Yeni yayınlarla edebi portreler Mustafa Miyasoğlu m_miyasoglu@mynet.com Altı aydan beri siyasî gündemin Cumhurbaşkanı seçimine kilitlenmesi, gazetelerde yazı yazan herkes gibi, bizi de bu süre içinde çok sayıda politik değerlendirme yazmaya yöneltti. Bu arada birbiri peşinden kaybettiğimiz dostlarımız yüzünden, ruh akrabalarımızın sayısı da azaldı. Bazılarını burada yazı konusu yaptık ve zorunlu seçimle bugünlere geldik.
Henüz sonuçlanmayan Cumhurbaşkanı seçimi ise, jakobenlerle halkın sözcülüğünü üstlenen demokratlar arasında rövanşa dönüştü. Seçim sonuçlarıyla Cumhurbaşkanı seçiminin CHP Başkanı’nın “uzlaşma” kılıflı dayatmaları ile Genelkurmay Başkanı’nın beyanatları dışında gerçekleşmeye yüz tutması, bu siyasi gündemi bir süre daha hareketli kılacaktır.
Bu arada gün yüzüne çıkan pek çok kitap ve dergi de masamızın bir köşesinde veya kitap rafları arasında en üstte değerlendirme sırası beklemeye başladı. Bunlardan en yeni olanlarla söze başlamak, yeni yayınlanan bu dergi ve kitaplarla ufkumuzu yenilemek istiyorum.
Bu kitapların en önemli özelliği edebî portreler niteliğinde olmasıdır. Bazıları mensur, bazıları manzum, bazıları da romanesk portreler olan bu kitaplar edebi kültürü öne çıkarıyor.
Mevlâna ile ilgili iki kitap ve Fuzûlî’nin romanı
800. doğum yıldönümü münasebetiyle Mevlâna’nın hayatı ve eserleriyle ilgili pek çok kitap yayınlandı. Bunlardan iki akademisyene ait iki kitabın diğerlerinden farklı yönleri olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu kitapların yazarları olan Prof. Dr. Erkan Türkmen ile Prof. Dr. Cihan Okuyucu dostlarımız, Mevlâna üzerine başka kitapları ve sürekli çalışmaları olan, eski edebiyatımızla ve Mevlâna’nın mesajıyla yakından ilgili değerli şahsiyetlerdir.
Bunlar Prof. Dr. Erkan Türkmen’in Mevlâna Mesnevisi’nin Evrenselliği (Nüve Kültür Merkezi) ile Prof. Dr. Cihan Okuyucu’nun Mevlâna adlı biyografik incelemesidir (Sütun yayınları). Bu çalışmalar, 800. doğum yıldönümü münasebetiyle bütün dünyada anılan Mevlâna’nın hayat tecrübesi ve yüce ilhamlarla insanlığa ulaştırdığı mesajları ortaya koyuyor.
Peşaver doğumlu olan Prof. Dr. Erkan Türkmen’in ecdadı Merv’den göç ederek İslâm coğrafyasının çeşitli yerlerinde dolaşmış ve kendisi Türkiye’ye göçmen olarak yerleşerek Ankara’da İngiliz Dili ve Edebiyatı okumuş... Sonraki yıllarda da Selçuk Üniversitesi’nde Doğu Dilleri ve Edebiyatları bölümünü kurmuş... Pek çok eseri yanında, İngilizce olarak yayınladığı The Esence of Rumi’s Mesnevi adlı eseri ilgi gördüğü için, onun dilimizdeki yansıması olan bu yeni kitabını yayınlamış...
Eski edebiyat uzmanı olan dostumuz Prof. Dr. Cihan Okuyucu’nun Mevlâna ile ilgili daha önce İçimizdeki Mevlâna ve Mevlâna Konuşuyor adlı kitapları yayınlanmış, çeşitli kültür merkezlerinde sürekli Mevlâna ve Mesnevi okuma seminerleri vermiştir. Bu yeni kitabını onu odasındaki ziyaretimizde görünce, doğrusu bu ilim adamını yürekten kutladım.
Turgut Özal ile Abdullah Gül’ün okuduğu okul olarak da gündeme gelen Kayseri Lisesi edebiyat öğretmeni olan Vedat Ali Tok adlı dostumuzun Pervanenin Rüyası adıyla yayınlanan Fuzûlî romanı, Cihan Okuyucu’nun talebesine yakışır bir tavırla eski edebiyatımızın en önemli şairinin portresini tarihi roman diliyle okuyucunun önüne getiriyor.
