mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« : Ağustos 22, 2010, 12:43:07 ÖS » |
|
ÜÇ AYLARIN ESİNTİSİ M.NİHAT MALKOÇ
Dünya geçici zevklerin uğrak yeridir ve şüphesiz ki bir aldanıştan ibarettir. Burada ruhlar ancak manevî hissiyatla doyar, yeşerir ve hayat bulur. Makyevelist düşünceyle hareket edenler dünyanın yükünü sırtında taşıyan çağdaş hamallardır. Onların huzur bulması katiyen mümkün değildir. Çünkü gittikleri yok çıkmaz sokaktır. Keşke bunu bilip geri dönebilselerdi. Rabbimiz biz kullarını sınamak için yeryüzüne göndermiştir. Her hâl ve hareketimiz mercek altındadır. Yaptıklarımızı inkâr etme şansımız yoktur. Amellerimiz her gün manevî bir cihazla kayda alınmaktadır. Bunlar vakti gelince adeta bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçirilecektir. Yüce Allah Zilzal Suresi’nde kıyametin dehşetini anlattıktan sonra görülecek hesapla ilgili olarak şöyle buyuruyor: “Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse onu görür. Artık kim zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse, onu görür.”(Zilzal 99/7–8 ) Dünyaya geliş gayesini hakkıyla idrak edemeyen insanlık, gece gün demeden dünyalık biriktiriyor. Bir evi varsa ikincisini elde etmenin uğraşı içerisine giriyor. Arabası olmayan araba almaya, arabası olan modelini yükseltmeye çalışıyor. Kimsenin öteki dünyayı düşündüğü yok. Günlerimiz maddenin cenderesinde geçiyor. Ruhlarımız alabildiğine kirlenmiş; Kur’an ahkâmı rafa kaldırılmış… Böylesine kurak bir manevî mevsim yaşıyoruz. İç dünyamızın derin yaralar aldığı, her şeyin zahire göre hükmedildiği böyle bir dünyada kalplerimizde yüce duyguların barınmasını beklemek fazla iyimserlik olur. Üç aylar, ruhların kuraklaştığı ve çoraklaştığı dönemlerde berrak bir su misali buraları yeşertir, hayat verir. Yeter ki bu güzide zaman dilimini manasına uygun olarak değerlendirelim. Recep ve Şaban ayları, rahmet ayı olan Ramazanı karşılayan aylardır; Ramazan ayının müjdecisidirler. Ruhlar bu aylarda ramazan iklimine hazırlanır. Resulüllah (sav) bir hadis-i şerifinde; “Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır” buyurmuştur. Bunun yanında Mısır’da yetişen büyük velilerden Zünnun-i Mısrî de üç aylarla ilgili şu güzel teşbihi yapıyor: “Recep tohum ekme, şaban sulama, ramazan ise hasat ayıdır.” Sevapların bire on, günahların ise miktarınca yazıldığı bu nurlu vakitlerde malayani işlerle zamanımızı öldürmemeliyiz. Çünkü gelecek yılın üç aylarına erişip erişemeyeceğimiz şüphelidir. Onun için yaşanan anın kıymetini bilip gereğince ihya etmeliyiz. Hiç kimsenin yarına sağ salim çıkacağına dair seneti yoktur. Aslında yarın diye bir şey de yoktur. Üç aylar sair zamanlara göre çok daha renkli ve bereketlidir. Bu aylarda kalplerde sanki maneviyat seferberliği düzenlenir; uhrevî derinlik hat safhaya ulaşır. Müslümanlara yitirilmiş cennetin kapıları ardına kadar açılır. Fakat bu kapıdan geçebilmek ancak kulluk vazifelerinin layıkıyla yapılmasıyla mümkündür. Kapı geniş olsa da günahlar sırtımıza yüklenmişse bunlarla o kapıdan geçemeyiz. Ancak imanî ve insanî değerlerin atmosferinde soluklananların kuş gibi hafif olan ruhları ve tenleri cennet kapısından girmeye layıktır. Üç aylar bir yıllık zamanın üç altın dilimi sayılır. Körleşen ve sağırlaşan hayatlar bu aylarda rayına oturur. Yıl boyunca Cumalar hariç kimsenin pek uğramadığı, cemaatin tek saf bile oluşturamadığı kutlu mekânlarımız olan camiler bu aylarda müminlerle dolup taşmaya başlar. Hele ramazan gelince camilerde yer bulmakta iyice zorlanırsınız. Kadını erkeği, çocuğu yaşlısı safları doldurur. Yüreklerimizde adeta manevî bir seferberlik başlar. Minarelerdeki mahyalar içimizdeki karanlıkları aydınlatır. Bedbinlik ve karamsarlık yerini nikbinliğe ve taptaze ümitlere bırakır. Hayat ancak bu güzel zaman diliminde anlamını bulur. Mübarek üç aylar arınma aylarıdır. Kirlenen ruhlar bu aylarda paklanır, kalpler huzura erer. Üç aylar girince Müslümanlar olarak geçmişin muhasebesini yapmalı, geleceğe iman ve ihlâsla şekil vermeliyiz. Yaratılış gayesini düşünüp ona göre yaşamalıyız. Bu ayların feyiz ve bereketinden azamî derecede yararlanmalıyız. Kolay kolay ele geçmeyecek bu güzel fırsatlar kaza edilmemelidir. Bereketli üç ayların Türk-İslam âlemine hayırlar getirmesini yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Ne mutlu bu günlerde Hakk’a ve hakikate uygun yaşayanlara!...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #1 : Ağustos 22, 2010, 12:43:56 ÖS » |
|
SEN GELDİN YA!... M.NİHAT MALKOÇ
Sen geldin ya, ey ramazan!… Kuruyan damarlarımıza kan, gözlerimizin ferine can geldi. Yeşile hasret gönül dağlarında açtı çiçekler… Merhamet ağacının yaprakları yeşerdi. Sonbahar hüzünleri geride kaldı. Rahmet bulutlarını sağıyor nurlu nazarlar… Gönül göğümde neşeyle uçuşuyor kuşlar… Yüreklerin narı nura tebdil oluyor bu rahmet göğünün altında. Heybemde sakladığım bir tutam huzur, en zor vaktimde senin rahmet ve saadet ikliminde abad eyledi keyfi kaçan kalbimi. Göklerime taşıdığın ateşböcekleri karanlığıma ışık oldu. Sen geldin ya, ey ramazan!… Yüzümüzün karası yerini berrak gölgelere bıraktı. İçimdeki karaların üstüne ak bir tabaka oldun. Süveyda’nın karalığı yok oldu gitti. İçimde günahlarımı yakan yangın oldun. Hücrelerimi temizledi ateşin. Secdeleri ısıttı mübarek alınların ateşi. Ruhumu huzur tepelerine uçuran bir çift kanat oldun. Rüyalarımı süsledin çepeçevre. Viran bahçelerimi bezeyen gonca gülümsün sen. Çöl suya nasıl hasretse bizler de öyle hasrettik sana. Onun içindir ki gözlerimiz yollarını gözledi on bir ay boyunca. İşte geldin, dünyamızı mamur eyledin. Sen geldin ya, ey ramazan!… İçimi kemiren aç kurtların düşmanı oldun. Ruhumun paslı menteşelerini cilaladın. Yüreğimin zincirlerini kırdın halka halka… Azat ettin basiret nazarlarımı. Baharı soludum kışın ortasında. Şüphelerim yok olup gitti bir bir… Dağıldı kalbimi yoran efkârım… Ayak izlerini takip ederek doyumsuz hazlara ulaştım. Ertelemeden doyasıya yaşadım sevinçleri. Endişelerimin anlamsızlığına tercüman oldun. Etrafımda kol gezen ihanetlere fırsat vermedin. Yunusça sevgilerle, Mevlanaca hoşgörülerle yumuşattın benliğimi. Silindi zamanın tozları aşk süpürgesiyle. Akşamın karanlığı sabahın duruluğunda kaybolup gitti. Sen geldin ya, ey ramazan!… Zihnimi kurcalayan sorular cevap buldu. Yıllar yılı kendimle süren kavgalarım barışın sükûnetinde yok olup gitti. Sen kapımın eşiğinde durdukça sancılarım tekerrür etmez bir daha. Kaygılarım anlamını kaybeder ilelebet… Gece sayıklamalarım yerini rahmani rüyalara bırakır. Menzile varmak için tükenmez bir enerjiyle donanır ruhum… Güneş yüzlü dev adamlar girer rüyalarıma. Harlanmış yüreğim ateşini verir toprağa. Yalınayak düşerim gönül sahillerine. Kumların kızgınlığına bahşederim korlaşan ateşimi. Rüzgârlara saldığım saçlarımın esintisi içimi ferahlatır. Yaşadığımı hissederim bütün iştahımla. Sen geldin ya, ey ramazan!… Gönül sürgünlerimin kutlu durağı oldun. Sığındım sevgine, şefkatine, merhametine. Şeffaflaştı gizli saklı duygularım. Aynalar tuttum yüreğime… Her soluk alıverişinde sis çöktü aynalara. Kuruyan gönül çağlayanları tekrar coşkunca akmaya başladı. Açık denizlerde kaybolan gemilerim ancak buldu rotasını. Kıblemin önündeki engeller kalktı birer birer… Hafızam fitne ve fesat çöplüğü olmaktan kurtuldu bir anda. Çelikleşti hakikati kavrayan iradem… Yalnızlıklarım son buldu, kalabalıklaştı gönül coğrafyam… Yüreklerden sızan lavlar doldurdu günah çukurlarını. Cehennem kapandı bir ay boyunca. Güzellikler davranışa dönüşünce dünya güzelleşti alabildiğine. İman bağıyla bağlandı kardeşlik… Sen geldin ya, ey ramazan!… Gerçek manasını buldu hayat… Yaşanmışlıklar hakikatin süzgecinden geçirildi. Yalan tortuları temizlendi birer birer… Kal-u belada verdiğim sözü hatırlattın bana. Utandım bir kez daha hakikate yüz çevirmişliğimden. Pişmanlıklarımı aşırdın Ağrı dağının tepesinden. Gönül ateşlerinde pişirdin benliğimi. Mevlana misali evvel hamdım, sonra piştim, ahir yandım… Şımaran nefsimi terbiye ettin iman ocağında. Kabuk bağlayan yaralarım derman buldu seninle… Akıl ağacının meyvelerini koydun idrak sepetine. Avundum önüme serdiğin manevi nimetlerle. Oruçla birlikte gül koktu kirli nefesler… Ey ramazan yeniden doğdum seninle…
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #2 : Ağustos 22, 2010, 12:44:14 ÖS » |
|
SELAM SANA EY RAMAZAN!... M.NİHAT MALKOÇ
Selam sana ey Ramazan!... Gönüllerimizdeki karanlık bulutları dağıttın mübarek gelişinle… Huzurun ve bereketin ikliminde soluklandırdın bizi. Rahmetin ve mağfiretin, atmosferimizi çepeçevre kuşattı. Af umuduyla ellerimiz semaya yöneldi gecelerde ve seherlerde. Garipleri ve öksüzleri sevindirdin bereketli sofralarınla. Şeytanlar zincire vuruldu bu mukaddes zaman diliminde. Feyzinle kanatlandı pörsümüş ruhlarımız. Günahlarımız bir mum misali eridi duaların sağanağında. Karanlıklar dağıldı, şafak yetişti müjde niyetine. Gönüllerimizin tozunu aldı sahurun seher yelleri. Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Anamur’a kadar şenlendi şehit kanlarıyla sulanmış vatan… Doğudan esen yeller iki cihan serverinin, Resulullah’ın kokusunu bahşetti bizlere. Onun mübarek kokusuyla bayram eyledi asrın telaşlarında debelenen ruhumuz. Selam sana ey Ramazan!... Beklenen sevgili, kapımızı teşrif edince gönüller bayram yerine döndü. Müminlerin gönül göklerinde parlayan yıldızlar, güneşi kıskandırdı; bir hoş eyledi gönlümüzü. On bir ayın şahı, gönül kalelerimizi kuşattı. Bizler de gönüllü teslim olduk bu dost kuşatmasına. Gam ve kederlerimizi dağıttı şimalden esen tatlı rüzgârlar. Yüreklerdeki günah kirini ve pasını sildi ramazanın zımparası. Tövbe nöbetlerinde anadan doğmuşçasına ak pak oldu yürekler. Nur yağdı semavatın yedinci katından yeryüzüne ve viranlaşan hanelerimize. Cana can, kana kan, zamana heyecan geldi bu demlerde. Gönül bahçelerimizdeki yetim gülleri suladı rahmet yağmurları. Recep dedik, şaban dedik, ramazan dedik. Umutla, sabırla, heyecanla bekledik sayılı günleri. Beklediğimize değdi ramazanın gelişi. Selam sana ey Ramazan!... Bir aylık misafirimiz olan ramazanı memnun etmek için ne yapmıyoruz ki… Bu müstesna günlerde sofralarımız diğer zamanlardan daha dolu ve renkli oluyor. Bunun ötesinde bereket kuşatıyor mutfaklarımızı. İnsanlık gönül ışığını senin kaynağından alıyor. Ey ufukların sultanı ramazan! Parlak ışıklarınla karanlıkları kovuyorsun göklerimizden. Heybende getirdiğin maneviyat erzakıyla gönüllerimizi doyuruyorsun tıka basa. Bir zamanlar kuruyan gönül çaylarımız senin sevkinle ve şevkinle coşarak akıyor şimdi. Ruhlarımıza tarifsiz huzur bahşediyorsun. Sırların ve hikmetlerin genişledikçe genişliyor zamanın avucunda. Hanelerimiz nurlara gark oluyor iftarda ve sahurda. Cennetin kapılarını açan altın anahtar oluyorsun müminlere. Vicdanların pası sökülüyor, yüzler gülüyor sahurda ve seherde. Selam sana ey Ramazan!... Katılaşan yürekler ramazan ikliminden geçtikten sonra hamiyet yarışına giriyor. Tövbesiz dudaklar da sabahlara kadar pişmanlık gözyaşları döküyor. Nefisle şeytan arasındaki rabıta zayıflıyor bu ayda. İnsan şeytandan uzaklaşıp yüzünü meleklere dönüyor. Nefse kelepçe takan ramazan, onun hareket alanını da iyice kısıtlıyor. Tefekkür penceresinden yaratılış kudretlerini seyreden kullar, teslimiyet bayrağını çekiyor Hakk’a ve hakikate. Ramazanda fitre ve zekâtlar adresini bulunca solgun yüzlerde bir papatya gülümsemesi beliriyor. Secdelere değen alınlar pişmanlık gözyaşlarıyla yıkanıyor. Karanlığa gömülmüş ve buz tutmuş gönüllerde rahmetin çırası yanıyor. Bütün canlar Hakk’ta bir olup felaha eriyor. Camiler altın devrini yaşıyor ramazanlarda. Saflar müminlerle dolup taşıyor teravihlerde. Selam sana ey Ramazan!... Gufran ayı ramazanda gecelerimiz ibadetle ışıklanıyor. Bu ayın uhrevî havasında ruhlar diriliyor. Gönüller fethediliyor sevgi sözcükleriyle. Ramazan gülleri, kokusunu bırakıyor secdelerde ve secdelere değen alınlarda. Caddeler, sokaklar, köyler ve şehirler ramazan boyasıyla boyanıyor bir kez daha. Lâhutî hisler ayaklanıyor yürek kalelerinde. Yoldan çıkmak üzereyken ramazan bizleri terbiye ediyor, yola getiriyor, adam ediyor.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #3 : Ağustos 22, 2010, 12:44:40 ÖS » |
|
SEKSEN ÜÇ YILA BEDEL MÜSTESNA BİR GECE M.NİHAT MALKOÇ
Kur’an’da adı geçen tek ay Ramazan ayıdır. Bu ayın içinde fazileti diğer gecelerle kıyaslanamayacak kadar büyük bir gece vardır ki o gecenin adı Kadir Gecesi’dir. Kadir Gecesi, Kur’an’da adı geçen, faziletleri saymakla bitirilemeyen, Hakk ve halk katında bir mübarek gecedir. Öyle ki bu geceyle ilgili olarak “Kadir Suresi” adlı bir de sure indirilmiştir. Yüce Rabbimiz beş ayetli bu surede Kadir Gecesi’yle ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır… O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar.” Ahir zaman ümmeti; ömürlerinin kısa olduğundan, bu kısa ömürde yeterli ibadet edemeyeceklerinden yakınır. Böyle yakınmalarda bulunan iyi niyetli kişilerin imdadına Kadir Gecesi yetişmektedir. Ayette de görüldüğü üzere “Kadir Gecesi, içinde Kadir Gecesi olmayan bin aydan daha hayırlı bir gece “olarak nitelendiriliyor. Yani bir insanın seksen yıllık ömrüne bedeldir bir Kadir Gecesi… Zira ‘bin ay’ seksen üç sene dört aylık bir süreye karşılık gelmektedir. Bu geceyi hakkıyla idrak edenler bir gecede seksen üç yıllık ecir ve sevaba kavuşmaktadırlar. Bu, ahir zaman ümmeti için büyük bir lütuftur. Fakat kurtuluş için bir akşamı yeterli görmek basiretli müminlerin yapacağı iş değildir. İbadette esas olan az da olsa her zaman ve düzenli yapılmasıdır. Diğer günlerde farzları ve sünnetleri yerine getirmeyenin Kadir Gecesi’nden çok fazla sevap ummaya hakkı veya yüzü var mıdır?Bir düşünün!... Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim bu gecede ilk olarak dünya semasına indirilmiştir. Bu geceyi önemli kılan unsurların başında bu gelmektedir. Kadir Gecesi’nde müminlere adeta manevî bir şölen verilir. Bu şölen tan yerinin ağarmasına kadar fasılasız devam eder. Bu kutlu şölenle ilgili olarak En Sevgili şöyle buyurur: “O gecede melekler ve Cebrail Rablerinin izniyle her iş için arka arkaya iner. O gece, tan yerinin aydınlanmasına kadar bir selâmettir.” Müstesna bir zaman dilimidir Kadir Gecesi… Resulullah “O gece yeryüzüne inen meleklerin sayısı çakıl taşlarının sayısından çok daha fazladır” buyurarak gecenin feyiz, bereket ve rahmetini vurgular. Allah bu gecede rahmet kapılarını ardına kadar açar kullarına. Affını talep edenleri bağışlar, duaları kabul eder. Basiretli müminlerin oturduğu hanelere, bereket, nur ve rahmet yağmurları yağar. Müminlerin kalpleri Allah sevgisiyle çarpar. Yüce Rabbimiz Kadir Gecesi’ni ramazan ayının içinde gizli tutmuştur. Bunun en büyük hikmeti Müslümanların ramazanın her gecesini Kadir Gecesi’ymişçesine dolu dolu geçirmelerini sağlamaktır. Ramazanın son on günü içerisinde, özellikle ramazanın yirmi yedinci gecesi olma ihtimali yüksektir. Fakat akıllı Müslüman her geceyi adeta bir Kadir Gecesi’ymiş gibi ibadet ve taatle geçirir. Bu gecenin kendine mahsus bir ibadeti de yoktur. O gece camiye gidip yatsı, teravih ve vitir namazlarını cemaatle kılmak, eve dönünce de kaza namazı kılmak, bol bol Kur’an’ı Kerim okumak, dua ve tövbe istiğfarda bulunmak gerekir. Sevgililer Sevgilisi, kâinatın serveri, dünyanın yaratılış sebebi Hz. Muhammed(sav) “Kim inanarak, sevabını ancak Allah’tan bekleyerek Kadir Gecesi’nde kıyam üzere olursa (uyanık kalıp ihya ederse) geçmiş günahları affedilir.” buyurarak bu gecede yapılacak ibadetlerin önemini belirtir. Gelin bu geceyi son fırsat olarak görüp içini ibadetle dolduralım. “Hüküm Gecesi” demek olan Kadir Gecesi manevî bir fırsattır. Sözlerimi büyük fıkıh âlimlerinden Hayreddin Karaman’ın 1965’te kaleme aldığı bir şiirle noktalamak istiyorum. “Bizi rahmetine daldır ilâhî Kur’an’ından nasip aldır ilâhî Aradan perdeyi kaldır ilâhî Nasipsiz inmesin kollar bu gece” Bu “Milenyum Çağı”nda İslam ümmeti dağınıklık ve perişanlık içinde... Son sözüm dua niyetine: Kadir Gecesi ümmed-i İslam’ın kurtuluşuna ve uyanışına vesile olur inşallah…
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #4 : Ağustos 22, 2010, 12:44:54 ÖS » |
|
SAHABENİN RAMAZANLARI M.NİHAT MALKOÇ
Bizler Peygamber Efendimizi dünya gözüyle göremedik. Bu yüzden, çektikleri bütün sıkıntılara rağmen, sahabeleri çok şanslı insanlar addediyoruz. Onlar hâl ve hareketleriyle bize örnekti. Peki, Allah dostları ramazanları acaba nasıl idrak ederdi? Bunu hiç düşündünüz mü? Her biri birer Allah dostu olan sahabeler, ramazana Recep ayından itibaren hazırlanırlardı. Gerçi onlar on iki ay boyunca hak ve hakikatin izinden gitmeye riayet ederdi. Ashab, ramazan ayının girmesiyle birlikte sevinçten bayram ederdi. Onların çocukları bile ramazan iklimine girer, ona göre davranırlardı. Çocuklarının çoğu gönüllü ramazan orucu tutardı. Oruç, sahabenin sadece ramazanda değil; ramazan dışında da yaptığı ibadetlerin başında gelirdi. Ashabın çoğu ‘Pazartesi’ ve ‘Perşembe’ günleri oruç tutmaya dikkat ederdi. Sahabeler maddî sıkıntılar içerisinde kıvranmalarına rağmen iftar sofralarına mutlaka birilerini davet ederlerdi. Onların sofraları herkese açıktı. Kendileri sofradan gerekirse yarı aç kalkar, fakat yine de bu güzel hasletlerinden taviz vermezlerdi. Nefislerini semirtmezlerdi. “Kim, inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan gecelerini ihya ederse, geçmiş günahları affolunur.” hadis-i şerifi sahabeleri ramazan aylarında ibadet seferberliğine yöneltmiştir. Sahabelerin çoğu iftardan başlayarak sahura kadar ibadet ederdi. “Gecede bir saat vardır ki, Müslüman bir kimsenin Allah’tan, dünya veya ahirete müteallik bir hayır talebi, o saate rastlarsa, Allah dilediğini ona mutlaka verir. Bu saat her gecede vardır” hadisi de sahabeleri geceleri ibadete sevk etmiştir. Onlar gece boyunca Kur’an-ı Kerim okur, teheccüd namazları kılarlardı. Dillerinden Hakk’ın mübarek adları düşmezdi. Zikir onların hayatlarında olmazsa olmaz ibadetlerden biriydi. Malayani konuşmaktan özellikle sakınırlardı. Bu mübarek ayda ashab diğer zamanlardan daha sık umre yapardı. Zira Peygamberimizin “Ramazan ayında yapılan umre tam bir hac sayılır; yahut da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar” sözü onları heyecanlandırarak yollara dökerdi. Sahabelerin maddî güçleri sınırlı olsa da ellerinde ne varsa sadaka olarak verirlerdi. Çünkü onların tartışmasız tek rehberi olan Hz. Muhammed(sav) ramazanda verilen sadakanın en makbul sadaka olduğunu söylemişti. Onlar zekâtlarını da bu mübarek ayda verirlerdi. Fakat verirken gizliliğe riayet ederlerdi. Günümüzde ne yazık ki buna pek dikkat edilmiyor. Bugünkü zenginlerin bir kısmı yardım edecekleri gün basın mensuplarını çağırıp hayırlarını reklam malzemesi yapıyorlar. Böylece elde edecekleri sevap büyük ölçüde zayi oluyor. Sahabe-i Güzin, fakirleri zenginin sırtında bir yük olarak değil; kendisine sevap kazandıracak bir velinimet olarak görürlerdi. Fıtır sadakası özellikle bayramdan evvel verilmeye gayret edilirdi. Böylece garibanlar bayrama neşe içerisinde girerlerdi. Onların da yüzü gülerdi. Fakirler eziklik yaşamazdı. Bayram bu haliyle herkes için bayram olurdu. Bilindiği gibi ramazanın içinde “bin aydan daha hayırlı bir gece” olan mübarek ve muazzez Kadir gecesi vardır. Bu gece, ramazanın içinde gizli tutulmuştur. Fakat son on günün gecesinde olma ihtimali daha yüksektir. Bunu bilen sahabeler ramazanın son on gününde itikâfa girerdi. O gecelerin hepsini Kadir gecesi bilirlerdi. Resulullah’tan böyle görmüşlerdi. Bu anlattıklarımızdan şu anlaşılmasın: “Sahabeler ramazanda dünya işlerini bırakırlardı?” Böyle bir şey söz konusu bile değildir. Onlar dünya ve ahret hayatında hep dengeyi gözetmişlerdir. Ölçü üzere yaşamışlardır; ifrat ve tefritten özellikle sakınmışlardır. Sahabeler ibadetlerini aslında on iki aya yayarlardı. Ramazanda ibadetleri çok daha yoğunlaşırdı. Fakat günümüzde bazı insanlar sadece ramazanda ibadete yöneliyor, ramazan çıkınca bırakıyor. Biz buna tabir caizse “Ramazan Müslümanlığı” diyelim. Yanlıştır bu!.. Bizler asrısaadette yaşa(ya)madık. Bunu belki bir şanssızlık olarak görüyoruz. Gerçi o devirde ‘Hz. Ebubekir’ olma ihtimalinin yanında ‘Ebu Cehil’ olma ihtimali de vardı. Bizler el ele gönül gönüle verirsek, bir ve beraber olup birbirimizi Allah için seversek bu çağı da asrısaadete çevirebiliriz. Yeter ki inanalım ve inancımızı azim ve gayretimizle besleyelim.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #5 : Ağustos 22, 2010, 12:45:16 ÖS » |
