Vedat
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 301
|
 |
« : Eylül 22, 2009, 00:11:58 ÖÖ » |
|
Vedat Ali TOK
BİR GÜL İSTİFİ
N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim Kadem-i pâkini ol Hazret-i Şâh-i Rusûlün Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir Bahtîyâ durma yüzün sür kademine o gülün I. Sultan Ahmed Han (1590-1617)
Sultan l. Ahmed, III. Mehmed’in oğludur. III. Mehmed padişah olmasına rağmen oğullarını kendisine rakip olarak gören bir mizaca sahipti. Dolayısıyla çocukları için bu, olumsuz bir tavır olmuştur. Çocuklarına iyi bir eğitim de verdirmemiştir. Hele Ahmed’e sadece okuma yazma öğretilmiş; diğer Osmanlı şehzadeleri gibi derin bilgilerle donatılmamıştır. İki ağabeyinin öldürülmesi kendisine sultanlık yolunu açmıştır. 1603 yılından genç yaşta öldüğü 1617 yılına kadar saltanatta kalmıştır. “Bahtî” ve “Ahmedî” mahlaslarıyla şiirler yazan l. Ahmed’in, dînî vecibelerini aksatmayan bir padişah olduğunu târihî kaynaklardan öğreniyoruz. Bahtî’nin Allah ve Peygamber aşklarını dile getiren şiirleri ile dikkat çeken dindâr bir Müslüman kimliği vardır. Onun en meşhur şiirlerinden birisi yukarıya aldığımız kıt’asıdır. Sultan Ahmed, Hz. Muhammed’in ayak izini sorgucuna resmettirmiş; ortasına da bu kıt’ayı yazdırmıştır. Şiirin nesir diliyle ifadesi şöyle: “Resullerin şâhı olan Hz. Muhammed’in ayak izi resmini, tacım gibi, başımda taşısam bunda şaşılacak bir durum yoktur; çünkü peygamberlik bahçesinin gülü, o ayak (izi) sahibidir.” Bilindiği gibi, “gül” Peygamberimizin sembolüdür. Son mısrada şair, “Güle benzeyen Peygamberimiz” demiyor; direk benzetilen unsur durumundaki “gül” ifadesini kullanıyor. “Baş” ve “ayak” kelimeleri bir tezat oluşturuyor. Baş, yüksekliğin, yüceliğin, sultanlığın; ayak ise hakirliğin, fakirliğin, âcizliğin nihayet köleliğin sembolüdür. Kölenin başı, mânen sultanın ayakları altındadır. Şair, Peygamber karşısında kendisini bir köle addediyor. Şiirdeki duygularla Evliya Çelebi’nin anlattıklarını birleştirirsek, şiirin ilham kaynağı hakkında bir bağ kurabiliriz. Evliyâ Çelebi’ye göre Sultan Ahmed –şu anda Mukaddes Emanetler’de muhafaza edilen- Peygamberimizin “Nakş-ı Kadem” (ayak izi resmi)ni Mısır’da bulunan Kayıtbay Türbesinden aldırıp İstanbul’a getirtir. Onu önce Eyüp Camii’ne, inşaatı tamamlanınca da kendi adına yaptırdığı Sultan Ahmed Camii’ne koydurtur. Bu işlem tamamlanır ki bir rüya görür. Bütün padişahların toplandığı bir divanda Hz. Muhammed kadı makamındadır. Kayıtbay, “Nakş-ı Kadem”in kendi türbesinden alınıp İstanbul’a getirilmesinden dâvâcı olur. Tarafları dinleyen Peygamber Efendimiz, Kayıtbay’ı haklı görerek bu emanetin yerine teslimi kararına varır. Sultan Ahmed gördüğü bu rüyayı ertesi gün aralarında Aziz Mahmud Hüdâî’nin de bulunduğu âlimlere şeyhlere anlatır. Onlar da bu rüyayı, emanetin geldiği yere gönderilmesi gerektiği şeklinde yorumlarlar. Bunun üzerine Nakş-ı Kadem-i Şerif, Mısır’a gönderilir. Sultan Ahmed çok üzülür. Üzüntüsünü hafifletmek için hilâfet sarığına bir sorguç yaptırır. Sorgucun üzerine de Nakş-ı Kadem resmedilir. Bahtî, dünya sultanı olmakla iftihar etmeyen, Allah katında daima “kul” olduğunu hatırlayan bir padişah edâsıyla birçok münâcat; Peygambere ümmet olmanın verdiği huzurla da üç tane na’t yazmıştır. Olubdur aşkun ile pür dil ü cân Beni kıl âlem-i ma’nîde sultân beytiyle Allah’tan “mânâlar âlemi”nde sultan olmayı diler. Samimî bir Müslüman olan Bahtî, her hâlükârda İslâmî unsurlara değer veren bir insandır. Öyle ki Hz. Muhammed’in doğum ayı olan Rebîü’l-evvel ile bahar ayı arasında bir münâsebet kurar:
Bahar oldukda diller açılup bulsa n’ola kâmı Rebî’ oldu Habîb-i Ekrem’ün mevlîdi eyyâmı Çünkü Hz. Muhammed’in dünyaya gelişi ile insanlık âleminde bir “diriliş” gerçekleşmiştir; tıpkı tabiatın baharda dirilişi gibi… Bahar ki, gelmesiyle gönüllerin açıldığı, insanların ve tabiatın coşkuyla sarhoş oldukları mevsimdir. Bahtî Osmanlı padişahları arasında kendi kendini yetiştirmiş ender sultanlardandır. Genel olarak şiirlerinde klâsik edebiyat kültürünün izlerini bulmak mümkündür. Genç yaşında vefat etmesine rağmen bir dîvân oluşturacak kadar geniş bir şiir kültürüne de sahiptir. Aşağıdaki na’t de onundur:
Yâ Resûlallah kamer alnun yüzündür âfitâb Kim göre şekl-i cemâlün ola ol âl-i cenâb
Lûtf edüp dedi Hudâ çün “Rahmete’n-li’l-âlemîn” Na’t-i pâkünle dolu nâzil olupdur dört kitâb
Ol Resûlün medhi içre tûtî-i gûyâ olup Sükker-i vasfıyla yâ Rab kalbüme ver feth-i bâb
Ümmet üzre sâye salaldan berü ol şâh-ı dîn Sâyesinde geldi rahmet gitdi âhir ıstırâb
Çün hayâl-i vaslun ile eğlenir bu Ahmedî Oldu bî-huş fikr-i vaslunla ana saçun gül-âb
|