İskender Pala’nın Leylâ ile Mecnun mesnevisi çevresinde gelişen Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk adlı romanını andıran bir tarzda, Kanûni’nin Bağdat’ı fethi atmosferinde Fuzûli çağını, onun eseri ve şahsiyeti çevresinde canlandıran bu kitabı, eski edebiyat ve Fuzûli meraklılarına tavsiye ediyorum. Leylâ ile Mecnun’un Şehir Tiyatroları’nda sahnelendiği, Divan edebiyatının hak ettiği ilgiyi gördüğü bir ortamda, Fuzûli gibi klasik şairlerimizin hayat ve dünya görüşü, yaşama tarzları daha iyi bilinmeli, bunlar üzerine daha çok kitap yayınlanıp dünya çapındaki değerlerimiz genç nesillere farklı üslûplarla daha çok tanıtılmalıdır.
Pervanenin Rüyası, Fuzûli çevresinde Osmanlı’nın altın çağını, şairlerin perspektifinden ve onların şiirleriyle ortaya koyduktan sonra Kanûni’nin ölümü ile sona eriyor. Eski edebiyat uzmanı olan yazarının şiirlerle ilgili dipnotlara sarkan açıklamaları bir iyi devri canlandırıyor.
Manzum portreler
Kayseri’de yayın yapan ve dostlarımızın kitaplarını gün ışığına çıkaran Laçin Yayınları arasında çıkan bu kitapların Vedat Ali editörlüğünde yayınlanan yeni bir kitabından söz etmek istiyorum. 48 yıllık arkadaşım Bekir Oğuzbaşaran’ın Manzum Portreler adlı kitabı, sadece bu günlerde yayınlandığı için sevindim ve emeği geçenleri kutlamak istiyorum. Çünkü dostunu bir işe teşvik ile ortaya çıkarmasına vesile olmak gerçekten zordur. Ben hiç başaramadım...
Bekir Oğuzbaşaran, MTTB’nin Millî Gençlik dergisinde çalıştıktan sonra Tohum dergisinde editörlük ve Büyük Doğu’nun yazı işlerinde çalışmak gibi çok az insana nasip olabilecek tecrübelerine rağmen, bugüne kadar çok dikkati çeken kitaplar yayınlayamadı. 40 yıl önce Hisar ve Türk Edebiyatı gibi yayın organlarında deneme ve incelemeler yazdığı halde, Necip Fazıl’ın Şiiri adlı derleme kitabından 24 yıl sonra ilk kez bu yıl bir kitabı yayınlanmış oldu: “Kültür ve Edebiyatımızdan” üst başlığını taşıyan Manzum Portreler... Berceste’de yayınlanan bu rubailerin kitaplaşması gerçekten hoş bir sürpriz oldu...
Vedat Ali Tok’un takdimiyle yayınlanan bu kitapta, 150 civarında şahsiyet ile ilgili yazılmış manzum portre denemesi yer alıyor. Kitabın sonunda 12 dergi için rubai tarzında methiye yer alıyor. Bunların alfabetik bir sıra ile dizilmesi garip bir atmosfer oluşturuyor. Aslında bu sayfalardaki isimlerin pek çoğu, Bekir Oğuzbaşaran’ın gönül galerisini yansıtıyor.
Bir sözlük veya ansiklopedi gibi şiirleri sıralamanın yanlış olduğunu ve bunun da editörün sorumluluğunda sayıldığını düşünüyorum. Bekir Oğuzbaşaran’ı kitap yayınlamaya razı ettikten sonra, onun için ayrıca bir takdim yazısı yazmanın gereği yoktur. Çünkü takdim az bilinen biri için daha çok bilinen bir şahsiyet tarafından yazılabilirse anlamlı olur...
Ayrıca, bu portreler o kadar çok ve çeşitli ki, insan sayfaları karıştırıp rubaileri okurken, bunların neden daha doğru bir tasnifle yer almadığına şaşıyor. Mesela tarihi şahsiyetler, büyük fatih ve evliyalar neden bugün yaşayan sade bir isimle yan yana duruyor anlaşılamıyor.
Kadim dostum Bekir Oğuzbaşaran’ın en az bilinen yönü şairliği olmasına rağmen, onda bu yönün ne kadar köklü olduğunu Manzum Portreler adlı kitabı açıkça ortaya koyuyor. Üslup çok yönlü ve oldukça çeşitlilik gösteren manzum bir dille geliştiriliyor ve ele aldığı şahsı pek çok özellikleriyle resmediyor. O bakımdan edebiyatımızda benzeri olmayan bir eser.
Ben bu kitabı sevinçle karşılarken, sınırlı sayıda basıldığını sandığım bu metnin, asıl yayınlanması gereken kitabın müsveddesi olduğunu düşünüyorum. Bu arada ilk kitabının geliştirilmiş ilaveli baskı ile gün yüzüne kavuşturulmasını ve “yılın denemecisi” seçilen Bekir Oğuzbaşaran’ın özgün deneme kitabıyla okuyucusunun önüne çıkmasını temenni ediyorum.
Necip Fazıl ve Arif Nihat Asya gibi üstatların eser verdiği manzum portre vadisinde çok başarılı örnekler ortaya koyan dostumu bütün kalbimle tebrik ediyor, devamını bekliyorum...