|
RESULULLAH’IN RAMAZANLARI M.NİHAT MALKOÇ
Gönül göklerimizin parlayan yıldızı ramazan, içimizi aydınlatarak yürek mahzenlerimizdeki karanlıkları kovdu. Evlerimizi huzurla dolduran ramazan, kuruyan gönül ırmaklarını taşırdı; sükût eden yürek tellerimizi titretti. Nadasa bıraktığımız salâvatlar şimdi içimizde yankı buluyor. İnananların payına düşüyor günde beş vakit ezan… Çoraklaşan gönüllerimiz bir damla ab-ı hayat hükmündeki tevhid ve tehlillerle can bulur. Ramazan, Müslümanlara en büyük müjdedir aslında. Bilindiği gibi mübarek ramazan hicretin ikinci yılında farz kılınmıştı. Kâinatın güneşi Efendimiz çok sevdiği ashabıyla ancak dokuz yıl oruç tutabilmişti. Bu ramazanlar rahmanî duyguların yürek semalarımızı çepeçevre sardığı vakitlere kapı aralardı. Asrı Saadet döneminde ramazan yaklaşınca hayat da ona göre yeniden tanzim edilirdi. Herkes iç dünyasını tövbelerle temizler, ruhların dirilişine zemin hazırlardı. Resululllah Efendimiz ramazanın yaklaşmasıyla beraber Müslümanları toplar, bu ayın ehemmiyetine dair vaaz ve nasihatlerde bulunurdu. Zaten bu devrin altın kalpli ümmeti aylar öncesinden bu ayın heyecanını duymaya başlardı. Hayat bir anlamda yenilenirdi. Bir başkaydı asr-ı saadetteki ramazanlar… Çünkü insanlar bugünkü gibi gaflet denizlerinde kulaç atmazdı o zamanlar... Haramlardan şiddetle kaçınırlar, şüpheli şeylerden de uzak dururlardı. Onların hayatı düz bir çizgide, rahmanî dairede sürüp giderdi. Bu kutlu zamanda yaşayanlar Resullerine kayıtsız şartsız bağlıydılar. O’nun için canlarını feda etmeyi göze alabilirlerdi. Onlar büyük küçük demeden ailece ramazan ikliminde soluklanırlardı. Ramazanlar şüphe yok ki müminlerin ibadet şevkini ve heyecanını artıran müstesna zaman dilimleridir. Yalnızlığın hançeriyle yaralanan mabetlerin yüzü bu ayda güler. Öte yandan Hz. Muhammed(sav) ramazana büyük ehemmiyet gösterir, onu hürmetle karşılar, hüzünle uğurlardı. Ümmetinin bu kıymetli vakitleri ganimet bilmesi için onları uyandırırdı. O’nun şu sözleri ramazana verdiği değere işarettir: “Ey insanlar! Büyük ve mübarek bir ay sizi gölgeledi. Öyle bir ay ki, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi o aydadır. Yine öyle bir ay ki, Allah (Celle Celaluhû) gündüzlerinde oruç tutmayı farz kıldı, gecelerinde teravih namazı kılmayı nafile kıldı. Kim bu ayda hayırlı bir işle Allah’a yaklaşırsa başka aylarda bir farz eda etmiş gibi olur. Kim bu ayda farz olan bir ibadeti yerine getirirse başka zamanda yetmiş farz yerine getirmiş gibi sayılır. Bu ay sabır ayıdır. Sabrın karşılığı cennettir.” Sayılı günler olan ramazan; sevapların katlandığı, günahların miktarınca yazıldığı nurlu zamandır. Ramazanın rahmet ve bereket ikliminden nasiplenememek ne büyük bir bedbahtlıktır. Bu ayda sağanak halinde yağan rahmet ve bereket yağmurları, çölleşen yürekleri yeşertir. Ramazan ayının başladığı bir günde Resulullah şöyle buyurmuştu: “İşte bereket ayı Ramazan geldi. Artık Allah’ın rahmeti sizi kuşatır. O ay yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir. Dualar kabul olunur. Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı sizinle iftihar eder. Öyle ise, kulluğunuzla kendinizi Allah’a sevdirin. Asıl bedbaht olan da, bu ayda Allah’ın rahmetinden nasibini alamayandır.” Ramazanın bütün özellikleriyle yaşatılması Müslüman olarak en büyük arzumuzdur. Sadece aç kalmak ramazanı ihya etmek için yeterli değildir. Oruç diyet olarak görülmemelidir. Oruç Hakk’a yakın olmaktır. Bu günlerin heyecanını bütün hücrelerimizde hissetmeliyiz. Kimi insanların sahura kalkmadığına şahit oluyoruz. Onlar uykularına kıyamıyorlar. Oysa sahur bu ayın şiarlarındandır. Resulullah: “Sahur yemeğini yemek berekete sebeptir. Sizden biriniz bir yudum su içmekle de olsa sahuru terk etmesin. Çünkü sahura kalkıp yiyip içene Allah rahmet etmekte, melekler de istiğfarda bulunmaktadır.” diyor. Resulullah Efendimizin ramazanları dopdolu geçerdi. O, ramazanın sadece gündüzünde değil, gecesinde de hep ibadetle meşgul olurdu. Nefsiyle hesaplaşan Efendimiz, ramazanın son kısmında da itikâfa girerdi. O’nun ramazanları ibadet ve kulluk açısından bereketliydi. Bizler O’nun ümmetinden olduğumuz için bu hususta da onu rehber edinmeliyiz.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #6 : Ağustos 22, 2010, 12:45:33 ÖS » |
|
RAMAZANDA MUKABELE GELENEĞİ M.NİHAT MALKOÇ
Kur’an-ı Kerim insanlığa gönderilmiş evrensel bir mesajdır. Bu yüce kitapta insanlığın kurtuluş reçetesi yazılıdır. Manevî dünyamızın imar edilmesi bu gür sese kulak verilmesiyle mümkündür. Kur’an ahkâmına sırtınızı dönerseniz dünya sizin olsa bile mutlu olamazsınız. Kur’an insanlığa iki cihan saadetini vaat ediyor. Bu, tecrübelerle sabit bir hakikattir. Kur’an’ın ipine sarılanlar hep kurtuluşa ermişlerdir. Onlar hiçbir zaman pişman olmamışlardır. “…(Ey Muhammed) Ayrıca bu Kitab’ı sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rehber kaynağı ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Nahl–89) ayeti de bize bu gerçekten haber veriyor. Kâinatın sahibi kurtuluş için açık adres veriyor kullarına... Bizi yaratılış hakikatine götüren Kur’an iklimi, hasta kalplerin ilacıdır. Ona yaklaştıkta bahtiyar, ondan uzaklaştıkça da bedbaht olacağız. Bu gerçeği Resulullah Efendimiz “Kalbinde Kur’an-ı Kerim’den bir harf bulunmayan kimse harap bir ev gibidir.” mübarek sözüyle ne kadar veciz bir ifadeyle dile getirmiştir. Kalplerin viran eve dönüşmesi ne büyük hüsrandır. İnsanlık, zihninde kördüğüm olan her türlü soruya ancak Kur’an’da cevap bulabilir. Yeter ki ayetlere önyargıyla bakmasınlar. O mübarek emirlere teslim olursak karanlıklarda kaybolmayız. Onun güçlü ışığı önümüzü aydınlatır, yolların kavşağında bize kılavuz olur. Ramazan mukabele ayıdır. Mukabelenin kelime anlamı “karşılık verme, karşılama, karşılık” olarak geçer sözlüklerde… Bir diğer anlamı da “karşılaştırma, karşılıklı okuma” demektir. Bu aynı zamanda dinî bir terimdir. Bu kelimenin terim anlamı “Camilerde Kur’an okunurken, hafızların da karşılık olarak ezbere Kur’an okumaları” olarak açıklanabilir. Mukabele, özellikle ramazanda olmak üzere her gün bir cüz okuyarak Kur’an-ı Kerim’i hatmetme geleneğidir. Bilindiği gibi yüce kitabımız Kur’an otuz cüzden oluşmaktadır. Her bir cüz de yirmi sayfadan ibarettir. Her gün bir cüz okununca ramazan bitiminde Kur’an da okunup bitmiş olacaktır. Böylece bütün ayetler ruhumuza işleyecektir. Onların hükmünü bir kez daha hatırlayacak ve hayatımıza ölçü olarak tatbik edeceğiz. Mukabele geleneği İslam dünyasında 1400 yıldan beri devem etmektedir. Mukabele Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav), Cebrail (AS) ile Ramazan ayında karşılıklı Kur’an-ı Kerim okuması olarak bilinir; daha doğrusu böyle başlamıştır. Peygamber Efendimizin ömrünün son yıllarındaki ramazanlarda Kur’an’ı iki kez hatmettiği rivayet olunur. Yani mukabele kuvvetli sünnetlerden biridir. Mukabele okuyanlar büyük sevaplara nail olurlar. Ellerinden düşürmedikleri Kur’an onlara yoldaş olur. Kalpleri huzurla dolar. Malumdur ki Kur’an-ı Kerim, ramazan ayında nazil olmaya başlamıştır. Ramazanın kutsiyetinde bunun da büyük bir rolü vardır. On dört asırdır süren mukabele geleneğini devam ettirmek boynumuzun borcudur. Gelecek nesillere bu güzel geleneği mutlaka aktarmalıyız. Onların da Kur’an’ın feyiz ve bereketinden faydalanmalarını sağlamalıyız. Ailemizde Kur’an okumayı bilmeyenler varsa bu büyük bir eksikliktir. Bunun birinci sorumlusu ebeveyndir. Peygamberimiz “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir” diyerek ilahî kelamı öğretmenin ve öğrenmenin önemini vurgulamıştır. Resulullah Efendimiz mukabele geleneğini devam ettirenlere şu manevî müjdeyi vermiştir: “Allah’ın kitabını okumak üzere Allah’ın mescitlerinden birinde bir araya gelenlerin, mutlaka üzerlerine huzur iner ve onları Allah’ın rahmeti kaplar. Melekler de onları kuşatır. Allah onları, kendi katındakilerle anar.” Ülkemizde hemen her camide mukabele okunuyor. Herkes bütün ilgisini ve dikkatini Kur’an üzerinde yoğunlaştırıyor. Bu gelenek sadece camilerde değil, evlerde de devam ettiriliyor. Özellikle hanımlar evlerde toplanarak mukabele yapıyorlar. Evler Kur’an nuruyla aydınlanıyor. Ramazan apayrı bir manevî havaya büründürülüyor. Evlere ve sofralara bereket giriyor. Ramazan, belli saatlerde aç kalma basitliğinden kurtarılarak ona şahsiyet ve ruh kazandırılıyor. Mukabelelerde dostluklar da pekiştiriliyor. İnsanlar ramazanın feyiz ve bereketini paylaşarak daha da çoğaltıyorlar. Rabbim onların ecrini artırsın.(Âmin)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #7 : Ağustos 22, 2010, 12:45:55 ÖS » |
|
RAMAZANA, TERAVİHE VE ÇOCUKLARA DAİR… M.NİHAT MALKOÇ
Ayların sultanı ramazan, insanların ‘Bir’de buluştuğu, birbiriyle kaynaştığı ve yardımlaştığı müstesna zaman dilimleridir. Bu ayda kalpler yumuşar, merhamet yüreklerden taşar. Kadın erkek, zengin fakir, büyük küçük herkes aynı manevî iklimde soluk alır. Camiler insanlarla hayat bulur. Aynı apartmanda oturduğu halde aylarca birbiriyle görüş(e)meyenler teravih namazı saflarında buluşurlar. Mahalle sakinleri camilerde bir ve beraber olurlar. Ramazan, büyüklerin oruç ayı olsa da bu ayda çocuklar da farklı bir iklime girerler. Çocuklar en az büyükler kadar sevinirler ramazanın gelişine. Bazıları küçük yaşlarına rağmen oruç tutmakta ısrar ederler; anne babaları ne kadar uğraşsa da onları bu kararlarından döndüremezler. En azından birkaç gün oruç tutarlar, bazıları yarım gün tutmayı denerler. Bu yaştaki çocukların oruca meyli ve merakı bir hayli çoktur. İftardan sonra kız çocuklar anne veya nineleriyle, erkek çocuklar ise baba veya dedeleriyle teravihe giderler. Cami onlar için bir maneviyattan öte bir oyun ve eğlence atmosferidir. Bir kısım çocuklar da teravihleri evden uzaklaşmak, derslerden kaçmak için bir vesile sayarlar; camilerde arkadaşlarıyla buluşurlar. Çocuklar teravih namazlarında genellikle en arka safa gönderilir. Bu, çocukların arayıp da bulamadığı bir şeydir. Çünkü namazı oyuna ve eğlenceye döndürmek için ortam hazırlanmıştır. Teravih başlayınca çocuklar anne babalarını taklit ederek kendilerince namaz kılarlar. Fakat yan yana iki çocuk gelmişse, işi eğlenceye döndürmek, sulandırmak ve gülmek de kaçınılmazdır. Çocuk bir hayli küçükse, namaz kılanların önünden geçerek camiyi baştan sona dolaşabilir. Zira çocuklar bu yaşta davranışlarının değerlendirmesini yapamazlar. Bu hareketlerde bulunurken ince hesap yapmazlar, derinliğine düşünmezler. Fakat büyükler bu hareketlere hiç de hoşgörüyle bakmazlar. Bazı kaba softaların; namaz kılarken gülüşen, sağa sola bakıp dikkatleri dağıtan çocukları kolundan tutup camiden attığına da şahit olabilirsiniz. Bu yılki ramazanın ilk teravih namazını kılmak için gittiğim bir camide şahit olduğum bir kabalığı aktarmak istiyorum size. Ramazanın bu ilk teravisinde çocuklar camiyi doldurmuştu. Namaza başlamak için ayağa kalktığımızda yaşı yetmişin üzerinde olduğunu tahmin ettiğim bembeyaz sakallı bir ihtiyarın sekiz on yaşlarındaki bir çocuğu evire çevire dövdüğünü görerek üzüldüm. Cemaatin bakışları o noktaya yoğunlaştı. Müdahale etmeye kalkışanlar olduysa da çocuk ağır bir sille yemekten kurtulamadı. Sorsanız kendisini en büyük Müslüman olarak gören bu ihtiyar, yaptığı bu kabalıkla bunun gibi çocukları camiden soğuttu. Çocuklar kötü alışkanlıklara bulaşmasın, dinine, geleneklerine bağlı inançlı insanlar olsunlar isteriz. Kahvehanelere, disko ve barlara giden gençleri ‘vurun abalıya’ misali insafsızca eleştiririz. Oysa bu gençleri, henüz çocukluk çağlarında bizler o mekânlara itmişiz. Camiye okumaya gelen çocukları en küçük yaramazlık yaptıklarında, haylazlık ettiklerinde, okuyamadıklarında falakaya çekmişiz. Cennetin güzelliklerini anlatacak yerde, cehennemin ne kadar korkunç bir yer olduğunu anlatarak onları korkutmuşuz. Allah’ın ‘rahman’, rahim’ ‘halim’ sıfatlarından evvel ‘celal’ ve ‘kahhar’ sıfatlarını anlatarak ürkütmüşüz onları. Onlar da zamanla korkularını ümitsizliğe dönüştürmüşler. Kurtuluşu yanlış adreslerde aramışlar. Başlangıcında rahmet, ortasında bereket ve sonunda mağfiret olan kutlu ramazan ayında kimsenin kalbini kırmamak gerekir. Bu kişi bir çocuksa daha da hassas davranmak bir zorunluluktur. Çocuklar varsın oynasınlar ama camilerden ve dinî duygulardan soğumasınlar. Çocukları camilere ısındırmak için onları ramazanlarda camiye götürmek lazımdır. Hatta camiye gelen çocuklara lokum, çikolata ve şeker vermek de teşvik etmek açısından önemlidir. Bu küçük giderleri cami cemaatinden varlıklı bir hayırsever pekâlâ karşılayabilir. Bu çocuklar yarının büyükleri olacak; onlara Allah sevgisini, cami adabını öğretmek gerekir. Çocuklar manevî iklimde yetişirlerse ilerde büyük makam ve mevkilere gelince rüşvet almazlar, iltimas yapmazlar, işten kaytarmazlar; vicdanlarının sesini dinlerler; en büyük polisiye kuvvetin vicdanlarda saklı olduğu gerçeğini idrak ederek öylece hareket ederler.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #8 : Ağustos 22, 2010, 12:46:14 ÖS » |
|
RAMAZAN’A DAİR MÜLAHAZALAR M.NİHAT MALKOÇ
Müslümanlar için rahmet ve bereket ayları olan üç aylar adeta sevapların hasat mevsimidir. Recep, Şaban ve Ramazan diye peş peşe sıralanan bu aylarda çok mübarek geceler de mevcuttur. Bu aylar içerisinde bulunan Regaip, Miraç, Berat ve Kadir geceleri maneviyat ikliminde alabildiğine soluklandığımız mukaddes zaman dilimleridir. Regaip gecesi, Recep ayının ilk cuma gecesine, Miraç gecesi, Recep ayının yirmi yedinci gecesine, Berat gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesine, Kadir gecesi ise Ramazan ayının yirmi yedinci gecesine rastlar. Fakat Kadir gecesinin tam vakti ihtilaflıdır. Sevgili Peygamberimiz, bu aylarda her zamankinden daha çok ibadet eder ve “Allah’ım! Recep ve Şaban ayını hakkımızda hayırlı kıl, bizi Ramazan ayına kavuştur.” diye dua ederdi. Ramazan on bir ayın sultanı sıfatıyla her yıl kapımızı çalar, hayatımıza bambaşka bir renk ve ahenk katar. Bu ayın mübarek atmosferi manevî dünyamızı çepeçevre kuşatır. Ağzımız kötü sözlerden, midemiz ise abur cubur yiyeceklerden uzak durur. İç dünyamız manevî bereketle hayat bulur. Gerçek huzurun ikliminde soluklanırız. Hayat bulur hayat… Ramazanlarda evlerimizde bambaşka bir heyecan ve telaş yaşanır. Küçüğünden büyüğüne kadar hemen herkes bu tatlı heyecana iştirak eder. Ramazanın iftarı ve sahuru huzurun ve manevî lezzetin doruğa ulaştığı demlerdir. Ya teravihlere ne demeli, küçük büyük camilere doluştuğumuz, bin bir hatıramızın yaşandığı mübarek teravihler!... Ramazanla birlikte uzun süre camilerden uzak kalan ayaklarımız, ilahî huzurun ikliminde rahat ederler. Cumalık gidişler her akşam kılınan teravih namazlarıyla taçlanır; ruh huzura kavuşur. Ramazan insanı munisleştirir. Oruçlu insan kötülük yapmaz, başkalarına bulaşmaz. Mevlana gibi hoşgörülü, Yunus gibi sevgi dolu olur. Kendisine bulaşmak isteyenlere Peygamber Efendimizin yaptığı gibi oruçlu olduğunu hatırlatır ve susar. O büyük insan, ramazanda Müslüman’ın tavrını şöyle özetler: “ Şayet birisi kendisiyle itişmeye veya kendisine karşı ağız bozmağa kalkışırsa ‘ben oruçluyum’ diye mukabelede bulunsun” Bu hadiste de belirtildiği gibi gelecekte pişman olmamak için hayatımıza çekidüzen vermeliyiz. Allah’ın çizdiği yolda yürümeliyiz. Anne babalarımıza sağ iken yetiştiğimizde onlara ‘öf’ bile dedirtmemeliyiz, rızalarını kazanmalıyız. Resulullah’ın adı geçtiğinde ona selatü selam getirmeliyiz. Ramazan geldiğinde onu ibadetlerle geçirip Hakk’ın razı olacağı kullar içerisinde yer almalıyız. Sayılı günlerimizde basiret gözümüzü dört açmalıyız. Ramazanın bereketi hayatın her yanına siner. Cadde ve sokaklar daha bir renkli olur. Açılan kitap fuarları, verilen konferanslar gönül çağlayanımızı daha da coşturur. Akşamleyin alınan o güzelim susamlı pideler neşemizi ve iştahımızı doruğa çıkarır. Hele verilen toplu iftarlar!... Eşimizi, dostumuzu buralarda görür, sohbetleri derinleştiririz. Hayatın yoğunluğunda ihmal edilen gidip gelmelere vesile olur Ramazan, dost buluşmaları için bulunmaz bir nimettir. Kısacası ramazan hayata hayat katan müstesna bir zaman dilimidir. Ramazanla birlikte yaşlı dünyada taze başlangıçlar yaşanır. Ramazan şenlik ayıdır aynı zamanda… Gönüllerimiz, camilerimiz ve şehirlerimiz bu ayda şenlenir. İftarda ve sahurda sofraya oturunca bayram sevinci yaşarız. İftardan önce şöyle bir dua okunması çok uygundur: “Allah’ım senin için oruç tuttum, sana iman ettim, sana güvendim ve dayandım, senin lütfettiğin rızık ile orucumu açıyorum, geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla Rabbim!” Bu ayda kandiller ve mahyalar içimizi aydınlatır. Anne ve babalar oruç tutan yavrularına şefkat gösterme, ikramda bulunma ve merhamet etme konularında yarışırlar. Eller Allah’a kalkar, mülkün gerçek sahibinden af ve mağfiret dilenir. İşlenen günahlardan dolayı pişmanlık duyulur. Bu kıymetli süreçte gökten rahmet ve bereket sağnak sağnak yağar. Kısacası ramazan, sıradanlaşan hayatı anlamlı kılmanın yoludur. Ne mutlu bizlere! Şükrolsun ki bir kez daha bu güzel duyguları yaşamak nasip oldu bize. Bizi bu günlere eriştiren Allah’a binlerce şükürler olsun. Ramazanınız mübarek, iftar ve sahurunuz bereketli olsun.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #9 : Ağustos 22, 2010, 12:46:30 ÖS » |
