Şubat 08, 2012, 01:14:36 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: CEMİL MERİÇ’İN KAYSERİ SERÜVENİ /ÜMİT FEHMİ SORGUNLU  (Okunma Sayısı 155 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ümit Fehmi
TÜRKÇESİ.NET
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 12


« : Eylül 06, 2007, 14:23:19 ÖS »

CEMİL MERİÇ’İN KAYSERİ SERÜVENİ
                  ÜMİT FEHMİ SORGUNLU
 
   
16 Nisan 1982 günü, KASD Kayseri Sanatçılar Derneği ödüller sahiplerine verilecekti. Şehir Tiyatrosu’nda  muhteşem bir tören vardı. Ödüllerini almak üzere, Cemil Meriç, Mehmet Çınarlı, Bahattin Karakoç, Sevinç Çokum, Durali Yılmaz, Mustafa Ruhi Şirin, Saim Sakaoğlu Kayseri’ye gelmişlerdi.
Doğal olarak gecenin yıldızı Cemil Meriç’ti. Kimse onun törene katılmasını beklemiyordu. Eşini yeni kaybetmişti ve rahatsızdı. Ama o büyük bir vefa örneği ve kadirşinaslık göstererek İstanbul’dan kalkıp otobüsle Kayseri’ye gelmişti. O gün Kayseri tarihi günlerinden birini yaşıyordu. Tiyatro salonu hıncahınç doluydu. Tören başlamış, dernek başkanı Muzaffer Tok açılış konuşmasını yapıyordu. O anda birkaç arkadaşın eşliğinde Cemil Meriç’in salona girdiğini gördü ve konuşmasını keserek, Cemil Meriç’in salona girdiğini anons etti. Hiç unutmam o anda salon tek yürek olmuş Cemil Meriç’i alkışlıyordu. O alkışlar içerisinde protokol da ki yerini aldı ve program devam etmeye başladı.
Programın şiir bölümünde Muhsin İlyas Subaşı, şiir okumak üzere kürsüye geldi ve şiire geçmeden önce yaptığı ön konuşmasında, o güne kadar kimsenin dikkat etmediği Cemil Meriç’e ait bir sözün altını çizdi: “Üstad Cemil Meriç, Türk Şiiri’nin nazım Hikmet’le bittiğini söylemektedir. (Mağaradakiler, s.69) Ama görüyorsunuz o bitmedi ve bitmeyecektir de. Bunun için de ben şiirimi zahmet edip burayla kadar gelerek bizi onurlandırdığı için kendilerine ithaf ediyorum,” diyerek şiirini okudu. Cemil Meriç’le birlikte salondakilerin alkışları arasında  yerine oturdu.  Çeşitli konuşmalardan sonra plaketlerin verilmesine sıra gelmişti. Cemil Meriç’in plaketini, o yıllarda Anayasa Mahkemesi Üyesi olan Hisar Dergisi’nin kurucusu ve sahibi rahmetli Mehmet Çınarlı verecekti. Çınarlı Kürsüye davet edildi. Arkasından Cemil Meriç’in ismi anons edildi. Meriç, yerinden kalktı sahneye çıkarıldı. Kendisine ödülü verilirken, doğal olarak veren ve alan birkaç cümlelik konuşmalar yapıyorlardı. Çınarlı da öyle yaptı ve beklenmedik bir polemiğin ilk kıvılcımını tutuşturdu:
-Üstad, Muhsin İlyas Subaşı, sizin “Türk Şiiri Nazım’la biter” sözünüzü nakletti. Bu konuda ne dersiniz?
Cemil Meriç,  bu soru karşısında suskun kaldı. On-on beş saniye kadar bir sükûttan sonra, cevabı yine soru sahibi verdi:
-Siz galiba, Nazım’ın Türk şiirini bitirdiğini söylemek istediniz?
