Şubat 09, 2012, 12:12:30 ÖS *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ahtapot  (Okunma Sayısı 198 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Dagli16
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 19



« : Haziran 29, 2009, 17:17:19 ÖS »

Gizem dolu, sır dolu, pek çok bilinmezliklerle dolu kainatın bilmem nerelerinde  sessizce  dönüp durmakta olan sevgili dünyamız. Üzerinde yaşamalarına, hayat bulmalarına, barınmalarına olanak tanıdığın on binlerce yıldan beri her şeyi ile belki de sadece sende var olan canlı varlıklar. Özgün düşünme yetenekleriyle, hayal güçleriyle, inatçılıklarıyla her zaman, her yerde ortaya çıkabilen ve bir bilinmezi bilmek için, problemlerin çözümüne yardımcı olmak için şevkle, istekle; kendilerinin yaşamaları lazım gelen hayatın normalitesinden arınarak, normalitenin bir parça üstüne çıkarak ve o geride bıraktıkları normalitecilerin yararına bir takım çabalar, arayışlar içine giren idealistler.

Denizin engin  maviliklerinde aylardır pek çok yeri gezip dolaşmasına karşın gördükleri ona hiç de yabancı gelmeyen, o gördüklerine daha önceden biliyormuşçasına  ilgisiz  ve  bu  denize  sularını akıtan ırmağı ilk fark ettiğinde düşüncesinde oluşan tutkunun harekete geçirdiği, ırmağın çıkışına, kaynağına ulaşmaya karar verdirttiği bir genç ahtapot.

Genç ahtapot ırmakta ağır ağır ilerlemeye başladı. Daima yüzeyde bulunmaya özen gösterdiği için, ırmak kenarında bulunan ağaçları, otları, çiçekleri, kuşları ve küçüklü, büyüklü  canlı  yaratıkları yakından incelemek olanağını buluyordu. Günler birbiri ardına geçip gittikçe,  ırmağın  genişliği daralmaya, sular daha bir coşkun akmaya ve meyil artmaya başladı. Genç ahtapot, akıntıya karşı yüzdüğü için, her geçen gün biraz daha fazla  zorlanmaya  başladığını  fark  etti. Hani  sıkıntıya katlanamayıp kendini bırakıverse  hiç  yorulmadan  denize  geri  dönebilecekti.  Fakat,  bu  onun yapamayacağı bir işti. Mademki bir idealistti ve bir idea uğruna buralara kadar gelmişti, kesinlikle geriye dönüş söz konusu olamazdı.

Genç ahtapot çok uzaklarda zorlukla fark edilen karlı dağın yamaçlarına ulaştığında önüne oldukça yüksekten suların döküldüğü bir çağlayan çıktı. Bu çağlayanı aşıp yoluna devam etmesi  gerekirdi ama nasıl? Yaptığı bir iki deneme  bu işin şimdilik olanaksız olduğunu gösterdi. Zaten yorgundu. Günlerdir dur durak bilmeden, gücünün sınırlarını sonuna kadar zorlayarak buralara kadar gelmişti. “ Bir zaman için dinlenmeli, gücümü toplamalı, bu çağlayanı aşmayı başarabileceğime inandığım an gelip çağlayanı geçer yoluma devam ederim, diye düşündü. Dün gelirken gördüğüm kollardan birine   sapar,   orada   günlerimi   sakin  geçirebileceğim   bir   yer   ararım.  Çağlayan   şimdilik bekleyedursun. “

Genç ahtapot geriye dönüp, ırmağın kollarından birine girdi.Yok şurası, yok burası derken, sonunda,  bir göle vardı. Genç ahtapotun göldeki sakin yaşantısı oldukça uzun  sürdü. Gerçekte  bir  idealist için zamanın fazla bir önemi yoktu. Zaman  bırak  geçsindi.  Önemli  olan,  geçen  zamanı  ustaca değerlendirebilmekti. Devamlı olarak fikir bakımından bir büyüme, bir ilerleme içinde olacaktın. Bu idealistçilik zaten sende doğuştan vardı. Sen istemesen de şartlar seni buna zorlardı. Bir ideanın peşinden gitmeye başladığın yani sen bir idealist olduğun zaman,  dikkatli  bir  şekilde  geçmişini düşünürdün ve şimdi anımsamak istemediğin o mutsuz, o karamsar, o kederli günlerinin bile seni nasıl eğitmiş olduğunu, deneyim sahibi yaptığını fark eder de şaşar kalırdın.