|
RAMAZAN’A DAİR DÜŞÜNCELER M.NİHAT MALKOÇ
Ramazan, hayatımıza zenginlikler katan mübarek bir atmosferin yürekleri kuşatmasıdır. İftar ve sahur sofraları, sohbetler, teravihler, mahyalar, davulcular, maniler, pideler, tatlılar hep bu ayı çağrıştırır bize. Ne mutlu bize ki böyle güzelliklere sahibiz. Ramazanın feyiz ve bereketinden azamî derecede yararlanabilmek için adeta maneviyat seferberliği ilan etmeliyiz. Çünkü ramazan sayılı günlerden ibarettir. Bu günlerin içini hakkıyla doldurmalıyız. Zira gelecek ramazana kavuşacağımıza dair hiçbirimizin elinde herhangi bir senet yoktur. Akıllı insan, her türlü ihtimali göz önünde bulundurarak idrak ettiği ramazanı son ramazan olarak bilir ve gereğini yapar. Zira zaman hızla akıp gidiyor. Her geçen gün ölüme biraz daha yaklaşıyoruz besbelli... Ramazan gibi bereketli ve feyizli günleri layıkıyla değerlendiremezsek sevap-günah dengesi bozulur. Geçen günler fayda değil, zarar hanemize yazılır. Ne mutlu sayılı ramazan günlerini layıkıyla dolduranlara!... Ramazanın gelişiyle beraber İslam coğrafyası birlik ve beraberlik ruhuyla yeniden hayat kazandı. Tabir caizse hayata hayat geldi. İslam değerleri bir kez daha dünya gündemine oturdu. Müslümanlar kış uykusundan uyandı. Nadasa bırakılan ruhlar, ekime hazır hâle getirildi. Oysa bir aylık ibadet bizi Cennete ulaştırmak, Cehennem ateşinden korumak için kâfi değildir. Müslüman yılın 365 günü Allah’la beraber olmalıdır. İbadetleri ramazana sıkıştırmak kendimizi aldatmanın bir başka sinsi yoludur. Müslüman’ın bir gününün nasıl geçeceği Kur’an’da ve hadislerde belirtilmiştir. Hayatımızı bu doğrultuda şekillendirmeliyiz. Ramazan ayı yardımlaşmanın gözle görülür biçimde arttığı rahmet, mağfiret ve bereket ayıdır. Fitre ve zekâtlar yanında, durumu iyi olan Müslümanlar fakirlere gıda yardımı yaparak onları sevindirirler. Fakat müslümanın yardım yapmasının da bir usulü vardır. Öncelikle bir elin verdiğini öbür el bilmemelidir. Yardım ederken garibanlar incitilmemelidir. Türkiye’de yardım manzaralarını görünce üzülüyoruz. Hiçbir ciddi organizasyon yapılmadan yardımlar itiş kakış bir vaziyette dağıtılıyor. Ortalık savaş alanı gibi karmakarışık bir durum arz ediyor. Böyle yardım yapmak dayanışmanın ve İslam’ın ruhuna aykırıdır. Allah rızası için yardım edenler, en çok sevdiklerinden verirler; verirken de hiç mi hiç huzursuz olmazlar. İşe yaramaz şeyleri vermek muteber değildir. Kıymetsizi verip kıymetli sevaba erişmek mümkün mü? Fedakârlık etmeyen sevdiğini elde edemez. Bununla beraber yardımsever kişinin gözü, verdiği şeyin peşinde kalmaz. O, verdikçe haz alır. En iyisinden, işe yarayanından verir. Yüce Rabbimiz bu hususta şöyle buyurmuştur: “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe, iyilik ve hayra nail olamazsınız. Ne infak ederseniz, Allahü teâlâ, onu hakkıyla bilir ve mükâfatını verir.”(Al-i İmran 92) Bu ayetin iyi okunması ve manasının hakkıyla idrak edilmesi gerekir. Yoksa verdiklerimiz bize fazla bir getiri sağlamayabilir. Günümüz şehir yaşantısında merhamet ve yardımlaşma duyguları bir hayli azalmıştır. Modern yaşam tarzında bencillik almış başını gidiyor. Zamanımızda keserler hep kendine yontuyor. İnfak etmekle fakir olunacağı zannediliyor. Bugün çok mal ve para kazanılmasına rağmen, kazanılanların zekâtı miktarınca verilmediği için, fakirler sevindirilmediği için elimizdekilerin bereketi olmuyor, kazancımızın çoğu elimizden uçup gidiyor. Dikkat edin muhterem Müslümanlar!... Ramazan boyunca kapanan cehennem kapıları ramazanın gidişiyle beraber tekrar açılıyor. Zincire vurulan şeytanın eli ayağı çözülüyor. Müslümanın işi daha da zorlaşıyor. Unutmayınız ki kulların zorlu imtihanı, son nefese kadar soluksuz devam ediyor. Sakın ola ramazanda kazandığınız güzel davranışları bir kenara bırakmayın; kahve ve meyhane köşelerine dönmeyin. Bu ramazan, hayatı anlamlı kılmanız için adeta bir milat olsun size… Bir aylık ibadetle cennete gidilebileceğini sanmayın, aldanmayın, yanmayın. Allah hepimizi gelecek mübarek ramazana eriştirsin. Kıldığınız namazlar, tuttuğunuz oruçlar, verdiğiniz zekât ve fireler kabul ve makbul olsun. Gelecek ramazan bayramınız şimdiden kutlu olsun. Allah inananların yâr ve yardımcısı olsun.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #10 : Ağustos 22, 2010, 12:46:52 ÖS » |
|
RAMAZAN VE GÜL YÜZLÜ YÂR M.NİHAT MALKOÇ
Ramazan Allah’ın kullarına sunduğu büyük bir rahmet ve lütuf ayıdır. Görünürde külfet gibi düşünülse de hakikatte ruhumuzu ve gönlümüzü aydınlatan bir nurdur. Bunu İslamı hayat tarzı olarak kabul edenler ve bu dinin gereklerini gönül hücrelerine sindirenler ancak anlayabilir. Bu ruhu kazanabilmek için maneviyat kabında pişmek gerekir. Ramazanda dünya bayram yerine döner. Minareler gönüllerimizi aydınlatır. İftarlar neşe içerisinde geçer. Büyükler kadar, küçükler de sabırsızlıkla bekler iftar saatini… Teravihlerde camiler Müslümanlarla dolup taşar. Ya o tılsımlı sahurlara ne demeli?... Ramazan ayında hayata Resulullah’ın nurlu penceresinden bakarız. Gönül ibreleri onu gösterir. Onu diğer vakitlere nazaran daha çok anlamaya çalışırız. Çünkü O, bu mübarek dinin nurlu elçisidir. Bu dini en kâmil biçimde yaşayan da odur. Ancak onun sünnetine dört elle sarılan kurtuluşa erebilir. Sünneti, imanın olmazsa olmazlarından sayanlar ve her fırsatta kılavuz edinenler asla pişman olmayacaklardır. Rahmet Peygamberi olan Hz. Muhammed(sav) onlara şefaat edecektir. Onun hayatını kendimize model edinirsek hidayete muhatap olma ümidimiz olabilir. Aksi halde beklentilerimiz boşa çıkmaya namzettir. Ramazan ayında Allah’ın son elçisi olan Hz. Muhammed(sav)’i layıkıyla anlamanın gayreti içerisinde olmalıyız. Kâinatın uğruna yaratıldığı bu büyük iman ve ahlak abidesinin yolundan gitmek en büyük hedefimiz olmalıdır. Onun yolundan gidenlerin nura ve saadete ulaşacağından asla şüphemiz yoktur. Ondan uzak kalanların manevî uçurumlardan yuvarlanması ve paramparça olması muhtemeldir. Bu uçurumların dibinde de Cehennem ateşi olanca kızgınlığıyla küfür ehlini bekliyor. O uçuruma cüzi iradesiyle yuvarlanan insanın tutunacağı bir dal da yoktur. Onlara yardım eden de çıkmayacaktır. Ne kötü bir sondur onlarınki!... Bugünkü kararlarımız gideceğimiz yeri de belirleyecektir. İnsanlar felâketlere kendi ayaklarıyla koşarlar. Onları bu yoldan gitmeye zorlayan; içlerinde taşıdıkları, besleyip büyüttükleri azgın nefistir. Akıllı bir Müslüman hayatın gayesini hakkıyla ve layıkıyla kavrayan insandır. Bizler kuluz ve hataya düşmeye meyilliyiz. Varlığın hakikatini kavramış, ilmiyle amil bir mümin her iyiliğin, her bereketin, Allahü teâlânın zatından geldiğini düşünür. Her kusurun, her kötülüğün de, mahlûkların zatlarından ve sıfatlarından hâsıl olduğuna inanır. İyilikler de, kötülüklerde ruz-ı mahşerde karşılığını bulur. Hayatını, son peygamberin çizdiği nurlu yolda devam ettirenler kurtuluşa erenlerdir. Onlar asla mahzun olmayacaklardır. Ramazan ayı da bu kullar için huzur sığınağıdır. Onlar bu ayı hakkıyla ihya ederler. Çünkü bu manevi bir fırsattır. Resulullah Efendimiz bu ayın rahmet ve bereket yönünü şu mübarek sözüyle ortaya koyuyor: “Ramazan’ın evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluştur. Her kim, bu ayda idaresi altında bulunanların iş yükünü hafifletirse, Allah ona mağfiret eder ve cehennem azabından kurtarır”. Ramazan ayında kâinatın gözbebeği olan Efendimizi çok çok anmalı, ona selatü selam getirmeliyiz. Kurtuluşumuz ancak ona yakınlaşmakla ve onun Allah’tan getirdiklerine riayet etmekle sağlanacaktır. Bu yolda ramazanı iyi bir fırsat bilip sevap defterlerimizi doldurmalıyız. Bu ayda zaaflarımızdan sıyrılıp hak dairesinde kararlı bir biçimde daim ve sabit kalmalıyız. Gelgitlere asla müsaade etmemeliyiz. Bununla birlikte Resulullah’ın şu müjdesini ganimet bilmeliyiz: “Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.” (Buhari, Savm, 5) Ramazan ayında Gül Yüzlü Yârı diğer günlere göre daha çok hatırlamalı ve tabir caizse sünnetine dört elle sarılmalıyız. Şüphesiz ki gerçek huzur ona yâr olmakla yakalanır. Ona yâr olanlar iki cihanda da bahtiyar olur. Nefisler ancak Allah korkusuyla ve Resul sevgisiyle gemlenir. Kurtuluş Resulullah’ın Allah’tan aldığı emirlerle çizdiği İslam dairesine girmekle sağlanır. Huzuru başka yerlerde arayanların elleri ve gönülleri boş dönmeye mahkûmdur. Ruhlar nübüvvet ikliminde ferahlar. Ne mutlu Yâr’in Yâr’ine yâr olabilenlere!...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #11 : Ağustos 22, 2010, 12:47:15 ÖS » |
|
RAMAZAN SEVİNCİ M.NİHAT MALKOÇ
Oruç ibadeti zor görünse de imanlı gönüllerde büyük bir aşkla ve şevkle yerine getirilir. İslam ahlâkıyla ahlâklananlar ramazanın gelişini dört gözle beklerler. Bu mübarek günlerin gelişi onlarda herhangi bir rahatsızlık uyandırmaz. Aksine huzur iklimine girerler. İbadet ederek Allah’a dost ve yakın olmanın keyfini çıkarırlar. Oruç ibadeti İslamiyetle beraber, bozulmuş diğer hak dinlerde de vardı(r). Hatta bazı batıl dinlerde de buna benzer ibadetler mevcuttur. Demek ki oruç semavi dinlerde ortaktır. Bununla ilgili olarak Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız.”(Bakara 2/183) Hıristiyanlık ve muselikteki oruç, ilahî amaçlarından uzaklaşmışsa da bugün hâlâ fert bazında yaşatılmaktadır. Fakat Museviler ilahî yönü yozlaşmış, daha çok millî bir gelenek haline gelmiş bu ibadetlerine Hıristiyanlardan daha sadıktırlar. Hıristiyanlarda oruçlu iken alkol kullanmak ve cinsî münasebette bulunmak yasaktır. Oruçlu iken günlük işler en aza indirilir. Oruç, genelde, tövbe ve bolluk içinde yaşamak için tutulur. Katolikler ve Ortodokslar kırk günlük Büyük Perhiz ile Noel’den önceki Advent dönemlerinde oruç tutarlar. Protestan kiliseleri oruç tutmayı üyelerinin vicdanlarına bırakırlar. Bu konuda herhangi bir yaptırımları yoktur. Demek ki oruç diğer dinlerde farklılık gösteriyor. Yahudilikte de oruç ibadeti vardır. Museviler yılda birkaç kez oruç tutarlar. Özellikle Yom Kippur’da (Kefaret Günü) oruç tutulması önerilir. Oruçlu iken yenilmez, içilmez. Deri elbise giyilmez. Yağ ve krem sürülmez. Cinsî münasebette bulunulmaz. Genelde oruç günlük işlerden uzaklaşmak için bir araçtır. Musevilikte altı çeşit oruç söz konusudur. Bilindiği gibi Müslümanlıkta oruç, niyet ederek tan yerinin ağarmaya başlamasından, güneşin batmasına kadar yemekten, içmekten ve cinsî ilişkiden uzak durmak suretiyle yerine getirilen farz bir ibadettir. Bu tarifte görüldüğü gibi oruç tutan kişinin yapmaması gereken bazı şeyler vardır. Bunlar genel olarak yemek, içmek ve cinsel ilişkidir. Allah’tan korkan ve ona yakın olmak isteyen müminler belirtilen zaman dilimleri içerisinde bu eylemlerden uzak dururlar. Fakat bizim orucumuz Yahudi ve Hıristiyanlarınkinden pek çok bakımdan ayrılır. Bir kere bizim oruç ibadetimiz on dört asır evvel nasılsa öylece devam etmektedir. Orucun gayesinde ve kaidelerinde hiçbir sapma ve bozulma yoktur. Ötekiler hiç de öyle değildir. Oruç, Müslüman, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olan herkese farzdır. Bu özellikleri taşıyan herkesin mutlaka oruç tutması gerekir. Fakat kişi bu özellikleri taşıdığı halde bazı mahsurlu durumlar nedeniyle oruç tut(a)mayabilir. Bunlar hastalık ve yolculuktur. Yolcular memleketlerine dönünce, hastalar da iyileşince tutamadıkları oruçlarını kaza ederler. İyileşmeleri mümkün olmayan hastalar ise, tutamadıkları ramazan oruçlarının her günü için bir fidye, yani, bir kişinin bir günlük yiyeceğini veya o yiyeceğin karşılığı olan parayı fakirlere verir. Bu ruhsatlar İslam’ın kolaylık dini olduğunu açıkça göstermektedir. Ramazan ayı manevî kıymetleri çok olan bir aydır. Bu ayda yapılan ibadetler diğer aylara nazaran çok daha bereketlidir. Çünkü bu aydaki ibadetlerin sevapları katlanarak verilir. Allah için oruç tutanların günahları bağışlanır. Onların gönülleri bambaşka bir manevî huzurla dolar. Nitekim Resulullah Efendimiz de bir hadislerinde: “Kim Ramazan orucunun farz olduğuna inanarak ve karşılığını da yalnız Allah’tan umarak oruç tutarsa, onun bütün geçmiş günahları bağışlanır” buyurarak orucun günahlardan bağışlanma vesilesi olduğuna parmak basmışlardır. Bu fırsatı ganimet bilip cümle günahlardan arınmalıyız. Ramazanda insanlar güler yüzlü ve munis olurlar. Dostluk ve kardeşlik kemal noktasına erişir. Kimse kimsenin bamteline dokunmaz. Aslında olması gereken de budur. Oruç içimizdeki kötülükleri siler, kalbimiz nurla dolar. Bu ayın güzelliği yüzlerden yansır. Bolluk ve bereketle dolup taşar sofralarımız… Herkes elindekini konu komşuyla paylaşır. Her şey yolunda gidince iç huzurumuz artar. Dünya sanki cennete dönüşür.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #12 : Ağustos 22, 2010, 12:47:37 ÖS » |
|
RAMAZAN MI RAMA-ZAM MI? M.NİHAT MALKOÇ
Milletimizin erdemlerini saya saya bitiremeyiz çoğu zaman… İyi de biraz daha gerçekçi olsak ne olur. Bu milletin fertleri değil midir ramazanın gelişiyle zam üstüne zam yapanlar? Ramazanda insanlar diğer zamanlara göre daha çok alışveriş yapıyorlar. Sofralarının daha zengin olması için bütçelerini zorluyorlar. Bunu fırsat bilen uyanık esnaflar da zam üstüne zam yaparak milletin anasını ağlatıyorlar. Ramazanın gelişiyle birlikte iğneden ipliğe kadar hemen her şey zamlanıyor. Zamlanan şeylere baktığımızda ramazana yönelik ürünler olduğunu görüyoruz. Özellikle pirinç, yumurta, mercimek, et, süt ve süt ürünleri aşırı zamlanıyor. Ne oluyor da bu ürünlerin satış fiyatları artıyor? Bunu anlamak mümkün değil. Bu milletin mayası sağlamdır fakat son yıllarda nedense bunda da bozulma emareleri göze çarpıyor. Ramazan şefkat, merhamet ve hoşgörü ayıdır. Böyle bir ayda milleti kazıklamak ve halkı zor durumda bırakmak hangi izanla ve vicdanla izah edilebilir ki? Var mı Müslümanlıkta bir malı bire alıp ikiye, hatta üçe satmak?... Bu insanlardan Müslümanlıkla ilgili bir şeyler söylemelerini istesen mangalda kül bırakmazlar. Bir cübbe ve takkeleri eksik!.. Ramazan gelince dar gelirli insanları derin bir korku sarar. Niçin mi? Niçin olacak, her yıl istikrarlı bir şekilde başımıza çöreklenen ramazan zamları yüzünden. Oysa ramazan huzur ve sükûnet ayıdır. Bu ayla birlikte sofraların bereketi artar. Fakat din ve Allah korkusu olmayan bazı insanlar ramazanı haksız kazanç kapısına döndürdüler. Ramazanı rant(getirim) kapısına çeviren, (sözde) mümin olduğunu söylemekte hiçbir beis görmeyen bu güruh, dar gelirli insanların ümüğünü sıkarak göbeklerini ‘haksız kazanç’ denen zehirle büyütüyorlar. Bir zamanlar gelişini iple çektiğimiz ramazana, ekonomik durumu iyi olmayanlar artık tedirginlikle bakıyorlar; daha doğrusu bu ayın gelişi onları ciddi ciddi korkutuyor. “Ramazan Zamları” ifadesi ne yazık ki artık bir ekonomi terimine dönüştü. Sizin anlayacağınız, ramazan ayı ‘zam ayı’ oldu. Bu mübarek ay güzel şeyleri çağrıştırır aslında. Onun bu güzel imajını ürkütücü zamma dönüştürenler ne kadar büyük bir vebal altında olduklarını biliyorlar mı? Türkiye’de esnaf, ramazanı hep iple çeker. Yanlış anlaşılmasın; feyiz ve bereketinden yararlanmak için değil, zam yapmak, ceplerini haksız kazançla doldurmak için… Sözümüzün muhatabı bütün esnaflar değil tabii ki... Oysa ramazanın gelişiyle zaten tüketimde büyük artışlar oluyor. Siz ürünleri zamlandıracak yerde, çok satarak sürümden kazanın. Böylece halkı zor durumda bırakmadan daha çok satış yaparsınız. Unutulmamalıdır ki ramazan, maddî kazanç ayı değil, aksine manevî kazanç ayıdır. Bu ayı maddî kazanç ayı olarak görenler bu mübarek ayın ruhunu idrak edemeyen zavallılardır. Onlara kızmaktan çok, acıyoruz. Ramazanda durup dururken ürünleri zamlandırmak fırsatçılıktır. Bu da dinimizin hoş görmediği, hatta yasakladığı ahlaksız bir davranıştır. Bu kimseler son nefeslerini teslim ettikten sonra yaptıkları bu çirkeflikten ve fırsatçılıktan dolayı Allah’a hesap vereceklerdir. İç muhasebe ve arınma ayı olan ramazanda esnaflar da dâhil olmak üzere herkesin manevî kirlerden arınmaları ve yaptıkları işlerden dolayı kendilerini hesaba çekmeleri lazımdır. Bilinmelidir ki öldükten sonra herkes bir parça kefenden başka şey götürmüyor yanında. Hileyle ve haksızlıkla kazandıklarınız dünyada kalıyor. Çoluk çocuğunuza oyuncak oluyor mirasınız. Üstelik bu miras, onları çoğu zaman birbirine düşürebiliyor. Malımız mülkümüz dünyada kalıyor ama onları kazanırken işlediğimiz günahlar veya sevaplar bizimle mezara kadar geliyor. Biz onlardan dolayı hesaba çekiliyoruz. Durum bu iken bunca zahmete, haksızlığa, adaletsizliğe, sömürüye değer mi? Kanaatkârlık gibi büyük bir zenginlik varken niçin ölümü unutarak, helal haram demeden büyük bir açlıkla mal mülk peşinde koşar insan? İslam ölçü dinidir; hiçbir zaman ölçüsüzlüğü hoş görmez. Bu kıstas ekonomide de, diğer sahalarda da böyledir. Kuran ayı, sevgi, hoşgörü ve merhamet ayı olan ramazanı hiç kimsenin zam ayına dönüştürme hakkı yoktur. Ramazanı ‘Rama-zam’ olmaktan kurtaracak olan da halkın hamisi olarak gördüğümüz devlettir. Devlet fırsatçılara asla izin vermemelidir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #13 : Ağustos 22, 2010, 12:47:56 ÖS » |
|
RAMAZAN GÜZELDİR M.NİHAT MALKOÇ