Cemil Meriç rahatlamıştı, karşılığı kısa oldu:
-Şairler akıllı adamlardır. Beni kurtardınız Mehmet Bey. Evet, öyle demek istedim…
Tören sona erdi. Ertesi günlerin gündemi bu konuydu. Subaşı’nı, hatta konuyu böyle bir mecraya çeken Çınarlı’yı haklı bulanlar olduğu gibi, böyle bir polemiğin Cemil Meriç’te rahatsızlık doğuracağı endişesiyle gereksiz olduğunu söyleyenler de vardı. Böyle bir durumun oluşmasına da en çok üzülen doğal olarak Muhsin İlyas Subaşı olmuştu... O, o günlerde dostlarına, “Hiç gereksiz yere bir polemik oluştu. Keşke böyle bir söz etmeseydim. Benim maksadım Üstadı rencide etmek değildi. Zaten bu konuyu  Küçük Dergi’de uzun uzadıya yazmış,. Bununla da yetinmeyerek kendisiyle de mektuplaşarak bu hususu açığa kavuşturmaya çalışmıştım,” dedi. Daha sonra öğreniyoruz ki Cemil Meriç, dostlarına özel sohbetlerinde; “Hayatımda iki ağır darbe aldım. Birisi, Konya’ya giderken bir üniversiteli gencin, hak etmediğim bir olumsuz tepkisi, diğeri ise Kayseri’de karşılaştığım olay.” şeklinde sitemde bulunmuş…
Bu sitemin ortaya konuş tarzı da ilginçtir. Yakınındakilerden öğreniyoruz ki, Üstad, bu olaydan o aylarda pek rahatsızlık duymamış ya da rahatsızlığını ortaya koymamıştır. Ta ki, Ahmet Kaplan’ın  “Cemil Meriç Ne Dedi” başlıklı yazısı yayınlanana kadar. Kaplan bu yazısında, olayı kısaca şöyle nakleder:
“Gecenin en çarpıcı özelliği, program dışı meydana gelen ve Muhsin İlyas Subaşı’nın açtığı tartışmanın, Mehmet Çınarlı ile Cemil Meriç arasında geçmesidir.  Muhsin İlyas Subaşı, spiker tarafından şiirini okuması  için sahneye davet edilmiştir.  Şair, şiirini okumadan evvel, Cemil Meriç’n “Mağaradakiler” adlı kitabında yer alan, “Bence Türk şiiri Nazım’la biter Avrupai düşünce Nazım’la başlar” cümlesini hatırlatmış ve Türk şiirinin bitmediğini belirterek, “Üstad’ı var olan ve yaşayan Türk şiirinin İstanbul’dan Kayseri’ye getirtmiş olmasını” delil gösterip, okuyacağı şiiri, “Üstad’a ithaf ettiğini” söylemiştir. Sayın Cemil Meriç’in hemen yakınında oturmamın verdiği imkânla; bu sürpriz çıkıştan sonra kendisine baktığımda Muhsin İlyas’a alkış tutarak mukabelede bulunduğunu gördüm” diyerek arkasından yorumunu yapar:
“Topluma mal olmuş, ismi ve eserleri üzerinde müspet yorumlar yapılmış, “Üstad”lık payesi verilmiş bir insan, yazdıklarının ve söylediklerinin hesabını zaman  ve mekân ne olursa olsun  vermek zorundadır. Bu çapta bir insana herkes her yerde sual sorabilir. Tezleri üzerine açıklama isteyebilir Şevki kırılmasın, istidadı körlenmesin diyeceğimiz bir genç yoktur. Fikrin hamurunda olgunlaşmış,  pişmiş ve belirli bir muhteva kazanmış belli kesimlerce kendisine hayranlık duyulan bir şahıs vardır.  Bu bakımdan, Muhsin İlyas’a ve Mehmet Çınarlı’ya  “Bu açıklamayı Cemil Meriç’ten istemenin zamanı mıydı?” ithamını yöneltmek, önce nefislerimizde hissetmemiz gereken fikir hürriyetine zincir vurmaktır.  Karşımızda profesyonel metotlarla fikir dünyamıza açılmış bir Cemil Meriç vardır. Üstadımız yanıldı, bir hakikate kıydı ise bunun tashih imkânını kendisine vermek, ona muhabbeti olan herkese borçtur.” (29 Nisan 1983, sayı 82.)