Aradan yıllar geçmiş, geçen yıllarla birlikte genç ahtapot büyümüş,olgun bir ahtapot olmuştu. Gölde ve gölün çevresinde yaşayan canlı varlıklarla  daima  iyi  ilişkiler  kurmuş,  onların  anlattıklarına kendi gözlemlediklerini de ekleyerek epey bir bilgi birikimine sahip olmuştu. Her şey çok güzeldi, belki de çok daha güzel olacaktı. Eğer göl kıyısına insanlar kamp kurmasalardı. Ahtapot insanları göl kıyısında görür görmez, içgüdüsünden gelen dikkat et  sesine  kulak  vermiş,  gölün  dibindeki mağarasına  çekilmişti.  Günlerini  mağarasında  geçiriyor,  ara  sıra  da,  gölün  derinliklerinde dolaşıyordu. Bazı günler göl yüzeyinde bir iki kayık görüyor, fakat kayıklardaki insanların kürek çekişlerini gölün derinliklerinde yüzerek seyretmekten başka hiçbir şey  yapmıyordu.

Günlerden bir gün, bir kayık gölün ortalarına yakın bir yerde giderken ortalık kararıverdi. Şiddetli bir yağmur başladı. Gittikçe daha sert esmeye başlayan rüzgâr gölde büyük dalgalar oluşturuyordu. Kayıkta bulunan insanların yaklaşan fırtınadan  kaçmak  için  gösterdikleri  çabalar  boşuna  oldu. Kayıklarının alabora  olarak  batmasını  bir  türlü  engelleyemediler. Ahtapot  yaklaşan  fırtınayı önceden hissetmiş, kayıkta bulunan insanlar tarafından görülme tehlikesini göze  alarak  kayığın birkaç metre altına kadar sokulmuştu. Kayık battığında dev dalgalar arasında çırpınıp  duran  iki insanı güçlü kollarıyla sıkıca kavrayıp, onların boğulmalarına engel olmak için, yüzeye  çıktı  ve süratle kıyıya doğru yüzmeye başladı. Baygın durumdaki iki insanı kıyıda emin bir yere bırakan ahtapot, gölün derinliklerindeki mağarasına çekildi. 

Bu olayı takiben geçen on gün içinde göl yüzeyinde hiç kayık göremeyen ahtapot insanların gitmiş olabileceklerini düşünerek yüzeye çıkıp çok uzaklardan kampın bulunduğu kıyıya doğru baktı. İlk dikkatini çeken şey, kıyıdaki kocaman demir kayıklar oldu.  İnsanlar,  ayrıca  kampın  bulunduğu çadırların yanına tahtadan barakalar yapmışlardı. Çok  insan  vardı  kıyıda.  Gölün  fazla  sularını ırmağa akıtan kola doğru yüzmeye başladı. Kıyıdaki insanlara fark ettirmeden gölden çıkıp gitmeyi planlıyordu. Fakat çıkışa vardığında etrafta gitmesini engelleyen dikenli teller  olduğunu  üzülerek gördü. Bir hata yapmaktan korkuyordu. Bu dikenli telleri parçalayıp atar, yoluna devam edebilirdi. İşin içinde yaralanmak, çaptan düşmek olasılığı da vardı. Irmaktaki çağlayan zaten yolunun üstünde bir büyük engeldi. Çağlayanın karşısına çıktığında güçsüz durumda bulunmak yakışık almazdı.

Sonraki günlerde göl yüzeyi birdenbire hareketlendi. İnsanların  göl  kıyısına  kadar  kamyonlarla getirdikleri  parçaları birbirine monte ederek yaptıkları gemiler vızır vızır gidip gelmeye başladı. Gemilerden  dalgıçlar  göle  girerek,  gölün  dibini  taramaya  başladılar.  Dalgıçların  ellerindeki zıpkınlar görülür görülmez ahtapota yöneltilecekti. Gölde her kolunun uzunluğu beş metreyi bulan sekiz kollu dev bir ahtapot vardı  ve  bu  ahtapotu  öldüren  ödüllendirilecekti.  İşte  burada  biraz düşünmek gerekirdi. Katledilmek istenen bu ahtapot  fırtınalı  bir  havada  iki  insanı  mutlak  bir ölümden  kurtarmıştı. Onlar bayılmadan önce kendilerini kurtaranı görmüşler, ötekileri ahtapotun varlığından haberdar etmişlerdi. Ötekiler ötekilere, ötekilerde ötekilere durumu bildirmişler ve son ötekiler, ortaya bir ödül bile koymuştu. Bu durumu çıkışı olmayan bir labirent biçiminde algılamak gerekmektedir.