Zamanı güzelleştiren içeriğidir. Bilindiği gibi İslam’da mübarek gün ve geceler vardır. Bu vakitler diğer zamanlara göre daha mübarek ve muteberdir. Çünkü bu zaman dilimlerini nurlandıran bir kısım hadiseler vardır. Yoksa zaman hayatımızı kuşatan bir süreçten başka bir şey değildir. Müstesna vakitler bu süreç içerisinde apayrı bir öneme ve konuma sahiptir. İslam inancında mübarek zaman dilimlerinden en önemlisi ve en uzunu bir aylık süreci kapsayan ramazandır. Bu ayda ruhlarımız huzur bulur, adeta kanatlanır. Son yıllarda İslam âlemi ramazan ayına aynı anda giriyor. Bir zamanlar bazı İslam ülkeleri bizden ya bir gün evvel, ya da bir gün sonra oruca başlarlardı. Her konuda olduğu gibi bu konuda da birlik sağlayamazdık. Çok şükür birkaç yıldan beri bu beraberliği ve bütünlüğü sağlayabiliyoruz. İslam’a göre hilal görülmeden ramazana başlanmaz. Hilal bu ayın habercisidir. Bu iş çok eskiden, yani bugünkü modern rasathaneler yokken, bazı kişiler görevlendirilerek yaptırılırdı. O kişiler ay yaklaştığında çıplak gözle de olsa hilâli gözlerlerdi. Şaban ayının 29. günü akşamı uygun bir yerden batı ufkuna bakılırdı. Güneş batınca yeni ay, hilâl şeklinde görülürse ertesi günün ramazan ayının başlangıcı olduğu anlaşılır ve uygun şekilde duyurulurdu. Hatta bazı insanlar bu işi Allah rızası için yapmak için birbirleriyle yarışırlardı. Osmanlı Devleti zamanında devlet görevlileri hilalin görülmesini önemser, bu işi sağlama alırlardı. Günümüzde hem rasat aletleri hem de hesaplama usulü gelişmiştir. 1978 yılında İstanbul’da yapılan, uluslararası ilmî toplantıda tespit edilen ölçülere göre ilgili kuruluşlar gözlem yaptırmakta, hilâlin, insanların yaşadığı herhangi bir yerden görülebilirliği esasına dayalı olarak ramazan ayının girişi hesaplanarak tespit edilmekte, ayrıca gözlem ile de hesap desteklenmektedir. Bu hesaplamaların doğruluğuna inanmak ve güvenmek gerekir. Ülkemizde hilâlin görülmesi, çıplak gözün yanında ilmî yöntemlerle de teyit edilmektedir. Türkiye’de, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın veya vakfının yayınladığı takvim, yukarıda açıklanan esaslara göre hazırlanmaktadır, buna riayet etmek gerekir. Fakat maalesef yakın geçmişte teknolojinin, modern rasathanelerin varlığına rağmen bazı İslam ülkeleri bu mevzuda ayrılık içerisinde hareket etmekteydiler. Bizler bayram yaparken onlar oruç tutmakta, bizler oruç tutarken ise onlar bayram yapmaktaydılar. İslam’ın birlik ve beraberlikten ne kadar yoksun olduğunu bu basit hadiseden de anlayabiliriz. Bu ayrılığın sancılarını bugün bütün ümmet çekiyor. Zira ayrılıkta azap vardır. Sonradan bu sorun aşıldı. Ramazan, İslam âleminin ortak kutsallarından biridir. Bir buçuk milyar nüfuslu İslam âlemi bu mübarek ayı en iyi şekilde değerlendirerek sevap kasasını doldurur. Ramazan Allah’a kulluğun yollarından biridir. Yoksa bazılarının düşündüğü gibi bir diyet ve egzersiz mevsimi değildir. Bizler orucu sağlığa faydalı olduğu için değil, Allah emrettiği için, Allah’ın rızasını kazanmak için tutarız. Bunun yanında orucun tıbbî faydalarına da inanırız. Zaten Allah’ın emirlerinden hiçbirinin tıbbî bir sakıncası yoktur. Aksine Allah’ın bize ‘yap’ dediği her şeyde bir hikmet vardır. Gelişen ilim ve teknoloji her geçen gün bu hikmetlerden bir veya birkaçını açığa çıkarmaktadır. İslam’ın emirleri ve yasakları hep hikmetlerle doludur. Ramazanın sağlığımıza faydaları pek çoktur. Fakat orucun asıl maksadı kulluk şuuru kazanmak ve Allah’a şükretmektir. Yoksa bizler kilolarımızı üzerimizden atıp sıhhat bulalım diye oruç tutmuyoruz. Allah rızası bütün tıbbî faydaların önünde yer alır. Öbürleri fazladan kâr hükmündedir. Ramazan yaklaşınca mümin, başı rahmet, ortası bağışlanma, sonu ahiret cezasından kurtulma vesilesi olan önemli bir aya girmekte olduğunu idrak etmelidir. Bu manevî fırsatı lâyıkıyla değerlendirmelidir. Çünkü ne zaman ebedî âleme göçeceğimiz belli değildir. Bu gibi manevî fırsatları ganimet bilerek lâyıkıyla değerlendirmeliyiz. Bu vesileyle sevap zincirine yeni halkalar eklemeliyiz. Böyle vakitler senede bir geliyor. Bizlerin ne kadar daha bu müstesna zaman dilimine erişeceği meçhuldür. Zira ölümlü bir dünyada yaşıyoruz. Nefes aldığımız an’ı son fırsat olarak görüp zamanın içini hayırlarla doldurmalıyız.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #14 : Ağustos 22, 2010, 12:48:18 ÖS » |
|
RAMAZAN DÜŞÜNCELERİ M.NİHAT MALKOÇ
Bazılarına göre çok çabuk geldi, bazılarına göre de bir türlü gelmedi ramazan. Öyle veya böyle; işte geldi dayandı kapımıza yine. On bir ayın güneşi bulutların arasından gösterdi gülen aydınlık yüzünü. Gönüllerimizin yamacına tutuna tutuna kalbimizin burçlarına dikti şerefli bayrağını. O bayrak bir ay boyunca dalgalanacak çelik kapılı yürek hisarlarımızda. Duygular ve düşünceler derinleşecek ramazan gecelerinde. Kur’an’ın ışığı aydınlatacak karanlık geceleri. İftarlar ve sahurlar apayrı bir hava katacak zamanın durağanlığına. Teravihlerde çoluk çocuk anne-baba, nine-dede, kız-kızan bir kuşak bütünleşecek camilerin uhrevî havasında. Kandillerin ışığı, alınlardaki nurlarla bütünleşip ışık yağmurları yağdıracak gök kubbeden. Bu ışık huzmeleri altında tamamlanacak eksik ve kusurlu yanlarımız. İftara doğru büyük küçük herkes pencereye koşup ezanı ve iftar topunu bekleyecek. Ezanın ve topun sesini duyanlar müjdeyi iletecekler oruçlulara. Midelerin gülümsemesi yansıyacak nurlu alınlara. Oruç tutanlar kadar çocuklar da sevinecek iftar müjdesiyle. Mübarek eller uzanacak bereketli sofralara. Aile olmanın ve aile içerisinde yaşamanın hazzı hissedilecek gönüllerde. Saygı, sevgiyle birleşip yumak yumak olacak imanlı gönüllerde. Sahurlara kadar evler şenlik yerine dönüşecek. Anneler iftardaki zenginliği sahurlara taşımak için daha fazla mesai yapacaklar mutfaklarda. Eşine, çocuğuna ve misafirlerine türlü lezzetler sunmanın keyfini yaşayan anneler ve onların yardımcıları genç kızlar yorulmak nedir bilmeyecek. Bu heyecan bir ay boyunca yaşanacak bütün evlerde. Bu süre içerisinde birçok alışkanlığımız değişme noktasına gelecek. Tam alışkanlıklar değişecekken bir de bakacaksınız ki Şevval ayı kapınızı çalıyor. Ramazanı hakkıyla ihya edebildiyseniz ne mutlu size… Bu ayda ergenlik çağına ayak basanlar ilk oruçlarını tutacak büyük bir heyecanla ve keyifle. Akşamı edince de tafra satacaklar anne babalarına. Büyüdüklerini bundan daha iyi nasıl izah edebilirler ki? Oruç tutmak bir anlamda da büyümenin, adam yerine konulmanın işaretidir. Hele bir akşam olsun sofralar dolup taşacak. İlk günler yemekten çok, suya gidecek eller. Suyu birbirinden güzel yemekler ve hamur işleri takip edecek. Kompostolar, meşrubatlar tüketilecek sıra sıra. Mideniz kolay alışamayacak bu yeni ve olağanüstü duruma. Kur’an ayı olan ramazanda evlerimiz ve mabetlerimiz Kur’an sesiyle yeniden hayat bulacak. Hatimler indirilecek ramazan gecelerinde. Bazı camilerde hatimle kılınacak teravih namazları. Gecenin karanlık yüzü bir ay boyunca ağaracak seherden evvel. Eller semaya kalkıp rahmet devşirecek yüce Yaradan’ın katından. Gözlerden pişmanlık yaşları döküldükçe Cehennemin ateşi sönmeye yüz tutacak. Tövbe kapıları ardına kadar açılacak. Allah’ın mübarek isimleri zikir niyetine dökülecek tertemiz dudaklardan. Cümle âlem bu zikre tempo tutacak. Tabiat dile gelecek seherlere kadar… Eşya, kendi dilinden Hakk’ı zikredecek. Ramazan davulları gecenin sessizliğine tokmak vuracaklar. Manilerle dile gelecek zamanın eskimeyen yüzü. Mahyalar içimizdeki heyecanı bir adım ileriye götürecekler. Işıklarla örülecek hakikatler. Pideler, fırınların önünde kuyruklar oluşmasına sebep olacak. Pide kokuları oruçlu müminlerin sabrını zorlayacak. Fakat sabır ve tahammül imtihanını kazanacak inananlar. Müminlerin ruh güzelliği yüzlerine aksedecek iftara yakın saatlerde. Ramazanı diğer on bir aya galebe çaldıran, onun içinde sakladığı engin maneviyattır. Bu ayda zaman sanki iyice yoğunlaşır ve her geçen gün yelpaze misali açıldıkça açılır. Zamanın bereketi bir ay içinde imanlı gönüllere pay edilir. Bu emsalsiz bir aylık döneme zamanın altın dilimi demek de mümkündür. Yüce Rabbimizin kullarına “Yok mu isteyen istediğini vereyim. Yok mu tövbe eden tövbesini kabul edeyim” (Kudsi Hadis) hitabı bu ayda göklerden yankılanır. Müminler bu hitaba duyarsız kal(a)mazlar. Ellerini kaldırarak Hakk’tan af ve mağfiret talep ederler. Ey müminler! Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluş olan bu ayda dileyin Allah’tan iki cihan saadetiniz için ne gerekiyorsa… Yine kapımıza dayandın ramazan. Gönüller bayram yeri. İyi ki geldin, hoş geldin.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #15 : Ağustos 22, 2010, 12:48:39 ÖS » |
|
RAMAZAN DUASI M.NİHAT MALKOÇ
Bize üç ayların ilk ikisi olan Recep ve Şaban aylarından sonra Ramazanı da görmeyi nasip eden yüce Allah’a had ü senalar olsun. O’nun ilmi her şeyi ihata etmiştir. Rahmeti gazabına galebe çalmıştır. O’nun mübarek varlığının başlangıcı ve sonu yoktur. O hep vardı ve bundan sonra da hep var olacaktır. O’nun saltanatı iki cihanda da bakidir, varlığı ve hükmü zaman ve mekân ötesidir. O ki isterse yaşatır, isterse öldürür. Her şeyin fani olduğu bu dünya gurbetinde sadece O bakidir. Bütün güzellikler onun cemalinin eşyaya yansımış hâlidir. Rabbimizin azametini tasvir etmek müşkildir. Son söz ve mülk O’nundur. Onun içindir ki biz sadece O’na el açarız; yalnız O’ndan isteriz. Bütün güzelliklerin O’ndan geldiğine inanırız. 99 isminin yüzü suyu hürmetine bizlere öncelikle sağlık, afiyet ve bol rızık ihsan eyle!... Evlerimizi bereket ve huzurla doldur ya Rabbim!... Birike birike dağların boyuna erişen günahlarımızı bağışla!... Bizi günah işlemeye meylettiren nefsimizin şerrinden koru!... Bizleri şahsiyetini kaybetmiş, nefsinin oyuncağı olmuş bahtsız zümreden eyleme! Dilimizden Kur’an’ı eksik etme! Bizleri hak ve hakikat ışığını görebilen basiretli insanlardan eyle!... Bizlere eşsiz nimetler verdin, sofralarımızı bin bir çeşit lezzetle donattın. Basiretten mahrum nazarlarımız ilahî rahmetini görmekten aciz olduğu için bu nimetleri çalışıp kazandığını zannetti. Oysa biz çalışsak da, araya vesileleri koysak da veren el sensin. Ne yazık ki biz günahkâr kulların şükründen acizdir. Rızık namına her şeyleri olsa da kulların kanaat hazinesinden mahrumdur. Onun için gözlerimiz doymuyor, şükre ayıracağımız vakti dünyalık biriktirmeye ayırıyoruz. Dünya bize cazip geliyor, aceleciliğimizden her şeyin karşılığını peşin istiyoruz. Bizleri hakkıyla ve kalbiyle şükredenlerden eyle ya Rabbim!... Heva ve heves zincirleri elimize, ayağımıza, yüreğimize dolanmış. Ne yazık ki nefs-i emmaremizin kölesi olmuşuz. Bizi bu prangalardan kurtar, sana gelen, seni Rab bilenlerden eyle bizi!... Bütün günah ve isyanlarımızın kiriyle sana geliyoruz. Lütfünde, kahrın da hoştur senin. Senden başka sığınacak açık bir kapımız yok… Bizi kapından boş çevirme Allah’ım!... Senin rahmetinin ve merhametinin kaplamadığı bir santimetre kare bile yoktur. Kulun bütün günahlarına rağmen yine de yarattığın kulunu affeden ve acıyansın ey yüceler yücesi… Bütün insanların mahşer meydanında toplanacağı, anne babanın bile evladından kaçacağı o dehşetli kıyamet gününün sahibi ve hükümranı sensin. Bizi de affeyle ve bize hesap gününde acı… Amellerin tartıldığı o büyük günde üzerimizden rahmet nazarlarını eksik etme ne olur… ‘Malik’ sıfatınla mülkün gerçek sahibi sensin. Bize o tükenmez hazinenden bizi ezdirmeyecek ve azdırmayacak kadarını lütfeyle!... Kalbimizdeki dünya(lık) sevgisini gider; senin muazzez sevginle doldur. Çölleşen gönüllerimizi ilahî kelamın rahmetiyle yeşert!... Şeytanların zincire vurulduğu, rahmetinin taştığı bu mübarek ramazan günlerinde ellerimizi ve gönüllerimizi sana açtık; bizleri dergâhından boş çevirme Allah’ım! Mescitlerin müminlerle dolduğu bu manevî iklimde bize de sevaplardan pay nasip eyle!... Günahlarımızı ‘nasuh’ tövbesiyle yakmamızı, yepyeni ve tertemiz bir kulluk sayfası açmamızı bizlere nasip ve müyesser eyle!.... Bizleri de şükrünü eda eden kulların zümresine ilhak eyle!... Günahlarla kararan kalplerimizi tövbelerle cilala, kalplerimizi sana çevir!... Malayaniden uzak eyle!... Rahmeti ve azameti kelimelerle ifade edilemeyecek kadar büyük olan Allah’ım… Üzerimize gelmekte olan belaları, isyan ve şerleri geri çevir, kaza oklarına kalkan ol!... İçinde bin aydan daha hayırlı bir gece olan Kadir Gecesi’nin bulunduğu, kulların açlıkla imtihan edildiği mübarek ramazanda sevap heybemizi doldurmayı bize nasip eyle!... Tövbelerin kabul olduğu aydır Ramazan… Bizler de bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahlardan dolayı tövbe ediyoruz, pişmanlık duyuyoruz, tövbelerimizi kabul ve makbul eyle!... Tesbih, tehlil ve tekbirin dillerden gönüllere aktığı bu ramazan günlerinde bizi rahmet kanatlarınla kuşat!... Sen hakim-i mutlaksın... Şeytanın nefsimizi üzerimize saldığı bu imtihan dünyasında bizi bize bırakma Allah’ım!... Senin her şeye gücün yeter. Âmin… Âmin…
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #16 : Ağustos 22, 2010, 12:48:58 ÖS » |
|
RAMAZAN ÇADIRLARI VE RAMAZANDA YARDIMLAŞMA M.NİHAT MALKOÇ
Yardımlaşmayı ve dayanışmayı en büyük değerlerden biri olarak gören bir neslin evlatlarıyız. Ecdadımız olan Osmanlı, insana büyük değer veren bir anlayışa sahipti. Her şey insan içindi Osmanlı’da… İnsan ve insaniyet merkezli bir idare anlayışı söz konusuydu. Ecdadımız “Komşusu açken tok gezen bizden değildir” hadisini iyi etüt ederek ona göre davranmışlardır. Karakteri sağlam ceddimiz, kuşları ve topal leylekleri bile hesaba katan ve onların hayatlarını nasıl devam ettireceklerini düşünüp gereğini yapan bir vicdana sahipti. Ramazan; insanların bir ve beraber olduğu, aynı inanç etrafında kenetlenip kaynaştığı mübarek bir aydır. Bu ayda herkes birbirine koltuk değneği olur. Bu, Osmanlı’da da böyleydi. Hiç kimse aç ve biilaç kalmazdı o kadim zamanlarda… Geçmişte ramazan çadırlarının yerine hemen her külliyede bir imaret bulunurdu. Burada mutfak, fırın ve yemek odaları yer alırdı. Buralarda garip gureba karnını doyururdu. Artık imaretler kalmadı hiçbir yerde. Onların yerini, belli bir zaman dilimini kapsasa da, ramazan çadırları aldı. Çadırlar artık her yerde… Ramazan ayının girmesiyle birlikte pek çok il ve ilçede vakıflar, dernekler, hayırseverler ve belediyeler tarafından ramazan çadırları kurulmaktadır. Son yıllarda özellikle belediyeler sosyal sorumluluk anlayışı içerisinde şehrin muhtelif noktalarına ramazan çadırları kurarak halka iftar yemeği vermektedirler. Bu çadırlarda yolcular, evinde bir iftar yemeği hazırlayacak kadar maddî durumu olmayanlar oruçlarını açmaktadır. Bunların dışında, sırf değişiklik olsun diye bu çadırlara gelip iftar açanlar da az değildir. Çadırlar dolup taşıyor. Sosyal sorumluluk sahibi belediyeler ramazan çadırı kurma konusunda adeta birbiriyle yarışmaktadırlar. Özellikle İstanbul gibi büyükşehirlerde bu yarışın kızıştığını görüyoruz. Bu hayırda yarış gayreti, durumu iyi olmayan Müslümanları sevindirmektedir. Rekabetten en çok onlar kazançlı çıkmaktadır. Hatta bazı belediyeler ramazanın yaz sıcaklarına geldiğini hesap ederek klimalı çadır kurmayı bile akıl etmişlerdir. Sizin anlayacağınız ramazan çadırlarında her türlü konfor var. “Hizmette sınır yoktur” sloganı çadırlarda tam anlamını buluyor. Günümüzde ramazan çadırı kurma geleneği Türklerin ve Müslümanların yoğun olarak yaşadığı dünya şehirlerine de yayıldı. Özellikle New York, New Jersey, Priştine, Göteborg, Strasbourg gibi şehirlerde ramazan çadırlarına rahatlıkla rastlayabilirsiniz. Artık Avrupalılar da buna alıştılar. Bu gibi organizasyonları yadırgamıyorlar. Hatta kendileri de zaman zaman buralara gidip durumu yakından izliyorlar; hatta ikramlardan faydalanıyorlar. Buralara gelen yabancılar Türk misafirperverliğine şahit oluyorlar, Türk mutfağını yakından tanıyorlar. Bazıları iftar çadırlarını yoksulluğun bir simgesi olarak görse de onlar gerçekte sosyal dayanışmanın ve paylaşmanın en güzel örneğidirler. Zira bizim yüce dinimiz İslamiyet yardımlaşmaya çok önem vermiştir. Cenâb-ı Hakk: “İyilikte ve kötülükten sakınmakta birbirinizle yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” buyuruyor. Bunun yanında zenginlerin mallarının kırkta birini fakirlere dağıtması da İslam’ın yardımlaşmaya verdiği önemi ortaya koymaktadır. Böyle bir paylaşma İslam dışındaki hiçbir dinde ve felsefî gelenekte yoktur. Üstelik verirken işine yaramayanı değil, en çok sevdiğini vererek fedakârlık yapacaksın. Müslümanların düşkünlerini bir yük olarak değil, sevaba götüren bir merdiven olarak göreceksin. Böylece zenginle yoksul arasında çekemezlik değil, bir sevgi ve muhabbet hâsıl olacak. Neticede Müslüman zenginler fakirleri, fakirler de zenginleri hor görmeyecek. Dünyada mal, mülk ve servet namına ne varsa Allah’ındır. Bizim olanlar, sadece boğazımızdan geçenlerdir. Üstelik kişi biriktirdiği mal ve paranın zekâtını hakkıyla vermezse bu davranış onun ahiretini berbat eder. Ona kazandıkları hiçbir yerde fayda sağlamaz. O birikimler hesap gününde ateşten bir urgana dönüşerek o kişinin boğazına dolanır. Ramazan, hakkıyla ihya edilirse muhataplarına huzur getirir. İster belediyeler, isterse dernek ve vakıflar tarafından olsun, yapılan her türlü yardımlar ve paylaşımlar yerini buluyor. Kalpler sevgi, şefkat ve hoşgörü rüzgârlarıyla serinliyor. Ramazan bizleri müşfikleştiriyor.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #17 : Ağustos 22, 2010, 12:49:19 ÖS » |
|
RAMAZAN BAYRAMI’NIN BURUK SEVİNCİ M.NİHAT MALKOÇ
Yine bir bayram daha karşıladı bizi gülen yüzüyle… Yaşayanlar neler gördü, neler daha görecek... Fakat bir düşünün, geçen bayram namazında olup da bu bayramda aramızda ol(a) mayanları… O kadar çok ki!... Kiminin annesi, kiminin babası, kiminin dedesi, kiminin kardeşi… Göremediler bu bayramı… Belki biz de gelecek olan bayramı gör(e)meyeceğiz. Kim bilir… Belki bu bizim son bayramımız olacak. Ömrün devamına senet yok ki!... Can mülkünün sahibi, emaneti geri alacağı güne dair sır vermiyor ki!... Vakti gelen göçecek, o kadar… Bu can bize mülk değil… Emanet olarak taşıyoruz onu; kim bilir ne zamana kadar… Bu güzel bayram gününde bunların da sırası mı demeyin. Bu güzel bayram gününde bir kısım tanıdık simaları bayram namazında göremeyince bu sözler düştü aklıma… Artık onların ellerini öpmek mümkün ol(a)mayacağına göre ebedî istirahatgahları olan kabirlerini ziyaret edip Hakk tarafından af edilmeleri için Fatihalar göndereceğiz ruhlarına.... Millet olarak bu Ramazan Bayramı’nda da bütün hüzünlere ve burukluklara rağmen bayram edeceğiz. Hazırlıklar birkaç gün evvelinden başlamıştı zaten. Evler baştanbaşa temizlenmiş, tatlılar, börekler yapılmış, misafirlerin yolu gözlenmeye başlamış bile. İnsanlar sevdiklerine daha güzel görünebilmek için bu bayram giyecekleri giysileri özenle seçip almış. Bayram bu, müstesna gün işte… Her şey yerinde ve tam olmalı… Bayram sevincini gölgeleyecek hiçbir şey olmamalı. Zaten topu topu senede iki kez yaşanıyor dinî bayramlar… Dolu dolu, keyfince yaşamalı toplumları ayakta tutan, insanları kenetleyen, ağzımızın tadı olan bayramları... Zaten kala kala geçmişten onlar yadigâr kalabildi bugünlere. Baştan ayağa değiştik, yenilendik bunların dışında. Buna ‘yabancılaştık, özümüzden koptuk’ da diyebiliriz. Son yıllarda bayramlar tatili ve alışverişi akla getiriyor her nedense. İnsanlar bayram tatillerinde eş dost ziyaret edecek yerde tatil beldelerinde gününü gün ediyorlar. Bayramı tatil fırsatı olarak görüyor bazıları. Peki, akrabalarımızı, dostlarımızı ne zaman ziyaret edeceğiz? Büyüklerimizin elini ne zaman öpeceğiz? Ebediyete göçen insanlarımızın kabirlerini görüp Fatiha okumayacak mıyız? Anlaşılan o ki birileri bizi gelenek ve göreneklerimizden koparmak için canla başla çalışıyor. Geçmişimizden koparılıyoruz; ondan koparıldıkça da kabuğumuza çekilip iyice yalnızlaşıyoruz. Doğrusu bu hayra alamet bir davranış değil… Bayramda hediyeleşmek güzel ama bunu abartıp da yük ve külfet haline getirmek bayramın tadını kaçırıyor. Ekonomik gücü yeterli olmayan kişiler, aile fertlerine bir şeyler alamayınca eziliyorlar. Bayram bir anda hüzne, daha da ileri gidersek kâbusa dönüşebiliyor. Böyle davranışlarla bayramların tadını kaçırmayalım. Bazılarının keseleri dolacak diye bütçemizi zorlayıp alışveriş çılgınlığına bulaşmayalım. Bunun bayram sonrası da var. Bayram sevincimiz bayram sonrası hüzne kapı aralamasın. Her konuda olduğu gibi bunda da ölçü üzere hareket edelim. Herkes yorganına göre uzatsın ayağını. İsrafta değil, güzel ahlakta yarışalım birbirimizle. Hediyeleşmek güzel ama imkânlar kısıtlıysa şart da değil. Bu konuda rekabete girmek, işi gösterişe dökmek samimiyete de büyük darbe vuruyor işin doğrusu… Bayramlar en çok da çocukların sevinme günleri. Çam sakızı çoban armağanı kabilinden şeylerle onlara bayramı yaşatalım. Bayram, çocuklarımızın bilincine yerleşsin. Zira bu güzellikleri yarınlara taşıyacak olanlar çocuklarımızdır. Onlar sizden ne görürlerse öyle davranacaklardır. Onlara güzel örnekler gösterelim ki onların ahlakı da güzelleşsin. Ramazan bayramına bazıları “Şeker Bayramı” diyor. Hayır efendim, “Ramazan Bayramı” “Şeker Bayramı” değildir. Bu bir yakıştırmadır. Bu ifade, bu önemli dinî bayramı hafife almak, onun manevî derinliğini sığlaştırmak demektir. Bugün Ramazan Bayramı’na bu yakıştırmayı yapanlar yarın Kurban Bayramı’na da “Et Bayramı” diyeceklerdir. Bu güzel dinî geleneklerimizi bu gibi isimlendirmelerle hafife almak kanaatimce hiç de doğru davranışlar değildir. Bu bayramın “Ramazan Bayramı” diye anılması şüphesiz ki çok daha uygundur. Ramazan Bayramı’nın Türk milletine, İslam ümmetine hayırlar getirmesini diliyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #18 : Ağustos 22, 2010, 12:49:45 ÖS » |
