.

Vakit gece yarısı  olmuştu. Aniden dışarıdan kanat sesleri duyuldu. Bir martı pencereden odaya girdi. Ayaklarının arasında küçük bir torba vardı. Martı, bu torbadaki havuç tohumlarını toprağa  serpiştirdi. İşini bitirdikten sonra pencereden uçup  gitti. Zamana karşı şartlandırılmış tohumları toprak hemen kabul edecek ve her geçecek bir saatte bu tohumlar on gün geçirmiş olacaktı. Titrek Tavşan, vefakâr martıyı hemen tanıdı. Bu martı, birkaç ay önce, yengeçlerin parçalamak istedikleri  kanadı kırık, yaralı martıydı. Demek ki,  Ziya Kaptan  yaralı martıyı iyileştirmiş  ve kurtarıcısının  kim  olduğunu  söylemişti. Martının  Titrek  Tavşan’a  can  borcu  vardı  ve  bu borcunu cana can katarak ödüyordu.

Titrek Tavşan, birkaç gün sonra bir kamyonet satın aldı ve yetiştirdiği havuçları bu kamyonetle pazara götürmeye başladı. İki yavrusu da zamanla büyümüşler,  genç  birer  tavşan  olmuşlardı. Onlar da babaları Titrek Tavşan’la birlikte pazara gidiyorlardı. Titrek Tavşan, yol  boyunca  şu şarkıyı söylüyordu:

“ Benim adım Titrek Tavşan
Ben, pazarda havuç satarım
İşte yanımda şimdi yavrularım
Ben, onlarla gurur duyarım
Her gün pazara gideriz biz
Tavşanlara havuç satarız..”

Bazı günler kamyonetin peşi sıra  bir martıyı  uçarken  görüyordu  ve  yavaşlıyordu.  Az sonra, kamyonetle martı bir hizaya geliyor ve  martı  ile  Titrek Tavşan  selamlaşıyordu. Daha  sonra martı hızını arttırıyor ve ileri doğru uçup gidiyordu. Titrek Tavşan ile martı böyle uzaktan uzağa bir birlikteliği  uzun  süre  sürdürdüler. Fakat  bir kez olsun bir araya gelip konuşamadılar. Bunun nedenini biz bilemeyiz. Belki de böylesi daha iyi  oluyordu.  Onlar  gönüllerince  mutluydular,  huzur  doluydular.  Onların   mutluluğunu engellemek bize yakışık almaz.

Yazan: Serdar Yıldırım
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!