Ahtapot artık gölde barınmasının olanaksızlığını anlamıştı. Tüm iyi niyetine karşın insanlar onun bu gölde biraz daha fazla araştırma yapmasına izin vermeyeceklerdi. Zaten  gölde  bir  süre  daha yaşamak gereksizdi. Öğrendikleri yeter de artardı bile. Ahtapot mağarasından hınçla dışarı fırladı. Korkunç bir süratle kampın önünde demirli bulunan gemilerin tam karşısında  su  yüzeyine  çıktı. Günlerdir arıyordunuz işte buradayım  ve  sizden  korkmuyorum  der  gibi  kabardıkça  kabarıyor, gölde yapay dalgaların oluşmasını sağlıyordu. Aniden soluna doğru  yöneldi. Kıyıdaki  insanların hayret dolu bakışları altında göl çıkışındaki dikenli telleri paramparça ederek kola girdi ve bir süre sonra ırmağa ulaştı. Irmağın akıntılarına  rahatça  karşı  koyarak  çağlayanın  önüne  geldi  ve  iki kolunu uzatarak oradaki kayalara tutunup yukarıya çıktı.

Daha sonraki günlerde ahtapot ırmağın kaynağına ulaşmak için gösterdiği yoğun çabayı devam ettirdi. Kaynağın bulunduğu karlı  dağın  yamaçlarında  daracık  boğazlardan  zorlukla  geçiyor, derinliğin yüzmesine olanak tanımadığı yerlerde de adım adım ilerliyordu. Yamaçlarda yağan yağmur havanın giderek soğumasıyla birlikte kara dönüşüyor, yağan kar altında buz gibi soğuk suda titremek ona dağlarda yaşamın ne derece zorlu olduğunu öğretiyordu. Ahtapot daha ileriye gitmenin mümkün olmadığını düşünmeye başladığı bir sırada ırmağın kaynağını buldu. Kaynak, kayaların arasından, mağara gibi bir yerden, yeryüzüne çıkıp doğuyordu.

Ahtapot konuyu özetle toparladı: “ Demek kaynak burasıymış. Su bu daracık yerden yeryüzüne çıkıyor, yağan kar ve yağmur sularıyla besleniyor, çevreden  kimi  dereciklerin  sularını  alarak çağlayana kadar iniyor. Çağlayan geçildikten sonra sağdan soldan pek çok kol alan  su  gittikçe büyüyerek bir ırmak halinde benim doğduğum denize varıyor ve denizle bütünleşiyor. Uzun bir süre içinde yaşadığım göl de fazla sularını ırmağa bir  kol  aracılığıyla  akıtan  büyükçe  bir  su birikintisinden başka bir şey değilmiş. “

Dönüş yolunda, çağlayana yaklaştıkça, ahtapotu bir düşüncedir aldı. Acaba insanlar onu  oralarda bekleyebilirler miydi? Bu yüzde elliye yüzde elliydi.Yani bekleyebilirlerdi de beklemeyebilirlerdi de. Onun orası belli olmazdı. Ahtapot, kesinlikle korkmuyordu. Zaten böyle durumlarda bir idealist için korku en son akla getirilecek bir şeydi. Korkmak için hiçbir neden  yoktu. Ahtapot,  şöyle  bir durum değerlendirmesi yaptıktan,  ne  olursa  ne  şekilde  hareket  edeceğini  hesapladıktan  sonra, çağlayandan aşağı indi. Suların üstünden, göğsünü gere gere yüzerek,  gölün  ırmakla  bağlantısını sağlayan kolun yanından geçti, gitti.

Ahtapot, birkaç gün sonra denize vardı. Yıllar  önce, genç  bir  ahtapotken,  bir  idea  uğruna  yola çıkmış; yıllar sonra, büyük, olgun bir ahtapot olarak işte geriye dönmüştü. Fakat  idea  ideal değildi henüz. Bir idealist, öğrendiklerini başkalarına da öğreterek, onları da bilgilendirmeliydi. Ben, bana yetecek kadar bilgi sahibiyim fazlasını öğrenmesem de olur diyemediğin gibi, ben  herkesten  çok daha fazla bilgiliyim varsın benim bildiklerimi başkaları bilmeyiversin  de  diyemezdin. Ahtapot, kısa bir süre dinlendikten sonra girişimlerine başlamak  istiyordu. Öğrendiklerini  başkalarına  da öğreterek onları da bilgilendirecekti. Beyninde kendisinin bilip de başkalarının bilmediği  tek  bir bilgi kalmayana kadar…

Yazan: Serdar  Yıldırım
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!