|
RAMAZAN BAYRAMI’NIN BURUK SEVİNCİ M.NİHAT MALKOÇ
Yine bir bayram daha karşıladı bizi gülen yüzüyle… Yaşayanlar neler gördü, neler daha görecek... Fakat bir düşünün, geçen bayram namazında olup da bu bayramda aramızda ol(a) mayanları… O kadar çok ki!... Kiminin annesi, kiminin babası, kiminin dedesi, kiminin kardeşi… Göremediler bu bayramı… Belki biz de gelecek olan bayramı gör(e)meyeceğiz. Kim bilir… Belki bu bizim son bayramımız olacak. Ömrün devamına senet yok ki!... Can mülkünün sahibi, emaneti geri alacağı güne dair sır vermiyor ki!... Vakti gelen göçecek, o kadar… Bu can bize mülk değil… Emanet olarak taşıyoruz onu; kim bilir ne zamana kadar… Bu güzel bayram gününde bunların da sırası mı demeyin. Bu güzel bayram gününde bir kısım tanıdık simaları bayram namazında göremeyince bu sözler düştü aklıma… Artık onların ellerini öpmek mümkün ol(a)mayacağına göre ebedî istirahatgahları olan kabirlerini ziyaret edip Hakk tarafından af edilmeleri için Fatihalar göndereceğiz ruhlarına.... Millet olarak bu Ramazan Bayramı’nda da bütün hüzünlere ve burukluklara rağmen bayram edeceğiz. Hazırlıklar birkaç gün evvelinden başlamıştı zaten. Evler baştanbaşa temizlenmiş, tatlılar, börekler yapılmış, misafirlerin yolu gözlenmeye başlamış bile. İnsanlar sevdiklerine daha güzel görünebilmek için bu bayram giyecekleri giysileri özenle seçip almış. Bayram bu, müstesna gün işte… Her şey yerinde ve tam olmalı… Bayram sevincini gölgeleyecek hiçbir şey olmamalı. Zaten topu topu senede iki kez yaşanıyor dinî bayramlar… Dolu dolu, keyfince yaşamalı toplumları ayakta tutan, insanları kenetleyen, ağzımızın tadı olan bayramları... Zaten kala kala geçmişten onlar yadigâr kalabildi bugünlere. Baştan ayağa değiştik, yenilendik bunların dışında. Buna ‘yabancılaştık, özümüzden koptuk’ da diyebiliriz. Son yıllarda bayramlar tatili ve alışverişi akla getiriyor her nedense. İnsanlar bayram tatillerinde eş dost ziyaret edecek yerde tatil beldelerinde gününü gün ediyorlar. Bayramı tatil fırsatı olarak görüyor bazıları. Peki, akrabalarımızı, dostlarımızı ne zaman ziyaret edeceğiz? Büyüklerimizin elini ne zaman öpeceğiz? Ebediyete göçen insanlarımızın kabirlerini görüp Fatiha okumayacak mıyız? Anlaşılan o ki birileri bizi gelenek ve göreneklerimizden koparmak için canla başla çalışıyor. Geçmişimizden koparılıyoruz; ondan koparıldıkça da kabuğumuza çekilip iyice yalnızlaşıyoruz. Doğrusu bu hayra alamet bir davranış değil… Bayramda hediyeleşmek güzel ama bunu abartıp da yük ve külfet haline getirmek bayramın tadını kaçırıyor. Ekonomik gücü yeterli olmayan kişiler, aile fertlerine bir şeyler alamayınca eziliyorlar. Bayram bir anda hüzne, daha da ileri gidersek kâbusa dönüşebiliyor. Böyle davranışlarla bayramların tadını kaçırmayalım. Bazılarının keseleri dolacak diye bütçemizi zorlayıp alışveriş çılgınlığına bulaşmayalım. Bunun bayram sonrası da var. Bayram sevincimiz bayram sonrası hüzne kapı aralamasın. Her konuda olduğu gibi bunda da ölçü üzere hareket edelim. Herkes yorganına göre uzatsın ayağını. İsrafta değil, güzel ahlakta yarışalım birbirimizle. Hediyeleşmek güzel ama imkânlar kısıtlıysa şart da değil. Bu konuda rekabete girmek, işi gösterişe dökmek samimiyete de büyük darbe vuruyor işin doğrusu… Bayramlar en çok da çocukların sevinme günleri. Çam sakızı çoban armağanı kabilinden şeylerle onlara bayramı yaşatalım. Bayram, çocuklarımızın bilincine yerleşsin. Zira bu güzellikleri yarınlara taşıyacak olanlar çocuklarımızdır. Onlar sizden ne görürlerse öyle davranacaklardır. Onlara güzel örnekler gösterelim ki onların ahlakı da güzelleşsin. Ramazan bayramına bazıları “Şeker Bayramı” diyor. Hayır efendim, “Ramazan Bayramı” “Şeker Bayramı” değildir. Bu bir yakıştırmadır. Bu ifade, bu önemli dinî bayramı hafife almak, onun manevî derinliğini sığlaştırmak demektir. Bugün Ramazan Bayramı’na bu yakıştırmayı yapanlar yarın Kurban Bayramı’na da “Et Bayramı” diyeceklerdir. Bu güzel dinî geleneklerimizi bu gibi isimlendirmelerle hafife almak kanaatimce hiç de doğru davranışlar değildir. Bu bayramın “Ramazan Bayramı” diye anılması şüphesiz ki çok daha uygundur. Ramazan Bayramı’nın Türk milletine, İslam ümmetine hayırlar getirmesini diliyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #19 : Ağustos 22, 2010, 12:50:13 ÖS » |
|
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN M.NİHAT MALKOÇ
Bir aylık ramazan orucunu gönül huzuru içerisinde tutup ramazana ‘Elveda’ dedik. Fakat bu sayılı günlerin tadına doyamadık. Ramazanı çok özleyeceğiz. Şimdiden on bir ay geriye doğru saymaya başladık bile. Ramazan nasıl hızlı geçtiyse önümüzdeki on bir ay da öyle hızlı geçecek ve ömrü olanlar yeni bir ramazana ‘Merhaba’ diyecektir. Bu akış ömrün nihayetine dek sürüp gidecektir. Bayramlar hayatımızın gülen yüzüdür. Fakat son yıllarda her şey gibi bayramlarımızı da yozlaştırdılar. Artık bayram demek tatil demek!... İnsanlar bayram gelince (tatil birleştirilip uzatılmışsa) kendilerini tatil beldelerine atıyorlar. Yaşlıları ziyaret etmek, hâl hatır sormak, ellerini öpmek çok eskilerde kaldı. Bayramlar buluşmaların ve hasret gidermenin adresiyken şimdilerde tatil vesilesi oldu. Nerde o eski sıla-i rahimler… Nerede o mezar ziyaretleri… Kur’an okumalar… Ev ev dolaşıp bayramlaşmalar… Şeker ve tatlı ikramları… Bayram namazına gitmenin o doyumsuz tadı ve heyecanı… Bunları doyasıya yaşayamıyoruz artık. Bayramlarımızın içini boşalttılar. Onların da ruhunu çaldılar. Gerçekçi olmak gerekirse bugün de böyle bir bayram yaşıyoruz. İçi boşaltılmış bir bayram… Müslümanların iki büyük dini bayramından biri olan Ramazan Bayramı, İslam dinine göre Hicri Kamer yılının dokuzuncu ayı olan Ramazan ayının ardından onuncu ay olan Şevval ayının ilk üç günü boyunca kutlanan dini bir bayramdır. Ramazan bayramına “Şeker Bayramı” da diyoruz. Çünkü bu bayramda herkes birbirine şeker ikram eder; tatlı yenilir, tatlı konuşulur. Bu güne özel akide şekerleri, güllaç tatlıları, demirhindi şerbetleri ve hamur işi poğaçalar, simitler hazırlanır. Bizler hoşlandığımız şeyleri ifade etmede ‘şeker gibi’ benzetmesini yaparız. Bu bayramın ‘şeker bayramı’ diye anılmasının bir sebebi de şeker gibi hoş ve manevi açıdan feyizli olmasından kaynaklanmaktadır. Bu isim gittikçe yerleşmiştir. Artık herkes Ramazan bayramını ‘Şeker Bayramı’ diye biliyor ve bildiriyor. Ramazan bayramına, o gün fıtır sadakası verilmesinden dolayı ‘Fıtır Bayramı’ adı da verilmektedir. Adı ne olursa olsun bu bayram Müslüman-Türk’ün en özel günlerinden biridir. Ümmet kavramının gerçek manada hayata geçirildiği zaman dilimidir. Aslında dini bayramlar birbirinden uzak düşmüş aile fertlerinin buluşup kaynaşması için güzel bir vesiledir. Bu müstesna günde tatlılar, şekerler, çikolatalar ikram edilir. Baklava en çok sevilen ve ikram edilen tatlılardandır. Ayrıca küs olanların bayram sebebiyle barışması da bir gelenektir. Zira bir müminin mümin kardeşiyle üç günden fazla dargın kalması helal değildir. Bayramlar dargınlıkların ortadan kalkmasına ve dostlukların kurulmasına zemin hazırlarlar. Geçmişe özlem duymak, insanoğlunun en büyük özeliklerinden biridir. Eski ramazanlara ne kadar özlem duyuyorsak eski bayramlara da o kadar özlem duyuyoruz. Geçen zaman bizleri iyice yozlaştırıyor. Eski bayramları çok arıyoruz. Eski dostlukları bugün bulamıyoruz. Günümüzde her şey paraya ve makama endekslenmiş. Makamlar büyüdükçe insanlar küçülmüş. Üstte olanlar düşmekten korkar olmuş, sırf bu korku yüzünden kendi olabilme onurunu göstermekten uzak kalmışlar. Biz orta yaşlı insanlar o eski ramazanları ve bayramları görme ve yaşama imkânı bulduğumuz için onları bugünkülerle kıyaslayabiliyoruz. Bugünkü gençler onu bile yapmaktan mahrumdurlar. Onlara acımamak elde değil. Onlar tabir caizse sılada gurbeti yaşıyorlar. Ne kendileri, ne de özendikleri olabiliyorlar. Hayat şartları ne olursa olsun çocuklarımıza bayram neşesini tattıralım. Çok küçük de olsa onlara bayram hediyesi alalım. Böylelikle bayram, öteki zaman dilimlerinden daha ayrı ve ayrıcalıklı olsun. Bayram harçlığını da ihmal etmeyelim. Bazı şeyler verdikçe bereketlenir. Siz verin ki Allah da size versin Boşluk olmalı ki o boşluğun dolması söz konusu olsun. Mübarek Şeker Bayramınızı kutluyor, İslam âleminin uyanmasına ve kurtuluşuna vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #20 : Ağustos 22, 2010, 12:50:31 ÖS » |
|
BELKİ BU BİZİM SON RAMAZANIMIZ OLACAK M.NİHAT MALKOÇ
Dün, bugün ve yarın… Zaman bir sacayağı misali… Dün geçti, bugün yaşanıyor, yarın henüz gelmedi. Yarının gelme ihtimali ne kadarsa, gelmeme ihtimali de o kadardır. Böyle düşünüp hayatımızı bu minval üzere devam ettirmeliyiz. An, yaşadığımız andır. Yarınlar meçhuldür. Bugünü değerlendir(e)meyip yarına güvenip dayananlar, basiret fakirleridir. İnsanın ömür sermayesinin ne kadar olduğu belli değildir. Resulullah’ın dediği gibi “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışmalıyız.” Bu ramazan sizin son ramazanınız olabilir? Bunu hiç düşündünüz mü? Geçen yıl oruç tutanların bir kısmı bu ramazanda aramızda yok. Onlar ebedî uykularına daldılar. Onlar için imtihan bitmiştir. Önceki yıl ramazanda aramızda olan kişiler bu yılki ramazana erişemeyeceklerini düşünmüşler miydi acaba? Bu kişiler arasında yaşlılar olduğu gibi, gençler de vardı. Şimdi onların boşluğu evlerinde ne kadar da hissediliyor. Artık onlar için oruç da, iftar da, sahur da, teravih de söz konusu değildir. Dünyada iyi bir imtihan vermişlerse ne mutlu onlara!... Bunun aksini düşünmek bile istemiyorum. Zira orda hesap pek çetindir. Bu yıl ramazana erişen, orucunu sağlık ve afiyet içerisinde tutanlardan bir kısmı gelecek ramazanda aramızda olmayacaktır. Bu kişilerden birisi de siz olabilirsiniz. Durum bu iken nasıl olur da ramazan orucunun hakkını vermeyiz? Oruç tutarız da beri taraftan da günah işlemeye devam ederiz. Orucu sadece midemize tuttururuz; diğer uzuvlarımız oruca iştirak etmez. Gözlerin orucu harama bakmamaktır, ellerin orucu haramdan kaçınıp helal yoldan rızık edinmektir. Ayakların orucu hayırlı yerlere gitmek, şerden uzaklaşmaktır. Kulakların orucu kötü söz söylenilen, gıybet ve iftira edilen yerlerde bulunmamak, bu gibi çirkin sözleri işitmemektir. Dilin orucu kötü söz söylememek, gıybet ve iftira etmemektir. Ancak böyle bir oruçla Allah’ın rızasını kazanabiliriz. Böyle bir oruç bizi sıddıklar arasına katar. Ölüm kime ne zaman gelir bilinmez. Bu bizim son ramazanımızmış gibi samimiyetle ve takva üzere orucumuzu tutalım. Ramazan geldi diye işlerimizi de aksatmayalım. Dünya işleriyle ahiret işleri dengeli yürüsün. Zira İslam dengeli yaşamanın adıdır. Gün boyu oruç tuttuktan sonra iftarda tıka basa yemek doğru bir davranış değildir. Yemekte de ölçü üzere hareket etmeliyiz. Sabahtan akşama kadar iftar yemeği hazırlayıp günümüzü ziyan etmeyelim. Ramazanda sadece oruç tutulmaz, diğer ibadetler de yoğunlaştırılır. Siz gün boyu yemek pişirmekle meşgul olursanız ramazanın rahmet ve bereket ikliminden yeterince istifade edemezsiniz. İftarların sade olmasında fayda vardır. Midenin üçte birini yemeğe ayırırsanız bu dinî ve sıhhî açıdan isabetli olur. Çok yemek hayvanî, az yemek insanî yönümüzü gösterir. Ramazanda aşırı alışveriş yaparak bütçe dengelerini sarsmak da doğru değildir. Buna gerek de yoktur. Çünkü ramazanda açlıkla imtihan ediliyoruz. Bırakın bir ay bazı nimetlerden mahrum kalalım. Ancak bu şekilde nimetlerin kadrini idrak edebiliriz. Bu ayda sofralarımızda fakir ve garibanları ağırlamalıyız. İmkânlarımız azsa azdan, çoksa çoktan ne varsa onlarla paylaşmalıyız. Sofraya uzanan ellerin hanemizi bereketlendirdiğini unutmamalıyız. Bu mübarek günlerde yoksulları sevindirmek, onların yarasına merhem olmak çok sevaplıdır. Durum bu iken bazı zenginler fakirleri değil de kendi seviyesindekileri evlerinde ağırlıyorlar. Bu da mubah olsa da asıl efdal olanı ihtiyaç sahiplerinin bu sofralarda yerini almasıdır. Ramazanda mümkün olduğunca manevî işlerle uğraşmalıyız. Uykuya az zaman ayırmalıyız. Orucu yatağa tutturmamalıyız. Boş zamanlarımızı dinî konularda kitaplar okuyarak geçirmeliyiz. Öncelikle ve özellikle Kur’an’ı Kerim okumalı, üzerinde düşünmeliyiz. Çünkü ramazan Kur’an ayıdır. Her ramazanda Kur’an’ı hatmetmeliyiz. Ramazanda namazlarımızı cemaatle kılmalıyız. Teravih namazlarına katılmalı, Müslümanlar arasındaki sosyal kaynaşmaya katkıda bulunmalıyız. Sahurdan evvel teheccüd namazı kılmaya gayret etmeliyiz. Dualarla ve zikirlerle Hakk’la aramızda muhabbet köprüleri kurmalıyız. Ramazanı hakkıyla ihya etmeliyiz. Zira bu bizim son ramazanımız olabilir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #21 : Ağustos 22, 2010, 12:50:54 ÖS » |
|
BERAT GECESİNİN NURANÎ ESİNTİSİ M.NİHAT MALKOÇ
Üç ayların gelmesiyle beraber gönül dünyamız bir başka şenlendi. Rahmet ve bereketin sağnak sağnak müminlerin üzerine yağdığı bu aylarda bizler de maneviyat denizine sair zamanlara nazaran daha çok dalar olduk. Ne mutlu bu aylarda Allah’ın emrettiği şekilde İslâmı yaşayan ve yaşatanlara!… Onların mükâfatını bizzat Allah kat kat verecektir. Üç aylar denilince şüphesiz ki akla mübarek kandil geceleri gelir. Nur sağanağının gönüllerimize düştüğü bu zaman diliminde her şey bereketlenir. Regaip’le başlayan Miraç, Berat ve Kadir gecesiyle devam eden bu nur halkaları içimizi ve dışımızı mamur eder; ruhumuzu manevî kirlerden arındırır; yozlaşan hayat gerçek anlamına kavuşur. Üç aylar içerisinde yer alan mübarek gecelerden biri de Berat kandilidir. “Berat” kelimesi, günahtan, suçtan, borç ve cezadan kurtulmak manalarına gelir. Müslümanların, Yüce Allah’ın bağışlamasıyla günahlardan kurtulacağı umularak bu geceye Berat gecesi denmiştir. Berat Gecesi, Şaban ayının on dördünü on beşine bağlayan gecedir. Bu mübarek gece aynı zamanda ramazan ayının habercisidir. Ruhlarımızın ramazana hazırlanması ve temizlenmesi için bir dönüm noktasıdır. Bu gecenin feyiz ve bereketi saymakla bitmez. Berat gecesi gökten adeta rahmet ve bereket yağar. Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz Kur’an’ı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir...”(Duhan, 44/1–4) Söz konusu bu ayette geçen, mübarek geceden maksat; bir ihtimale göre Berat gecesidir. Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre, bu mübarek gece, ‘Kadir’ gecesidir. İkrime ve daha bazıları ise Şaban’ın yarısı gecesi demişlerdir. Bazı görüşlere göre Kur’an bu gecede, yedinci semadan dünya semasına indirildi. Kadir gecesinde ise ilk kez Peygamber Efendimize indirilmeye başlandı. Bu ayrıntının bilinmesi gerekir. Fakat en doğrusunu ancak Allah bilir. Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı yapılır. Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması gayesiyle Allah tarafından melekler gönderilir. Bu gece bağışlanma ve af gecesidir. Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür. Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir. Resulullah Efendimiz bu gecenin fazilet ve bereketiyle alâkalı olarak şu mübarek sözleri irat etmiştir: “Yüce Allah bu gece ümmetine öyle rahmet eder ki Kelb kabilesinin koyunlarının kıllar sayısınca…”… “Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur ancak kâhin, sihirbaz yahut çok kin güden veya içkiye düşkün olan yahut ana babasını inciten veya zinaya ısrarla devam eden müstesna...”…“Şaban ayının on beşinci gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü yüce Allah, bu gece dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve ‘tevbe eden yok mu, onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu, ona rızık vereyim, hastalığından şifa isteyen yok mu, ona şifa vereyim. Yok mu şunu isteyen, yok mu bunu isteyen’ der. Bu durum, sabaha kadar devam eder” “Bu gece göklerin kapıları açılır, melekler müminlere müjde verir, ibadete teşvik ederler.”… “Ameller, bu ayda âlemlerin Rabbi yüce Allah’a arz edilir. Ben de amellerimin oruçlu iken Allah’a arz edilmesini isterim”…“Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri (işleri) Allahü teâlâya arz olunur.”…“Berat gecesini ganimet, fırsat biliniz! Çünkü belli bir gecedir. Şaban’ın on beşinci gecesidir. Kadir gecesi, çok büyük ise de, hangi gece olduğu belli değildir. Bu gece, çok ibadet yapınız. Yoksa kıyamet günü pişman olursunuz.” Mübarek gün ve geceler nefsimizi sorgulamak, gidişatımıza yeni ve nuranî bir yön vermek için birer vesile olmalıdır. Manevi değerlerin iyice aşındığı ve unutulduğu bu ahir zamanda bu kutlu geceler sıkışan ruhlarımızın soluklanması için iyi bir sebep teşkil ederler. Bu vakitleri verimli bir şekilde ihya etmek menfaatimizedir. Günümüz insanı kalabalıklar içerisinde yalnızlık yaşıyor. Çünkü kalabalıklar onun değerlerini yansıtmıyor. Özellikle Müslümanlar gurbet ve hicret hayatı yaşıyor desek yeridir. Nereye giderseniz gidin Allah’ı, ölümü ve ahireti hatırlatan her şey gözlerimizden uzak tutulmaya çalışılmaktadır. Bu hakikatleri ancak yılın belli gün ve gecelerinde tadımlık olarak hatırlayabiliyoruz. Bunlar da sembolik olmaktan öteye gitmiyor. Gelin bu mübarek Berat gecesinin arifesinde kendimize bir çekidüzen verelim. Mahşer günü Rabbimiz bizi hesaba çekmeden nefsimizi sorgulayıp yargılayalım. Nereden geldiğimizi, niçin burada bulunduğumuzu ve nereye gideceğimizi düşünelim. Bir yıl içerisinde gerçekleşecek hadiselerin defterlere geçildiği Berat gecesine bambaşka ve arınmış bir insan olarak girelim. Bu geceyi fırsat, bereket, rahmet ve ganimet olarak bilip öylece kıymetlendirelim. Gerçek manada gecenin adına münasip bir biçimde beraat edelim. Sözlerimin sonunda tüm Müslüman âleminin Berat kandilini en içten dileklerimle kutluyor, bu kutlu gecenin zulüm ve ölüm kıskacında yaşayan esir Müslümanlara çıkış yolu aralamasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Allah bütün müminlerin yâr ve yardımcısı olsun.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #22 : Ağustos 22, 2010, 12:51:15 ÖS » |