Bu yazıdan iki yıl sonra, Dursun Selim Güleryüz, “Cemil Meriçli Günler” başlıklı yazısını şu cümlelerle bitirir:
“Beni çok üzen bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim. Üstad’ın bir Kayseri gezisi vardır.  Kayseri Kültür ve Sanat Vakfı (Aslı Kayseri Sanatçılar Derneği’dir) tarafından kendilerine verilen ödülü olmak üzere Kayseri’ye gider. Tören yapılır, ödüller dağıtılır. Geri dönülür. Üstad oldukça memnundur.  Derken Ahmet Kaplan imzalı bir yazı… Ödül töreninin Üstad için fiyasko olduğundan tutun da,  Üstad’ın gerçek bir çile adamı olamayacağının fetvasını verebilecek kadar üst perdeden ithamlarla dolu bir yazı. Yine Ahmet Kaplan, Muhsin İlyas Subaşı tarafından sorulan bir soruya Cemil Meriç’in cevap veremediğini de  yazmaktadır. Bu Muhsin İlyas, Cemil Meriç’e “Kültür mirasınızın taşıyıcısı olmak isterim” diye kartlar gönderen Muhsin İlyas’tır. Üstad bu olaya güler geçer. Ya da öyle görünür. Fakat bana sorarsanız, bu olay Üstad’ın hayatında,  -Konya yolculuğundaki kadar olmasa bile- bir dönüm noktasının daha zeminini hazırlayan bir olaydır. Üstad dostlarının çevresine alan insanların güvendiği ve güvenebileceği kişilerin muhasebesini, sanıyorum bu olay vesilesi ile bir kere daha yapmıştır.” (Boğaziçi, Kasım-1985)
SUBAŞI NELER ANLATIYOR?
Bu olayın içinde bulunan Muhsin İlyas Subaşı’na bu konuyu sorduğumuzda derin bir iç çekti. “Keşke yaşanmasaydı, ama oldu. Sözü söylemediğiniz sürece size aittir. Söyledikten sonra artık, sizin olmaktan bir anlamda çıkıyor, herkes istediği tarafa çekebiliyor ve bazen de onun götürüldüğü ağır yük altında acı duyuyorsunuz”, dedi. Arkasından da şunları anlattı:
“-Bu olay, sıradan bir mesele değildir. Üstad’ın kitabındaki ifade çok ağır ve kesindi. Ona göre Türk şiirinde Nazım Hikmet’ten sonra şair gelmemiştir. Evvela bir şair olarak benim bunu kabullenmem mümkün değil. Kaldı ki, bir yığın şairimiz var. Şimdi siz Üstad’ı haklı görürseniz, Necip Fazıl’ı yok sayacaksınız, Sezai Karakoç‘u yok sayacaksınız. Arif  Nihat’ı, Behçet Necatigil’i, Attila İlhanı, Fazıl Hüsnü’yü yok sayacaksınız.Günümüz şairlerinin tamamını yok sayacaksınız!.. Beğendiğiniz bir şairi yüceltmek uğruna, bir ülkenin edebiyat ortamını nasıl fedâ edersiniz? Ha, buna rağmen, ben şiirimi okumadan önce kendisine böyle bir ithafta bulunurken kesinlikle, onu hesaba çekmek, rencide, etmek suçlamak gibi bir niyetin sahibi değildim.”
Edebiyat tarihimize intikal eden bir olayın önü sonu işte böyle… Ben yıllar önce gerçekleşen bir olayı edebiyat tarihimize ışık tutmak amacıyla objektif olarak ele aldım. Görünen o ki, bu tür tartışmalar olmasa edebiyatımız aktüel niteliğini yakalayamayacak… Kabına sığamayan insanların tartışması da güzel sonuçlar getiriyor doğrusu…

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!