Vedat
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 301
|
 |
« : Eylül 19, 2007, 20:15:23 ÖS » |
|
HAYDİ! ... BAĞIR TAHAMMÜL/ Melike METİNER
Çuf, çuf, çuf… Kara duman hasreti çiziyor gökyüzüne gri bir is buğusu… yorgun, eğilerek yükseliyor, yükseliyor… İki kara göz pencere kenarında anılarını boğuyor daha katil. Firuze akşamları, seher sabahına bağlıyor bir mavi, bir gri. Deli düğümleri uzuyor, ray boyu daha uzuyor bir gri, bir mavi cambazlığında geriliyor ipler, düğümler kopamadan bağlanıyor. Kara duman hasreti çiziyor gökyüzüne… Aksak bacağını yana kaydırırken titreyen tüm vücut gibi sarsılarak, son bir iz bırakarak arkasında ilerliyor, hep geri adım atar gibi, ara ara hep yerinde sayıyor gibi ilerliyor. Kara tren yükünü savurtur gibi… Danetol, pencere kenarında son kaçışın şeridinde bozkırlaşıyor, çoraklaşırken çenesi avuçlarının içinde hep sıkışıp, bir gevşediğinde kolunu dayayan metal cam saydamlığı, zihninin cehenneminde bir çukura düşüp üşüyor. Kalabalık sarı badanalı eski bir istasyondan terk etmişken şehrini taze hüzünlerinin yalnızlık gözlerine laden çekerek üşüyüp düşüyor. Taa Mim’in avuçlarına… Bakarak eskittiği yüzler peşine takılıp, tazeleniyor arkasından, önünden bir gurbet çekiştirirken yüreğini her vuruş, her ritme vuran atış, her atışla boğulup ölen dakikalar, uzaklık seyrinden bir vakit kazanıyor. Kara duman hasreti çiziyor gökyüzüne, Danetol pencere kenarında büyüyor, içinde koca bir geveze yumruk, avuç içlerinin alın yazısına kapanıyor yüzükoyun, içinde koca bir gurbet hevesi ince damarlarından sızıp, genişliyor varlığına ılız ılız, içinde duvarlarına örülmüş militan yazılar, harfleri birbiri üzerine bindirip cılızlaşıyor renkleri. Ve Donetol büyüyor, içinde koca bir ömür büyüttüğünden habersiz, sulayamadığından öylece öldürüyor. Öleni taşırıyor bedeni, yüreğinin ağırlığından bimeal… Kara duman hasreti çiziyor gökyüzüne, Danetol gözlerini açık tutuyor hep, havada süzülen kuşun hangi şafakta öleceğine şahit olmayı bekliyor. Daha önceki masum bekleyişleri gibi, daha önceki zorda kalışları gibi hep, sığdırmaya çalışıyor açık gözlerine dar gelen serçe parmağının beyazlığını. İki kara göz pencere kenarında eti, kemiğinden sıyırır gibi yaşlanıyor, sarı badanalı istasyon gurbetinde rutubetlenirken yalnızlığı. Yol büyüyor… Yol uzuyor… Kan ter içinde öksürüyor kara duman… buğusu, kan toprak içinde göğe savurtuyor acıyı. Acı dediğin nedir ki Donetol? Sana kaç yüzünü gösterdi? Maskesini çekip gerçeğine gücün yetti mi hiç? Tepeden tırnağa tanıdık pişmanlıkların korkusudur. Sıcak akşamların nevvalesi tükenen serinliğine muhtaç, birkaç dinlenti çaresizliği… Ezberinde kuzey topraklarının türküleri, dilinde güneyin zeytin dalından devşirme eğreti bilmeklikler… Hangi arada kalışa yeter aklın? Ermediğin böyle uzatır yolunu, önüne katarda bir gün, o basamakları yalpalanan bin vücut gibi ağır adımlarsın. Belki adımlayamadan da kalırsın. Avaza vurur med- cezirlerini de, son hamlede dönülmez kararlar alırsın. Eşiğindeysen… Dönmek dediğin nedir ki Donetol? Yol büyüyor… Yol uzuyor… Sarı badanalı istasyon gurbeti, çok gerilerde dilsiz, üstünü örterken uykuların, iki kara göz pencere kenarında sıkışmış düşüncelerine yumru oyuklar açarak tenhalaşıyor. Bir şafak özlemi yerleşiyor kalabalık belli belirsiz. Raylar giderek ağırlaşırken, kara duman son istasyona bırakıyor kendini yorgun. Badanası kireçli, boyasız köhne suratına yakışan şen hasret kavuşmaları arasında bir anne düdüğü sabırsız. Telaşla el sallıyor çokları diğerine… İki kara göz, tenhada doluyor zamanın boynuna ipi, katil pencere kenarından dikiyor şimşek gözlerini ipi çekmeden önce son bir mırıltı sesinden: Varsan… Bileyim seni el salla mutluluk, haber ver geldiğini.
|