|
BERAT GECESİNİN NURANÎ ESİNTİSİ M.NİHAT MALKOÇ
Üç ayların gelmesiyle beraber gönül dünyamız bir başka şenlendi. Rahmet ve bereketin sağnak sağnak müminlerin üzerine yağdığı bu aylarda bizler de maneviyat denizine sair zamanlara nazaran daha çok dalar olduk. Ne mutlu bu aylarda Allah’ın emrettiği şekilde İslâmı yaşayan ve yaşatanlara!… Onların mükâfatını bizzat Allah kat kat verecektir. Üç aylar denilince şüphesiz ki akla mübarek kandil geceleri gelir. Nur sağanağının gönüllerimize düştüğü bu zaman diliminde her şey bereketlenir. Regaip’le başlayan Miraç, Berat ve Kadir gecesiyle devam eden bu nur halkaları içimizi ve dışımızı mamur eder; ruhumuzu manevî kirlerden arındırır; yozlaşan hayat gerçek anlamına kavuşur. Üç aylar içerisinde yer alan mübarek gecelerden biri de Berat kandilidir. “Berat” kelimesi, günahtan, suçtan, borç ve cezadan kurtulmak manalarına gelir. Müslümanların, Yüce Allah’ın bağışlamasıyla günahlardan kurtulacağı umularak bu geceye Berat gecesi denmiştir. Berat Gecesi, Şaban ayının on dördünü on beşine bağlayan gecedir. Bu mübarek gece aynı zamanda ramazan ayının habercisidir. Ruhlarımızın ramazana hazırlanması ve temizlenmesi için bir dönüm noktasıdır. Bu gecenin feyiz ve bereketi saymakla bitmez. Berat gecesi gökten adeta rahmet ve bereket yağar. Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz Kur’an’ı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir...”(Duhan, 44/1–4) Söz konusu bu ayette geçen, mübarek geceden maksat; bir ihtimale göre Berat gecesidir. Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre, bu mübarek gece, ‘Kadir’ gecesidir. İkrime ve daha bazıları ise Şaban’ın yarısı gecesi demişlerdir. Bazı görüşlere göre Kur’an bu gecede, yedinci semadan dünya semasına indirildi. Kadir gecesinde ise ilk kez Peygamber Efendimize indirilmeye başlandı. Bu ayrıntının bilinmesi gerekir. Fakat en doğrusunu ancak Allah bilir. Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı yapılır. Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması gayesiyle Allah tarafından melekler gönderilir. Bu gece bağışlanma ve af gecesidir. Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür. Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir. Resulullah Efendimiz bu gecenin fazilet ve bereketiyle alâkalı olarak şu mübarek sözleri irat etmiştir: “Yüce Allah bu gece ümmetine öyle rahmet eder ki Kelb kabilesinin koyunlarının kıllar sayısınca…”… “Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur ancak kâhin, sihirbaz yahut çok kin güden veya içkiye düşkün olan yahut ana babasını inciten veya zinaya ısrarla devam eden müstesna...”…“Şaban ayının on beşinci gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü yüce Allah, bu gece dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve ‘tevbe eden yok mu, onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu, ona rızık vereyim, hastalığından şifa isteyen yok mu, ona şifa vereyim. Yok mu şunu isteyen, yok mu bunu isteyen’ der. Bu durum, sabaha kadar devam eder” “Bu gece göklerin kapıları açılır, melekler müminlere müjde verir, ibadete teşvik ederler.”… “Ameller, bu ayda âlemlerin Rabbi yüce Allah’a arz edilir. Ben de amellerimin oruçlu iken Allah’a arz edilmesini isterim”…“Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri (işleri) Allahü teâlâya arz olunur.”…“Berat gecesini ganimet, fırsat biliniz! Çünkü belli bir gecedir. Şaban’ın on beşinci gecesidir. Kadir gecesi, çok büyük ise de, hangi gece olduğu belli değildir. Bu gece, çok ibadet yapınız. Yoksa kıyamet günü pişman olursunuz.” Mübarek gün ve geceler nefsimizi sorgulamak, gidişatımıza yeni ve nuranî bir yön vermek için birer vesile olmalıdır. Manevi değerlerin iyice aşındığı ve unutulduğu bu ahir zamanda bu kutlu geceler sıkışan ruhlarımızın soluklanması için iyi bir sebep teşkil ederler. Bu vakitleri verimli bir şekilde ihya etmek menfaatimizedir. Günümüz insanı kalabalıklar içerisinde yalnızlık yaşıyor. Çünkü kalabalıklar onun değerlerini yansıtmıyor. Özellikle Müslümanlar gurbet ve hicret hayatı yaşıyor desek yeridir. Nereye giderseniz gidin Allah’ı, ölümü ve ahireti hatırlatan her şey gözlerimizden uzak tutulmaya çalışılmaktadır. Bu hakikatleri ancak yılın belli gün ve gecelerinde tadımlık olarak hatırlayabiliyoruz. Bunlar da sembolik olmaktan öteye gitmiyor. Gelin bu mübarek Berat gecesinin arifesinde kendimize bir çekidüzen verelim. Mahşer günü Rabbimiz bizi hesaba çekmeden nefsimizi sorgulayıp yargılayalım. Nereden geldiğimizi, niçin burada bulunduğumuzu ve nereye gideceğimizi düşünelim. Bir yıl içerisinde gerçekleşecek hadiselerin defterlere geçildiği Berat gecesine bambaşka ve arınmış bir insan olarak girelim. Bu geceyi fırsat, bereket, rahmet ve ganimet olarak bilip öylece kıymetlendirelim. Gerçek manada gecenin adına münasip bir biçimde beraat edelim. Sözlerimin sonunda tüm Müslüman âleminin Berat kandilini en içten dileklerimle kutluyor, bu kutlu gecenin zulüm ve ölüm kıskacında yaşayan esir Müslümanlara çıkış yolu aralamasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Allah bütün müminlerin yâr ve yardımcısı olsun.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #23 : Ağustos 22, 2010, 12:51:35 ÖS » |
|
EN BÜYÜK MÜREBBİDİR RAMAZAN M.NİHAT MALKOÇ
En büyük mürebbidir Ramazan… Gün dolanır, aylar geçer, vakitlerden ramazan düşer payımıza. İçimizdeki buzları söker ramazan güneşi. Rumuzun karanlıkları ışığın gücü karşısında silinir gider. Ruhumuzu okşar ramazan esintileri. Gönlümüzün kıyılarına vurur esrik düşünceler. Hayatta her şeyin yeniden başlamasına, ömür defterinden tertemiz bir sayfa açılmasına zemin hazırlar bu zaman dilimi. Yemeden içmeden kesildiğimiz bu mübarek günlerde ruhumuz tıka basa doyar manevî lezzetlerle. On bir ay boyunca uykuda olanlar bile bir aylık uyanıklık devresine girerler. Ramazanın bitişiyle yine gaflet uykusuna dalarlar. Bu kıymetli misafiri kusursuz karşılamak için aylar öncesinden hazırlıklara girişiriz. Herkes kendince hazırlanır ramazana. Bu sayılı günlerin kadrini bilmek ve bu zaman dilimini dolu dolu yaşamak için iç dünyamıza çekidüzen veririz. On bir ayın başıboşluğu oruç günlerinde yerini düzene bırakır. En büyük mürebbidir Ramazan… Ramazan aslında iyi bir vaiz, güçlü bir hatiptir. Onun kulağımıza fısıldadıklarına kalbimizi açmalıyız. O ki bir ay boyunca bizi dağınıklıktan, başıboşluktan, hedefsizlikten koparıp manevî rotada yürümeye çağırır. Yıl boyunca kıt kanaat geçinmeye çalışanların hallerinden anlamak için ramazandan iyi bir hoca bulunabilir mi? Yaşadığımız çarpık düzende birileri alabildiğine saltanat sürerken, birileri bir somun ekmeğin acı kavgasını veriyor. Bazı kesimler şatoları beğenmezken bu ülkenin, bu gök kubbenin mazlumları akşamleyin başını koyacağı yumuşak bir yastığın, sıcak bir yorganın özlemiyle yanıp tutuşuyorlar. Sürekli araba değiştirenler, her gün ayrı bir elbise ve ayakkabı giyenler, marka seçenler; yürümekten ayakları şişen, üstüne giyecek elbise bulmaktan aciz insanların derdine ortak olmuyorlar. Sonra da ramazanı idrak ettiklerini sanıyorlar. Aldanıyorlar, çok aldanıyorlar!... En büyük mürebbidir Ramazan… Emin olun ki ramazan nefislerimizi imar ve ıslah etmeye geliyor. İçimizdeki şeytanları kalın zincirlerle bağlamak için gönül kapılarımızdan giriyor. Buyur etmeyecek misiniz? Yüreğinizin en mutena köşesini bu kıymetli misafire tahsis etmeyecek misiniz? Onun iksiriyle hasta gönüllerinizi tedavi etmeyecek misiniz? Gönülleri fethetmeye gelen bu şerefli komutana gönül burçlarınızı teslim etmeyecek misiniz? Kokuşmuş zihinleri arındırmasına, rayihasıyla içinizi ferahlatmasına izin vermeyecek misiniz? Asırlardan gelen kutlu ve alabildiğine lâhutî bestesiyle kulaklarınızın pasını silmesine müsaade etmeyecek misiniz? Zamanın boş telaşlarıyla ve korkularıyla yaşlanan ruhunuzu tazelemesine imkân tanımayacak mısınız? Gönül yaralarınıza merhem olmasına engel mi olacaksınız? Tavır ve davranışlarınızın hakikat üzere dizginlenmesine, İslam boyasıyla boyanmasına karşı mı çıkacaksınız? En büyük mürebbidir Ramazan… Ramazan sıkıntılarımızı gidermeye, bize iç huzuru kazandırmaya geliyor. Ramazanın rahmet ve mağfiret ikliminde, kurumaya yüz tutan gönül bahçelerimiz rahmet göklerinden inecek damlalarla yeşerecek, her şey yeniden hayat bulacak. Bu ayın gülen yüzü nefislerimizin şerrinden kurtaracak bizi. Allah’a ve onun son elçisi Hz. Muhammed(sav)’e tabi olanlar sağdan alacaklar kurtuluş beratlarını. Hidayet kapıları seherlerde ardına kadar açılacak. Allah’tan hakkıyla korkanlar ve onu layıkıyla sevenler bu kapılardan geçip cennet köşküne adım atacaklar biiznillah. Zaman nehirlerinin kabre aktığı hayatımızda kurtuluş ancak manevî dinamiklere sarılmakla gerçekleşecek. Ramazan da bir fırsat olarak kapımızı çalacak, onu iyi değerlendirenler felaha erecekler. Sonra yine çıkıp gidecek hayatımızdan. Bu devran öylece sürüp gidecek. Bazılarının amel heybesi tıka basa dolacak. Ne mutlu kulluk heybesini hayırlı amellerle doldurabilenlere! Ne mutlu fani ömürle baki olan hayatı satın alabilenlere!.. Onlar hiçbir zaman pişman olmayacaklardır. Ne mutlu ramazanı nefse vaiz bilenlere ve onun verdiği hayatî dersleri alıp yaşamında hakkıyla tatbik edebilenlere!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #24 : Ağustos 22, 2010, 12:51:57 ÖS » |
|
GURBETTE RAMAZAN HÜZNÜ M.NİHAT MALKOÇ
Bütün dünyada bir ay boyunca ramazanın doyumsuz atmosferi gönüllerimizi şenlik yerine döndürecek. Diğer zamanlara göre hayata can ve heyecan gelecek. Yürekler maneviyatla dolup taşacak. Zaman nehirlerinden akıp giden her gün, hüzün tortusunu da geride bırakacak. Gönlümüzdeki hatıralar kalacak geriye. Yaşanmışlıklar bu hatıra sarmalı içinde yarınlara aktarılacak. O unutulmaz iftar sofraları, teravih öncesinde ve sonrasında demli çaylar eşliğinde edilen sohbetler gönül köprülerimizi daha da sağlamlaştıracak. Böylece zaman akacak, bizler de zamanın akışına uyup onun bıraktığı derin izleri takip edeceğiz. Ramazan bütün dünyada aynı heyecan atmosferiyle evlerimizi şenlendirebilecek mi acaba? Gurbetteki dostlarımız ramazanı sıladakiler kadar coşkulu yaşayabilecek mi? Bizler iftara doğru mübarek ezanı ve iftar topunu beklerken yurtdışında yaşayan insanlarımız bu saatlerde ezanın boşluğunda hüzünlenmeyecekler mi? Gurbette yaşanan ramazanlarla sılada yaşanan ramazanlar bir mi? Ülke içerisinde gurbet hayatı yaşıyorsanız buna bir yere kadar katlanılabilir? Ya kiliselerin gölgesinde, ezandan ve izandan mahrum yaşıyorsanız bu içinize hüznün kurşundan gölgesini düşürmez mi? Efkârlanıp bir köşede öylece kalakalırsınız. Sevgi ve muhabbet iklimini gönüllere taşıyan ramazan, gurbetçilerimizi de bambaşka dünyalara götürüyor. Gurbette ramazanı doyasıya yaşamak zor olsa da bu toprağın insanları bunu sağlamak ve çocuklarına ramazan heyecanını doyasıya yaşatmak için canla başla çalışıyorlar. Çünkü çocukların zihnine nakşedilen ramazan motifleri onların gelecekteki hayatlarının şekillenmesinde öncü rol oynayacak. Zor şartlarda olsak da çocuklarımız bu manevî havayı teneffüs etmelidir. Şimdi Avrupa’da da büyük camilerimiz ve mescitlerimiz var. İftardan sonra bu camiler ağzına kadar doluyor. Avrupa’daki Müslümanlar yitiklerinin kıymetini biliyor artık. Gurbetin zorluklarına rağmen inançlarına dört elle sarılıyorlar. Avrupa’daki diğer milletlerden Müslümanlar da aynı caminin kubbesi altında huzura yelken açıyorlar. Buralardaki camilerde her milletten insana rastlayabiliyorsunuz. Hepsinin kalbi Allah, Kur’an, peygamber aşkıyla atıyor. Hepsinin payları farklı olsa da paydaları İslam… Ramazanın gelişi hayata apayrı bir dinamizm getirir. İftar çadırları kurulur. Kitap fuarları düzenlenir. İftar neşesinden sonra teravih namazlarına gidilerek dinî ve sosyal bağlar güçlendirilir. Özellikle iftar çadırları insanların aynı amaç ve ideal uğrunda bir çatı altında olmasını sağlar. Bunları Avrupa’da doyasıya yaşamak mümkün değildir. Fakat son zamanlarda bazı gayretli vatandaşlarımız sayesinde Avrupa’nın değişik ülkelerinde iftar çadırları kuruluyor. Burada sadece Müslümanlar değil, ramazana ilgi duyan yabancılar da ağırlanıyor. Hatta yabancılar da Müslümanlarla birlikte bu işe el atıp hoşgörünün en güzel örneklerini gösteriyorlar. Sevgi ve hoşgörü iftarlarında farklı inançlardan insanlar aynı mekânları paylaşıp aynı manevî havayı teneffüs ediyorlar. Bazı gayrimüslimler bu uhrevî havadan etkilenerek Müslümanlığı seçip hayatlarında köklü değişiklikler yapıyorlar. Eskiden daha zordu gurbette ramazanı yaşamak... Şimdiki imkânlar ramazanları biraz daha kolaylaştırsa da gurbetteki ramazanlarda yetim çocukların hüznü var. Çünkü bu coğrafya size orucun havasını, hazzını ve manevî mertebesini yaşatamıyor. Sokaklardaki insanlar yiyip içerken, sigaralarını tüttürürken, birahaneler dolup taşarken ramazan biraz da lafta kalıyor. Yalnız ve çaresiz hissediyorsunuz kendinizi. Ramazanı üç yıl yurtdışında yaşamış bir insan olarak bunu tecrübe ettim. Ülkemin ramazanlarının ne kadar eşsiz olduğu kanaatine vardım. Gurbette ramazanlar da, bayramlar da buruk geçmeye namzettir. Bu gurbetten kastedilen yurtdışıysa işiniz daha da zor demektir. Fakat ailenizle birlikte yaşıyorsanız onlardan aldığınız güçle zorlukları omuzlayabilirsiniz. Ramazanın heyecanını ve telaşını gurbet sokaklarında göremezsiniz. Oysa benim güzel ülkemde, Türkiye’mde iftara yakın saatlerde sokaklar karınca yuvası gibi canlıdır. Gurbette imsakiyeye bakarak oruç tutmak ayrı bir sorundur. Varsın olsun, dünya gurbetine bir de bu eklensin. Sabır her derdin ilacıdır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #25 : Ağustos 22, 2010, 12:52:14 ÖS » |
|
HER GÜNÜ BAYRAM OLAN AY: RAMAZAN M.NİHAT MALKOÇ
Ramazan iç muhasebe ayıdır. Bu ayda insanlar içlerine ayna tutarlar. Bir çeşit nefis muhasebesi yaparlar. Bugüne kadar neler yaşadıklarını gözden geçirirler; hayatlarına çekidüzen verirler. Zira ramazan muhasebe ayıdır. Bu ayda Müslümanlar Allah tarafından hesaba çekilmeden kendi kendilerini hesaba çekerler. Basiret nazarlarını iç dünyalarına yönelterek artılarını eksilerini görürler. Kendilerini iman ve ihlâs kantarında tartarlar. Böylece gelecekteki hayatları için bir yol haritası çizerler. Yol yakınken yanlışlardan dönerler. Ramazan yenilenme ayıdır. Bu ayda hemen herkes manevî açıdan yenileniyor. Ruhlar ramazan ikliminde soluklanıyor. Sanki manevî bir el değiyor üzerimize. Bu el bizim fazlalıklarımızı törpülüyor; bizleri yeniden kalıba koyuyor, bize en güzel şekli veriyor. Ramazan fark etme ayıdır. Bu ayda Allah’ın kudretini kâinat aynasında daha net görebiliyoruz. Etrafımıza tefekkür nazarlarıyla bakıp Allah’ın kudretini ve büyüklüğünü teslim ediyoruz. Çevremizdeki güzelliklerin, çiçeğin, böceğin farkına varıyoruz. Mahlûkatın bize hizmet etmek için yaratıldığını anlıyoruz. Ramazanda çevremizdeki fakirleri, kimsesizleri daha çok görebiliyoruz. Açların ve yoksulların ne kadar zorluklar içerisinde yaşadıklarını daha iyi anlıyoruz. Zira yüreğimize merhamet, gözlerimize basiret geliyor. Ramazan uyanış ayıdır. Bu ayda gaflet sularında yüzen bedbahtlar uyanıyor; selamet sahiline doğru kulaç atıyor. Nefsin esareti altında karanlıklara gömülen vicdanlar, kandillerin ışığıyla aydınlanıyor. Vicdanla cüzdan arasında gidip gelenler, cüzdanı bırakıp vicdana yöneliyor. Kurtuluşun yalnızca İslam’da olduğu gerçeği bütün çıplaklığıyla görülüyor. Ramazan ümit ayıdır. Bu ayda geleceğe ve kurtuluşa dair ümitlerimiz tazelenir. Ne kadar büyük günahkâr olsak da Allah’ın rahmet ve mağfiretinin bizim günahlarımızdan daha büyük olduğunu fark ederek bataklıklardan kurtulmak için çırpınırız. Duaların gölgesinde korktuklarımızdan emin, umduklarımıza oluruz. Kurumaya yüz tutan köklerimize can gelir. Ramazan hayatı düzene koyma ayıdır. Diğer aylarda hayatımız darmadağın iken bu ayda hayatımız düzene girer. Ne zaman yiyeceğimiz, ne zaman uyuyacağımız bellidir. Bir anlamda disiplinine ediyor bizi ramazan… Bu ayda her şey beş vakit namazla anlamlandırılır. Ramazan coşku ayıdır. Bu ayda müminler iftar saatlerinde büyük bir coşku ve heyecan yaşıyorlar. İftardan sonra camilere gidilerek dinî ve sosyal münasebetler geliştiriliyor. Manevî feyiz ve bereket tavan yapıyor. Aç ruhlar Kur’an’la, namazla ve zikirle doyuruluyor. Mukabeleler yapılıyor. Kur’an, bütün hayatımızı kuşatıyor. Kaybettiklerimizi elde ediyoruz. Ramazan midelerin ve ruhların yıllık bakıma alınma ayıdır. Yıl boyunca tıka basa doldurduğumuz mideler bu ayda istirahat ediyor. Keza ramazan mideyi ve ruhu nadasa bırakmaktır. Orucun sağlığa faydalarını tıp alanındaki uzman kişiler yıllardır söylüyor. Ramazan huzur ayıdır. Öncelikle bu ayın iklimine girdiğimizde iç huzuru yakalarız. Bunu toplumsal huzur takip eder. Suçlular bile bu ayda kendilerini firenler. Hırsızlar da bir ay boyunca işlerine(!) ara verirler. Fakat bu sefer de dilenci dediğimiz merhamet hırsızları peydahlanır her sokak başında. Bunların yaptığı da bir çeşit “kibar hırsızlık” değil midir? Ramazan ibadet ayıdır. Bu ayda hemen herkes ibadet seferberliğine çıkar. Diğer zamanlarda cuma namazını bile kılmayanlar bu ayda vakit namazlarını da kılarlar. Diğer zamanlarda cuma kılanlar bu ayda bütün namazlarını cemaatle kılmaya çalışırlar. Vakit namazlarını kılanlar ise mukabelelerle ve teravihlerle manevî zenginliklerini taçlandırırlar. Fakat ne yazık ki bu ayda ibadete koşanların bir kısmı bayram namazı sonrasında uzun sürecek gaflet uykusuna yatarlar. Onlar bir ay ibadetle bütün yılın günahlarının temizleneceğini düşünen gafillerdir. Oysa ibadetin az da olsa devamlı olanı makbuldür. Ramazan aşk ve muhabbet ayıdır. Bu ayda sevgililer sevgilisi olan Resulullah Efendimiz yâd edilir. Ona giden yollar müminlerle dolup taşar. Onun bize bıraktığı son din olan İslam’a sıkı sıkıya sarılırız. Kurtuluşa erenler ancak ve ancak Allah’ın ipine sarılanlardır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #26 : Ağustos 22, 2010, 12:52:32 ÖS » |
|
HİLAL GÖRÜNDÜ… HAYDİ BİSMİLLAH M.NİHAT MALKOÇ
Hilal göründü… Haydi bismillah!... Zaman döndü dolaştı ve bir kez daha ramazanda karar kıldı. Müminler gözlerini göklere çevirip hilali gözetlemeye koyuldu. Nihayet hilal de o aydınlık yüzünü gösterdi müminlere. Şimdi ramazana erişme bahtiyarlığını yaşıyor müminler. Evlerde bir telaş, bir heyecan… Herkes gelecek misafiri en iyi şekilde ağırlamanın gayreti içerisinde canla başla çalışıyor. Kalplerde huzurun nabzı atıyor. Evlerimiz, caddelerimiz, sokaklarımız, cami ve minarelerimiz ışıklarla bezenmiş. Herkes insanî ilişkilerde daha dikkatli davranıyor artık. Kalpler arasında sevgi ve muhabbet köprüleri kuruluyor. Müslüman kardeşliği her yerde bütün haşmetiyle tezahür ediyor. İnsanlar birbirlerinin elinden tutuyor, hayırda yarışıyor. Haset, öfke ve nefret dağlarına kar yağmış şimdi. İyilik melekleri fazla mesai yapıyor. Hilal göründü… Haydi bismillah!... Ramazanla birlikte özlenen tablo canlanıyor gözlerimizin önünde. Nefis atı dizginlenip kontrol altına alınıyor. İnsanlar eksik ve kusurlu yanlarını tekmil ediyor. Nefis terbiyesinden geçen gönüller, bakan gözleri kamaştırıyor. Aslında nefsin sanıldığı kadar güçlü olmadığı, iradesiz kimselerin ona koltuk değneği olduğu gerçeği ayan beyan ortaya çıkıyor. Allah’a yaklaşma ve Kur’an’a tabi olma yolunda kulluk yarışı sürüyor. En fakirinden en zenginine kadar bütün insanların kulluk derecesiyle mertebe kazanacağı hakikati kabul görüyor. Açlıkla terbiye edilen insanlar nimetlerin kadrini bilmeye başlıyor. Yaratanın ve yaşatanın Allah olduğu gerçeği diğer günlere göre daha da öne çıkıyor, her kesimden kabul görüyor. Hilal göründü… Haydi bismillah!... Ramazanla birlikte dostluklar daha da pekişiyor. Sofralar zengin fakir ayrımı yapılmadan bütün insanlara açılıyor. Yemeğe uzanan eller sofraları bereketlendiriyor. Neşe ve huzur bu mübarek günlerde tavan yapıyor. Evlerde sahura kadar demli çaylar eşliğinde sohbetler devam ediyor. Ramazanın gelişiyle Müslümanlar sevinçlerine sevinç katıyor. Fakat bütün Müslümanlar mı? Ne yazık ki hayır!... Irak’ta, Filistin’de, Çeçenistan’da, Lübnan’da, Afganistan’da, Doğu Türkistan’da, Keşmir’de ve daha nice yerlerde Müslümanlar ramazan neşesini yaşayamıyor. Onların sofralarına iftarda hurma değil, bomba düşüyor. Zulmedenler ve zulme rıza gösterenler huzurun kökünü kazımaya kararlılıkla devam ediyorlar. Hilal göründü… Haydi bismillah!... Güzel ülkemin iri gazeteleri ve renkli televizyonları da bukalemunlaşmaya başladı bile. Hepsi modaya uyup yeşile boyadılar kepenklerini. Her gazete ramazan ilavesi veriyor. Her kanalda iftar ve sahur programları birbirleriyle yarışıyor. Herkes bir ilahiyatçıdan medet umuyor. Reyting toplamak için ayrıntı kabilinden konular büyütülerek önümüze konuluyor. Çok değil, bir ay sürer onların boyama devri. Sonra yine aslına rücü ederler. Fakat bizler onların bu samimiyetsizliğini bir türlü algılayamayız. Hatta onlara sevgi ve sempati duymaya başlarız. Oysa bu bir nöbettir, bir aylık nöbet… Bir ay sonra herkes kendi mecrasına çekilecek, hayat kaldığı yerden devam edecek. Herkes tıynetinin gereğini yerine getirecek. Hilal göründü… Haydi bismillah!... Hayata bambaşka bir can ve heyecan geliyor. Gündüzlere gecelerden pay ayrılıyor. Geceler gece olmaktan çıkıp güne karışıyor. Belediyeler iftar çadırları kurup yolculara ve gariplere amme hizmeti veriyor. Paylaşmanın en güzel örnekleri sergileniyor. Komşusu aç olanlar bir ay için olsa da insafa geliyor. Mabetlerden ezan sesleri daha bir coşkulu yükseliyor masmavi göklere. Çoluk çocuk demeden aileler camilere akın ediyor. İnsanlar gözyaşlarını önlerine akıtıp tövbekâr oluyorlar. Gözyaşları günahın ayrık otlarını kurutup sevap güllerini yeşertiyor. Müslümanların başları her zamankinden daha dik şimdi. İşgal altındaki ruhların zincirleri tamamen koparılamasa da gevşetiliyor. Bu bile teselli olmaya yetiyor. Ramazanın bereketi fakir gönülleri kuşatıyor. Keşke on iki ay ramazan olsa, hayatımızdan çekilmese…
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #27 : Ağustos 22, 2010, 12:52:48 ÖS » |
|
KUR’AN OKUMA AYI: RAMAZAN M.NİHAT MALKOÇ
İçinde Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı çok mübarek bir aya girmiş bulunmaktayız. “Ramazan ayı, kendisinde Kuran’ın indirildiği aydır.”(Bakara 185) ayeti bunu açıkça ifade etmektedir. Bu yüzdendir ki ramazana “Kur’an Ayı” da demekteyiz. Onun içindir ki bu ayda Kur’an’ımız diğer aylara nazaran çok daha fazla okunur. Yıllarca raflarda, evin en yüksek yerlerinde duran mübarek kitabımız bu ayda ele alınarak okunmaya başlanır. Ramazan bir anlamda mukabele ayıdır. Ramazan ayında büyük küçük hemen her camide sabah, öğle ve ikindi namazı öncesi ve sonrasında mukabele okunur. Fakat mukabele okuyan ve dinleyenlere baktığımızda yaş itibariyle “ihtiyar” diye tabir ettiğimiz kişilerden oluştuklarını görürüz. Sanki Kur’an’la buluşmak ve yüzleşmek için belli bir yaşın üstünde olmak gerekiyor. İnsanlar ibadette yoğunlaşmak için yaşlanmayı bekliyor. Oysa en güzel ve en makbul ibadet gençlikte yapılandır. Allah gençlerin ibadetine daha çok değer verir. Kur’an okumanın Allah katındaki ehemmiyeti tartışılamaz. Ramazan; Kur’an’a dönüş, onunla yüzleşmek ve iç muhasebe yapmak için büyük bir manevî fırsattır. Onun içindir ki özellikle Kur’an’ın yeryüzüne inmeye başladığı ay olan ramazanda daha çok Kur’an okuruz. Fakat okumalarımız genellikle Arapça metin üzerinde gerçekleşir. Bu haliyle onu okuyup anlayanların sayısı çok azdır. Ekseriyetimiz bu kitabı okuduğu halde onun içeriğinden bir şey çıkaramaz. Bu da yavan bir okumadır bence. En iyisi önce Kur’an’ın her bir sayfasını yüzünden okumalı, ardından birebir mealini okumalı, son olarak da güvenilen bir tefsir kitabından ayetlerin derinliğine inilmelidir. İnsanın aklını tatmin eden okuma gayreti budur. Yüce kitabımız Kur’an’ı ezberden okumak çok daha makbuldür şüphesiz... Onun içindir ki hafızlık müessesesine çok değer verilmiştir. Fakat yakın ve uzak çevremizde nice hafızlar tanırız ki Kur’an’ı hafızalarına nakşetmişlerdir ama ne yazık ki onun muhayyilemizi kuşatan derin manasına vakıf olamamışlardır. Hafızlık bu haliyle de Allah katında büyük bir değerdir ama keşke hafızlarımız, hafızalarında taşıdıkları Kur’an’ın anlamına da vakıf olsalar. Bu mana vukufiyeti onların okumalarına da yansıyarak mübarek kelamı daha derin ve içten okumalarına zemin hazırlayacaktır. Böylelikle onun anlamını da taşımış olacaklardır. Yüce Allah mübarek kitabında defalarca insanları düşünmeye davet ediyor. “Düşünmüyor musunuz, akıl erdirmiyor musunuz?” sualiyle başlayan ve biten yüzlerce ayet vardır yüce Kur’an’da... Yaratılışı, kâinatı, Kur’an’ı, kıyameti, ölümü, hulasa insanı tefekküre götüren her şeyi düşünmek… Anlamanın birinci basamağıdır düşünmek… Öyleyse Kur’an okumalarımızda da evvela düşünme eylemini harekete geçirmeliyiz. Okuduğumuz ayetlerin günümüz Türkçesindeki karşılıklarını zihnimizden geçirerek verilmek istenen mesajı doğru almalıyız. Bu eylem şüphesiz ki daha donanımlı ve kâmil Müslüman olmamızı sağlayacaktır. Her yıl, her ay hatim indirenler bir de Kur’an’ın anlamını düşünmeyi niçin akıl etmezler? Niçin ayetlerin her bir harfine verilecek bilmem ne kadar sevabı hesap ederler de onun dayandığı temel düşünce eksenini anlama gayreti içerisinde olmazlar? Bu bir eksiklik değil mi? Bırakın Kur’an’ı bütün olarak düşünmeyi, her namazda okunan Fatiha suresinin ne anlattığını bile bilmeyen kendince âlimlerimiz de vardır. Bunlar öze inememiş kaba softalardır. Bunların anlattığı İslam korkuya dayalı, cehennem ateşini merkez alan İslam’dır. Oysa Cehennemden evvel Cennet anlatılmalı insanlara. Allah’ın ‘Rahman’ ve ‘Rahim’ sıfatlarının tecellisi, ‘Kahhar’ ve ‘Celal’ sıfatlarından daha öndedir. Niçin insanları korkutuyoruz ki?... “Rahmetim gazabımı geçmiştir” diyen merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbimize niçin kulak vermeyiz? Peygamberimiz sevgi eksenli bir tebliğ gayreti içinde oldu hep… Niçin Peygamberimizin tebliğ esaslarını kendimize ölçü edinmeyiz? Kur’an-ı Kerim’i tozlu raflardan indirmek için ramazan ayını beklemek ne kadar sakat bir mantık ve yanlış davranıştır. Kur’an her zaman hayatın içinde olmalıdır. Onun ahkâmı hayatımızı çepeçevre kuşatmalıdır. Ne olur Kur’an’ı bayram günü tozlu raflara kaldırmayın.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #28 : Ağustos 22, 2010, 12:53:17 ÖS » |
|
KUR’AN’DA RAMAZAN, RAMAZAN’DA KUR’AN M.NİHAT MALKOÇ
Gönül ufuklarımızın güneşi olan ramazan içimizi aydınlatıyor. Ruhumuzun kirleri günbegün arınıyor. Yıl boyunca çoraklaşan ve çölleşen gönül bahçelerimiz ramazan ikliminde yeşeriyor. Gönüllerimiz insan sevgisiyle büyüdükçe büyüyor, adeta kâinatı kuşatıyor. İçimizde sürüp giden yangınlar, duaların sağanağında sönüyor. İçimizdeki isler Kur’an’ın cilasıyla kayboluyor. Ramazan, rahmet semalarından müjdeler getiriyor bizlere. Resulullah’ın gül kokan selamını ‘baş üstüne’ deyip şeref sayıp alıyoruz. Gönüller bayram yerine dönüyor. Müslümanların dinî duygularının canlandığı, diriliş emarelerinin görüldüğü bu ayda Kur’an, müminlerin gündemine oturur. Aslında hiçbir zaman elimizden düşürmememiz gereken Kur’an, bu ayda diğer zamanlara nazaran daha çok yanımızda ve yakınımızda olur. Bu mübarek zaman diliminde Kur’an’a daha bir yoğunlaşırız. Fakat mühim olan bu güzel davranışı diğer aylarda da sürdürebilmektir. Zira bu yüce kitap bütün çağları kapsamaktadır. İnsanlığın hayat kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ramazana özel önem atfederek ondan genişçe bahsediyor. Yüce kitabımız Kur’an, ramazan ve oruçla ilgili şunlara genişçe yer veriyor: “(Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.”(Bakara, 184) “Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur’an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahit olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah’ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz.”(Bakara, 185)” Yüce Rabbimiz “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sakınıp korunasınız diye, size de farz kılındı.”( Bakara, 183) buyurarak ramazanın ve onun meyvesi olan orucun diğer dinlerde de var olduğunu bizlere hatırlatıyor. Fakat günümüzde bozulmamış, geçerli tek din İslamiyet olduğu için bizler bozulmuş dinlerin ahkâmını itibara almayacağız. Zira Müslüman’ın dini İslam, kitabı Kur’an, peygamberi Hz. Muhammed(sav)’dir. Bizi sadece bu dinin, bu kitabın, bu Peygamberin söz ve fiilleri bağlar. Ramazan Kur’an’ın yeryüzünü aydınlattığı aydır. Kur’an-ı Kerim’in indirildiği ay olan ramazan, Müslümanlar arasında Kur’an ayı olarak da bilinir. Peygamber Efendimiz bu ayda Kur’an’ı daha çok okurdu. Allah Resulü her ramazan, Cebrail’le Kur’an’ı karşılıklı okurlar, azamî dikkatle gözden geçirirlerdi. Bizler de onun ümmetinden kullar olarak bu ayda en azından Kur’an’ı bir kez hatmetmeliyiz. Mümkünse mukabelelere iştirak etmeliyiz. Kur’an okumanın yanında, okunanı dinlemek de çok sevaplıdır. Kur’an’ı koşturarak değil, tecvidine uyarak, tabir caizse sindirerek okumakta fayda vardır. Keşke okurken anlamına da vakıf olabilsek…“Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce kalk ve ağır ağır Kur’an oku.”(Müzzemmil 1-4) ayeti Kur’an okumada nasıl davranacağımızı öğütlüyor. Marifet birkaç hatim indirmek değil, hakkını vererek, içine sindirerek okumaktır. Ramazanla birlikte camilerimizde Kur’an sesi diğer zamanlara nazaran daha bir yüksek çıkıyor. Genellikle sabah namazından sonra ve ikindi namazından önce yapılan mukabelelerde Kur’an sevdalıları yüce kitabımızı büyük bir iştiyakla okuyor veya okuyanları takip ediyor. Fakat ne yazık ki anlamına vakıf olamıyorlar. Keşke Kur’an’ı asgari düzeyde de olsa anlayabilsek. Hiç olmazsa her rekâtta okuduğumuz Fatiha’nın anlamını öğrenmeye, kısa süreleri kavramaya kafa yorsak!... Bunlar hiç de zor olmayan mühim meselelerdir. Gelin bu ramazanda Kur’an’ı sadece Arapçasından değil, Türkçesinden de okuyalım. Okuduğumuzu anlayalım ki tefekkür edebilelim. Bu durum inancımızı daha da pekiştirip zenginleştirecektir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #29 : Ağustos 22, 2010, 12:53:34 ÖS » |
|
MALLARIN KİRİ ZEKÂT VE MÜBAREK RAMAZAN M.NİHAT MALKOÇ
İslam’da sosyal dayanışma ve yardımlaşma mühim bir yer teşkil eder. Müslüman çevresine karşı duyarlı insandır. Yardım ve garibanları gözetme halkası yakın çevreden uzak çevreye doğru genişler. Akrabanın üstüne değen yardım eli, komşuya ve diğer uzak çevreye doğru uzayıp gider. Komşularımızla ilişkilerimizi de İslam tanzim etmiştir. Hatta bu hususta ağır şartlar koşmuştur. Komşular hakkında Hz. Peygamber: “Cibril, komşu hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, nerdeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.” buyurmuştur. Hadiste de belirtildiği üzere “Komşusu açken bir müminin tok dolaşması yakışık almaz.” Böyle bir insanın şahsî ibadetleri ve Müslümanlığı onu Cennete götürmeyebilir. Yine bir hadislerinde Peygamberimiz: “Hangi mahallede bir kişi aç kalırsa, o mahalle halkı Allah’ın korumasından uzak düşer.” buyurmuştur. Bu ne ağır bir ihtardır. Allah’ın korumasından uzak düşen bir kulu hangi güç koruyabilir? Hiç düşündünüz mü? Ramazanla zekât kavramları nerdeyse birbiriyle özdeşleşmiştir. Çünkü Ramazan hayır ve bereket ayıdır. Ramazan ayında oruç tutan müminler açlığın ne olduğunu daha iyi anlarlar ve fakirleri gözetirler. Onun için sadaka ve zekâtlar daha çok bu ayda verilir. Fakat zekâtın ille de Ramazanda verilmesi şart değildir. Lâkin bu ayda sevaplar katlanarak yazılır. Bu ay iyilik ve bereket ayı olması hasebiyle zekât vermede tercih edilir. Yardımlaşma ve merhamet ümmet bilincini artırır. Müminlerin kardeşlik duygularını geliştirir. Zekât, malı kirlerden arındırır. Kelime anlamıyla zekât; temizlik, artmak, bereketli olmak, iyi ve düzgün olmak manasına gelir. Zekât, kalbi cimrilik hastalığından, malı fakirin hakkından temizleyen, zenginlerde şefkat ve merhamet duygularını geliştiren bir ibadettir. Zekât sayesinde fakirlerin kalbindeki haset ve kıskançlık duyguları ortadan kalkar. Fakirlerde kendilerine yardım eden zenginlere karşı sevgi ve saygı meydana gelerek toplumda birlik ve kardeşlik kuvvetlenmiş olur. Bu sayede zenginle fakir arasındaki uçurum kısmen de olsa kalkar. Her iki kesim birbirlerini daha iyi anlar ve ilişkiler saygı zeminine oturur. İslamiyet kulun saadetini esas alır. İslâmiyet, toplumun dertlerini tedavi eden, ihtiyaçlarını karşılayan birçok kaideler getirmiştir. Allah’ın emri olan zekât, bir sosyal yardımlaşma sistemidir. Zekât malın büyümesini ve bereketlenmesini sağlar. Allah, zekât sayesinde verdiği serveti, yok olmaktan, kötü insanların zararından korur. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Mallarınızı zekât ile koruyunuz.” Zekât kaçırmak, yani zekâtı vermemek bereketin zayi olmasına yol açar. Bunun manevi sorumluluğu da büyüktür. Zekât, hicretin ikinci yılında, Ramazan orucundan sonra farz kılındı. Kur’an-ı Kerim’de zekâtı emreden pek çok ayet vardır. Bunlardan birisi de şudur: “İman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekâtı verenler; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”(Bakara 3/277) Yüce Peygamberimiz sosyal dayanışma ve yardımlaşmanın özünü teşkil eden zekât müessesesine çok değer vermiştir. Bunu öncelikle kendi uygulamış, yakın ve uzak çevresine uygulatmaya gayret etmiştir. Onun bu hususta pek çok mübarek sözü vardır. Bunlardan birisi de İslam’ın beş şartını birleştiren şu hadis-i şeriftir: “İslam, beş esas üzerine kurulmuştur: Allah(c.c)’dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed (sav)’in Allah’ın peygamberi olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, ramazan orucunu tutmak ve hacca gitmektir.” Zenginlerin malında fakirlerin hakkı vardır. Fakirlik ve zenginlik kişinin gayretlerinden çok, Allah’ın takdiridir. Allah zenginliği istediğine, ilmi isteyene verir. Herkes zekâtını verirse dünyada aç insan kalmaz. Onun için zekât müessesesi işletilmelidir. Herkes zekâtını verirse mübarek ramazan zengin için de fakir için de gerçek anlamda bir bayram olur. Ramazanda zekât verip garipleri sevindirmeliyiz. Ramazanı bu kaidelere uyarak geçirmek manevi lezzetlerle zevklenmemize kapı açacaktır. Ne mutlu fakiri ve garibanı gözetenlere… Ne mutlu zekâtını vererek malını kirlerden arındıranlara…
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #30 : Ağustos 22, 2010, 12:53:50 ÖS » |
|
MÜSLÜMAN COĞRAFYASINDA RAMAZANLAR M.NİHAT MALKOÇ
Ramazan gönül dünyamızda müstesna günlerin başlangıcıdır. Rahmet, mağfiret ve cehennemden kurtuluş ayı olan ramazan; gönül coğrafyamızı şenlendirdi. Oruç ikliminde arınan Müslümanlar günahlarını atıp yeni ve pak bir hayatın kapısını aralıyorlar. Hayır konusunda yarışan Müslümanlar, İslam kardeşliğini yaşamanın hazzını iliklerinde hissediyorlar. Resulullah Efendimiz “Bu ayı oruç tutarak, ibadet ederek ve hayır için harcamada bulunarak geçirenlere ne mutlu!” diyerek oruç ikliminde arınan, hayırda yarışan Müslümanlara müjdeler veriyor. “Ramazan’ın ilk gecesinden itibaren şeytanlar ve cinlerin azgınları bağlanır. Cehennemin kapıları kapanır, artık (Ramazan’ın sonuna kadar) onun hiçbir kapısı açılmaz. Cennetin kapıları açılır ve artık (Ramazan’ın sonuna kadar) hiçbir kapısı kapatılmaz. Bir seslenici: ‘Ey hayırda öne geçen sen gel! Ey kötülükte ileri giden sen dur!’ diye seslenir. Allah’ın o zaman cehennemden azad edilen kulları vardır. Bu her gece böyle olur.” hadisi de orucun gereklerini hakkıyla yerine getirenleri büyük mükâfatlarla müjdeliyor. Dünya Müslümanları ramazan ayının getirmiş olduğu manevî havayı teneffüs ediyor. Bir buçuk milyarlık Müslüman âlemi Rabbimizin emri olan oruç ibadetini ifa ve ihya ediyor. Bu ayda Müslümanlar oruç dairesinde aynı kitabın, aynı peygamberin, tek ve aynı olan Rablerinin etrafında kenetleniyorlar. Bir bütünün parçaları olan Müslümanların ayrı gayrı demeden, ayrıntılarda kaybolmadan bir araya gelmesi, ümmet bilinci içerisinde dayanışma örnekleri göstermesi Müslümanlığın ve Müslümanların geleceği açısından hayatî bir öneme sahiptir. Bir vücut olan Müslümanlar sıkıntıları ve güzellikleri böylece paylaşıyorlar. Müslüman coğrafyası ramazana dertsiz giremiyor bir türlü. Ne yazık ki bu ayın coşkusunu ve hazzını doyasıya yaşayamıyoruz. Dünya Müslümanları ramazana yine büyük sıkıntılarla giriyor. Irak’tan Çeçenistan’a kadar pek çok ülkede Müslümanlar esaret zincirlerini kırmanın zorlu mücadelesini veriyor. Daha onlar gibi nice ülkede ramazan heyecanı mevcut şartlardan dolayı hissedilemiyor. Müslümanların başsız, birlik ve beraberlikten uzak bir görüntü içerisinde olması ramazanın güzelliklerine gölge düşürüyor. O ülkelerdeki müminler ramazanı gereğince yaşayamıyorlar. Bir sürü engellerle karşılaşıyorlar. İslam dünyası arzulanan birlik ve beraberliği gösteremiyor bugünlerde. Öyle ki Müslümanlar ramazana birlikte girme konusunda bile beraber hareket edemiyorlar. Bazı devletler bir gün önce, bazılarıysa bir gün sonra giriyor bu kutlu aya. Ay takviminin esas alındığı ramazan, özlenen Müslüman birliğini nedense sağlayamıyor. Orucun başlangıcında bir türlü birleşemeyen Müslümanlar doğal olarak bayramlarda da birleşemiyor. Birleri bayram ederken birileri oruca devam ediyor. Bu durum bile Müslümanların mevcut dağınıklığını ve gevşek durumunu göstermeye yetecek bir delildir. Ramazanda birlik ve beraberliği sağlayamayan dünya Müslümanlarının birbirinin dertlerine merhem olması beklenebilir mi? Ramazan; kardeşliği perçinleştiren, dayanışmayı sağlayan mübarek bir zamandır. Manevî kıymeti ölçülemeyecek kadar büyük olan bugünlerde Afganistan’da, Çeçenistan’da, Irak’ta, Doğu Türkistan’da ve Kerkük’te ramazanların ne kadar buruk yaşandığını tahmin edebiliyorum. Acaba bu kardeşlerimiz ramazanda iftar ve sahurların heyecanını, coşkusunu, huzurunu ne zaman yaşayacaklar? Bizler o kardeşlerimiz için neler yapıyoruz? Bir şeyler yapamıyorsak ‘Müslüman kardeşliği’ kavramının içi boş kalmıyor mu? O insanlar acılar içinde yaşarken bizler zengin sofralarda nasıl yiyebiliyoruz? İçimiz hiç mi acımıyor? Müslümanlar bu mübarek günlerde birlik ve dayanışma içerisinde ol(a)mayacaklar da ne zaman olacaklar? Yürekteki bir’ler niçin birliği beraberinde getirmiyor? Artık Müslümanların acıları ve yürek sızıları dinsin. İnananların yüzü gülsün. İftar yaparken sofrasına bir somun sıcak ekmeği koyamayanların vahim durumunu düşünüp lokmalar boğazınızda düğümlenmiyorsa kalbinizi bir kez daha yoklayın ve arındırın. Müminlerin dertleriyle dertlenmeyen Müslümanların bence insanî ve imanî açıdan eksiklikleri vardır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #31 : Ağustos 22, 2010, 12:54:13 ÖS » |
|
NERDE O ESKİ BAYRAMLAR?... M.NİHAT MALKOÇ
Gönüllerin islamla aydınlandığı ülkemizde bütün bayramlar bir başka kutlanır. Fakat dini bayramların yeri apayrıdır. Halk uzun asırlardan beri ramazan ve kurban bayramlarını benimsemiş ve sevmiştir. Gerçi milli bayramlar da milliyetçilik duygularımızın zirveye çıktığı zaman dilimleridir. Fakat bunlar dini bayramlarımız kadar halk katında benimsenmemiştir. Ramazan ve kurban bayramlarında herkeste bir telaş ve heyecan gözlenir. Çocuklar ve büyükler sabahın ilk ışıklarıyla yataklarından kalkarak bayram namazını kılmak üzere evden ayrılıp caminin yolunu tutarlar. Herkesin yüreği büyük bir sevgiyle ve heyecanla atar. Bayram sabahlarında hemen herkes erkence kalkar sımsıcak yatağından… Büyükler bayram namazından döndüğünde bayramlaşma faslı başlar uzun süre… El öpenler bir yandan bayram harçlığını indirirler ceplerine. Bunu bir karşılık değil, gönülden kopmuş bir hediye olarak düşünmeliyiz. Bu gelenek uzun yılların kültürel birikiminin bugüne yansımasıdır. Bayram günlerinde evlerimiz bir anda kalabalıklaşır. Yakın ve uzak çevreden insanlar gelir doğup büyüdükleri memleketlerine… Hasret giderir analar, gelinler ve bacılar… Mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır bayram günlerinde. Huzur iklimine gireriz beraberce. Eskiden bayramlar bambaşka bir heyecan ve coşkuyla kutlanırdı. Çocuklara bayramlık hediyeler alınarak sevindirilirdi. Bu yüzden bu müstesna günler dört gözle beklenirdi. Günümüzde bayramlar daha çok iş ortamından uzaklaşmak için vesile kabul ediliyor. Bu güzide günlere ticaret penceresinden bakınca farklı bir tabloyla karşılaşırız. Bayram günlerinde alışverişler doğal olarak katlanıyor. Piyasaya hareket geliyor. Bayramlık alışverişler için bütçeler iyiden iyiye zorlanıyor. Bayram sonrasında maddi gerçeklerle yüz yüze kalınca bayramın o güzelim esintisi fırtınaya dönüşüyor, dallarımız kırılıyor. Aslında bayramı masumca ve doyasıya yaşayanlar çocuklardır. Onlar bayramı, bu günlerin ruhuna uygun olarak büyük bir keyif ve neşe içerisinde kutluyorlar. Bir çikolata, bir şeker, az miktarda para onları mutlu etmeye yetiyor. Mutlu olmak için çok fazla şey istemez çocuklar… Bir güler yüze bile rıza gösterirler. Bayramlarda kendi çocuklarımızı sevindirirken yetim ve öksüz çocukları da düşünmeliyiz. İmkânlarımız ölçüsünde onların da elinden tutup bayram sevincini kendilerine yaşatmalıyız. Asıl yardıma, sevgi ve şefkate muhtaç olanlar onlardır. Garibin elinden tutmak ve onu düzlüğe çıkarmak sosyal toplum olmanın gereğidir. Böylelikle sosyal huzurun temelini de atmış oluruz. Büyük İslam şairi Mehmet Akif Ersoy eski bayramları ve bu bayramlarda çocukların konumunu şöyle anlatıyor: “Gelinde bayramı Fatih’te seyredin bir, Hayale hatıra sığmaz o herc ü merci safa Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için Nöbetleşe bekliyorlar acep içinde ne var Bu kâinat-ı sürurun içinde gezdikçe Çocukların tarafındaydı en çok eğlence” Bayramlar sıra dışı günlerdir. Buluşma ve kaynaşma vakitleridir onlar… Sosyal bağlarımız bu vakitlerde daha bir sıkılaşır. Sıla-ı rahim bu günlerde hayatı daha da güzelleştirir ve anlamlı kılar. Bayram neşe ve sevinçtir. İlahi rahmet ve mağfiretin yeryüzüne bol bol indiği mübarek günlerdir bayramlar… Duaların kabul olduğu mübarek vakitlerdir. Bu günlerde müminler birbirleriyle daha çok kaynaşmalıdır. Verilecek fıtır sadakalarıyla garibanlar da sevindirilmelidir. Bayramlar zenginlerin keyif çattığı, yurtdışı gezilerine çıkıp oralarda yüklü alışverişler yaptığı günler olmaktan çıkarılmalıdır. Muhtaçlara her açıdan bayram ettirilmelidir. Çünkü durumu iyi olanların garibanı kollama yükümlülüğü vardır. “Nerde o eski bayramlar…” deyip duruyoruz. Bayramların o eski manevi havasını kaybettiğinden şikâyetçi oluyoruz. Fakat bunun suçlusunun bizler olduğunu hiç düşünmüyoruz. Uzaydan gelen birileri bizi bu hale getirmedi. Nefsimize köle olarak basiret nazarlarımızı kaybettik. Suçluyu başka yerlerde aramak beyhudedir. Suçlu biziz… Bu müstesna günlere o eski havasını yine ancak bizler kazandırabiliriz. Çok zor değil aslında… İşe yakın çevremizden başlayıp halka halka manevi tamirata girişmeliyiz. Anlaşılan o ki bu bayramı da buruk kutlayacağız. Çünkü bu yıl da İslam beldeleri zulüm ve işgal altında bulunuyor. Filistin’de, Çeçenistan’da, Keşmir’de, Filipinler’de, Irak’ta, Lübnan’da, Gazze’de, dünyanın pek çok yerinde Müslümanlar kan ağlıyor. Hatta Tunus gibi ülkelerde müminler öz vatanlarında parya olarak yaşamak mecburiyetinde bırakılıyorlar. Sokakta bile başörtülerine müdahale ediliyor. İnançlarını yaşamalarına izin verilmiyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen mübarek Ramazan Bayramınızı tebrik eder; milletimiz, ülkemiz ve tüm İslâm âlemi için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ederim.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #32 : Ağustos 22, 2010, 12:54:36 ÖS » |
|
ORUÇ KALKANDIR M.NİHAT MALKOÇ
Oruç kalkandır… Kirlenen ruhlarımızı ramazanın paklığında arındırırız. Manevi kirler oruç ikliminde iyice temizlenir. Sert rüzgârlar günah ağacının yapraklarını döker. Sevap ağacının kökleri toprağa kenetlenerek güç kazanır. Bu mübarek ayda ruhumuz alabildiğine genişler. İnsanlığın medar-ı iftiharı Resul-i Ekrem Efendimiz: “Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin.” buyurarak oruçlunun ne kadar engin ruhlu ve sabırlı olması gerektiğini bizlere bildirmiştir. Hangimiz bu sabır genişliğini iç dünyamızda sağlayabiliyoruz? Oruç kalkandır… Dünyamızı çepeçevre saran şer halkasından kurtulup imanın saadet ikliminde soluklanmak için ramazanın manevi gücünden fazlasıyla istifade etmeliyiz. Allahü Teala’nın, ‘mükâfatını ben vereceğim’ buyurduğu yegâne ibadet oruçtur. Sanırım bu ifade, orucun Hakk katında ne büyük bir ibadet olduğunu açıkça göstermektedir. Oruçlu günahlara ve cehennem azabına karşı zırhlanmış kişi demektir. Çünkü “Oruç kalkandır” buyrulmuştur. Bu ibadeti hakkıyla yerine getirenler günahlardan ve günahın getireceği cehennem azabından korunurlar. Oruç kalkandır… Oruçlu insan, bu büyük ibadeti inancından dolayı yerine getirir. Oruçta riya olamaz. Çünkü kişinin oruçlu olup olmadığını ancak Allah bilebilir. Oruçlu insan açlığın getirdiği halsizlikle ne kadar zayıf bir varlık olduğunun farkına varır. Kudretin kendisinde değil, Allah’ta olduğunun farkına varır. Oruçla birlikte arzu ve isteklere gem vurulur. Nitekim açlık en büyük mürebbidir. Bazı insanlar ancak açlıkla terbiye edilebilir. Bununla ilgili olarak söylenen şu hadis, olaya açıklık getirmektedir: “Şeytan insan vücudunda kanın dolaştığı gibi dolaşır. Onun geçiş yolunu açlıkla tıkayınız” Demek ki açlık da bir çeşit imtihandır. Oruç kalkanıyla kötülüklerin önüne set çekeriz. Şeytan oruçluya kolay kolay yaklaşamaz. Oruç kalkandır… Senenin bir ayı oruç tutan Müslümanlar günah bataklıklarında debelenmekten kurtulurlar. Oruç günahlara kefarettir. Geçmişte bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahlardan dolayı pişmanlık duyarsak, bir daha işlememeye karar verirsek anadan doğma bir çocuğun saflığına erişebiliriz. Bir hadiste buna işaret vardır: Kim imanla ve ecrini Allah’tan bekleyerek, O’nun rızasını isteyerek ramazan orucunu tutarsa geçmiş bütün günahları mağfiret olunur, bağışlanır.” Bu Müslümanlar için ne büyük bir müjdedir. Oruç kalkandır… Oruç kulları cehennem ateşinden korur. Oruca sarılan kullar cehennem ateşinin şiddetinden emin olurlar. Oruç tutmakla manevi mertebemizi yükseltiriz. Gönül dünyamızı manevi kirlerden ve paslardan arındırırız. Başımıza ne gelirse ağzımızdan dolayı gelir. Ramazanda belli vakitler içerisinde yemeden, içmeden ve bir kısım ilişkilerden uzak duran kullar, kendilerine sınır koyma iradesine de sahip olurlar. Orucu sadece yeme içmeden kesilme olarak görenler sığ görüşlü insanlardır. Oruç bu kadar basit bir mantık çerçevesine oturtulamaz. Oruç her türlü ölçüsüzlüğü yasaklar, hayatımızı ilahi ölçülere göre tanzim eder. Oruç kalkandır… Ramazanda vücut bir yıllık yorgunluğunu üzerinden atar. Başta mide olmak üzere bütün organlar dinlenir. 1940 Nobel Tıp Ödülü’nü kazanan ünlü bilim adamı Dr. Alexis Carrel, oruç sırasında organizmalarda depo edilmiş besin maddelerinin harcandığını, sonradan bunların yerine yenilerinin geldiğini, böylece bütün vücutta bir yenilenme gerçekleştiğini, bunun da sağlık bakımından son derece yararlı olduğunu belirtiyor. Fakat bizler orucu sağlığa faydalı olduğu için değil, Allah’ın emri olduğu için tutuyoruz. Bu Müslümanca, farklı ve doğru bir yaklaşımdır. Kulluğun gereklerinden olan oruç, bize sağlık kalkanı da olabiliyor.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #33 : Ağustos 22, 2010, 12:54:56 ÖS » |
|
ORUÇ NEFSE KARŞI KALKANDIR M.NİHAT MALKOÇ
“Nefs” kelimesinin ‘ruh, can, kan, benlik, iç, kalp, büyüklük, yücelik, irade’ gibi onlarca karşılığı vardır. Fakat biz burada nefsi “dine uymayan isteklerin kaynağı” olarak kullanacağız. Buna “nefs-i emmare(emreden nefis)” de diyebiliriz. Adı üzerinde, o sahip olduğu kişiye hep emreder. Onun zehirli oklarının ardı arkası kesilmez. Nefis, eli tetikte bekleyen düşman gibidir. Ondan daha tehlikeli bir düşman yoktur. Onun inancımızı hedef alan kurşunlarından korunabilmek için her zaman teyakkuzda olmak mecburiyetindeyiz. Hadis-i kudside “Nefsine düşmanlık et, çünkü o benim düşmanımdır” diye buyrulmuştur. Hüznün sevince dönüştüğü ramazanda nefis; gücünü kaybetmiş, mecali kalmamış bir aslan gibidir. Ramazan dışındaki aylarda olduğu gibi size hükmedemez. İsterseniz onu güçlü bir hamleyle yere serebilirsiniz. Oruç, nefsi yere serebilecek en güçlü hamledir. Onun içindir ki oruç tutanlar nefislerine karşı çok daha güçlü olurlar. Oruç onları nefse karşı bir kalkan gibi korur. Fakat gevşek davranır, nefsi hafife alırsanız yenilen yine siz olursunuz. Ramazanda ona acıyıp arka çıkmamalıyız. Hadiste de belirtildiği gibi “Asıl kahraman, nefsini yenendir” Oruçlu ağızlardan kötü söz çıkmaz. Oruçlular ya hak söyler, ya da susar; malayaniden uzak durur. Yalan, gıybet, alaycı sözler oruçlunun ağzından çıkmaz. Oruçluların ayakları Hakk’ın razı olmayacağı mekânlara gitmez. Ramazana teslim olmuş gözler harama bakmaktan sakınırlar. Oruç tutan müminler, kulaklarını kötü sözlerden uzak tutarlar. Oruç sadece ağza değil, bütün organlara tutturulursa kâmil oruç olur. Yani mideyle beraber ağız, göz, kulak, el ve ayak da oruç tutmalıdır. Böyle bir oruç, insanı kötülüklerden koruyarak selamet sahiline ulaştırır. Hz. Peygamber(sav) şöyle buyuruyor: “(Oruçlu) Eğer yalan sözü ve onunla ameli bırakmazsa, Allah’ın onun yemesini ve içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.” Oruç bir nefis eğitimidir. Belki biraz zordur ama mükâfatı da zorluğu derecesinde pek yücedir. Ebu Hüreyre(r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resulullah(sav) şöyle buyurdu: Aziz ve celîl olan Allah ‘İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim.’ buyurmuştur… Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin. Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır.” Mümin isterse ramazan ayıyla birlikte yeniden doğmuş gibi olabilir. Zira bu af ve mağfiret sağanağında günahlar mum gibi erir, kalpler orucun feyziyle cilalanır. Bir arınma ayı olan ramazanı fırsat bilmeli bütün müminler… Bu ayda kalbi manevî kirlerden arındırmanın yollarını aramalı, bunu ertelememeliyiz. Yüce Rabbimiz “Kim arınırsa kendisi için arınmış olur. (Biliniz ki) Dönüş ancak Allah’adır.” (Fâtır, 18)” diyor bir ayet-i kerimesinde… Bununla bağlantılı olarak bir başka ayette de “Kendini arıtan (nefsini tezkiye eden) felâha erer. Kendini fenalıklara gömen kimse de ziyana uğrar.” (Şems, 9–10) diyerek kullarını uyarıyor. Ümmet bilincini kuvvetlendiren oruç, itaatin ve sabrın da göstergesidir. Oruç, tabir caizse sabrı nefse öğreten bir hocadır. Oruç tutan kişi şehevî isteklerini de frenler. Oruçlunun hâl ve hareketleri helal dairesinin dışına çıkmaz. Böyle davrananlar karşılıklarını fazlasıyla görürler. Nitekim Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede kendini sakınanlarla ilgili olarak şöyle buyurur: “Allah’a teslim olan erkekler ve Allah’a teslim olan kadınlar, Allah’a iman eden erkekler ve Allah’a iman eden kadınlar, itaate devam eden erkekler ve itaate devam eden kadınlar, sadık erkekler ve sadık kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, huşû sahibi erkekler ve huşû sahibi kadınlar, tasadduk eden erkekler ve tasadduk eden kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, iffetlerini muhafaza eden erkekler ve iffetlerini muhafaza eden kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve Allah’ı çok zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzâb, 35)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #34 : Ağustos 22, 2010, 12:55:14 ÖS » |
|
ORUÇ VE SIHHAT M.NİHAT MALKOÇ
Ramazan gönül dünyamızı şenlendirmek için yine teşrif etti. Nice hikmetleri bünyesinde barındıran bu güzide ay, hayatımıza hayat katıyor. Aslında yüce Rabbimizin yapmamızı emrettiği vazifelerin hepsinde bir hikmet vardır. Fakat bizler o ibadetleri hikmetinden dolayı değil, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yaparız. Zira ibadetler kul ile Allah arasındaki muhabbeti ve gönül bağını kuvvetlendirir. İbadetlerin verdiği olgunlukla kul Allah’a daha da yakınlaşır. Kişi, yerine getirdiği kulluk vazifesinden büyük bir haz alır. Bu haz, ibadetlerdeki devamlılığı da sağlar. Ramazan için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Bilindiği gibi Rabbimizin doksan dokuz mübarek sıfatı vardır. Allah’ın güzel isimlerinden biri de ‘Hâkim’dir. Yani Allah hikmet sahibidir. Yüce Yaratıcı hiçbir zaman abes iş yapmaz. Bizler bazı şeylerin sebep ve hikmetlerini basiret gözüyle göremezsek bu onları halk edene bir eksiklik getirmez. Onun yaptığı işlerin hikmetinden sual olunmaz. Allah’ın her emrinde olduğu gibi oruç ibadetinde de birçok hikmetler, bizim için maddi ve manevi sayısız faydalar vardır. Oruç ibadetinin faydaları konusunda çok şeyler söylenebilir. Bunları maddi ve manevi diye ikiye ayırmak mümkündür. Çünkü kâinatın gözbebeği olan insanı sadece maddeden ibaret göremeyiz. Onun manevi tarafına da eğilmek zorundayız. İşte orucun faydalarını sıralarken onun ruh dünyamızı mamur ettiği gerçeğini de göz önünde bulundurmalıyız. Aksi halde insana dair doğru analizler yapamayız. Orucun sağlık için çok büyük faydaları mevcuttur. Bunu tıp otoriteleri yıllardan beri söylemektedir. Bununla ilgili olarak Resulullah Efendimiz de “Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz.” buyurmuştur. Peygamberlerin hikmetini bilmediği bir konuda konuşmaları mümkün değildir. Sağlıkla ilgilenen ilim adamlarının her geçen gün orucun sıhhate dair yeni faydalarını keşfedip sıralamaları Efendimizin bu mübarek sözünü desteklemektedir. Fransız Profesör Pier Mulen de bu hususta şunları söyleyerek orucun ilahi hikmetlerine ışık tutar: “İslâm dünyasının en yararlı kurumlarından biri oruçtur. Oruç, bedenin hem fiziksel, hem ruhsal dinlenişidir. Dokuları temizler, birikmiş toksinleri, zehirleri atar. Müslümanlar böylece her yıl bir ay bedenlerini dinlendirirler. Hıristiyan dininde orucun bulunmaması büyük bir kayıptır. Aslında insanların her hafta bir gün oruç tutmalarında, başka bir deyimle diyet etmelerinde ve sadece meyve suyu içmelerinde büyük yarar var. Böylece vücut, doku ve organlardaki zehirleri atar, beden dinçleşir” Oruç tutanların ramazanda bazı hususlara dikkat etmesi bu ibadetin tıbbî faydalarının inkişaf etmesine zemin hazırlayacaktır. Bu konuda doktorların uzun tecrübeler neticesinde elde ettiği ilmî gözlemlere ve tavsiyelerine kulak vermeliyiz. Aksi halde fayda yerine zarar görmek işten bile değildir. Bu konuda doktorların önerilerine harfiyen uymalıyız. Ramazan ayında dengesiz ve sağlıksız beslenme, başta diyabet, kalp, yüksek tansiyon hastaları olmak üzere birçok kişide sağlık sorunlarına yol açıyor. Beslenme uzmanları(diyetisyenler) aşırı yağlı kızartma ve kavurmalardan, hamur tatlılarından, şekerleme ve aşırı tatlı besinlerden uzak durmamızı, tatlı olarak sütlaç, keşkül, güllaç gibi sütlü tatlılar tercih etmemizi, sıvı alımına önem vermemizi, iftar ile sahur arasında bol su içmemizi öneriyorlar. Sadece ramazanda değil, diğer zamanlarda da bir seferde çok yememeliyiz. Eskilerimiz “Az yiyen melek olur, çok yiyen helak olur” derken bizlere halk hekimliğinin çok kez tıpla örtüştüğünü göstermişlerdir. Bu da gösteriyor ki halkın uzun zamanlarda elde ettiği tecrübeleri yabana atmamak lazımdır. Oruç tutmak sağlıklı olmak demektir. Fakat ilahî olanla dünyevî olanı, gayeleri bakımından birbirine karıştırmamak gerekir. Orucu zayıflamak, zinde ve sağlıklı kalmak için tutanların oruçlarının Allah katında hiçbir mana ifade etmediğini söylemek pekâlâ mümkündür. Orucun gayesi Allah’ın emrine uymak ve ona yakın durmaktır. Ne mutlu ibadetleri, gayesine uygun bir anlayışla yerine getiren mümin ve müminelere!...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
mnihatmalkoc
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 85
|
 |
« Yanıtla #35 : Ağustos 22, 2010, 12:55:34 ÖS » |
|
RAHMET EŞİĞİ RUHUN BEŞİĞİ: RAMAZAN M.NİHAT MALKOÇ
Açılsın kapılar, dağılsın kara bulutlar, yıkansın ruhlar, arınsın kalpler… O geliyor… O ki ayların sultanı, tenimizin canı, maneviyat kervanı, müminlerin hanı… Aç beyinler doyacak, ruhlar cilalanacak, kalpler mutmain olacak, gönül bahçeleri sevgi çiçekleriyle dolacak. İyi ki geldin ramazan, gönül mabetlerimize teşrif ederek içimizdeki karanlıkları aydınlattın. Kurumuş gönül bahçelerimizin en nadide çiçekleri filizlendi. Rabbini unutanlar manzara-i umumiye bakarak yitiğini aramaya koyuldular. Manevî fırsatlar önümüze serildi ramazanla birlikte… Allah’ın sonsuz rahmetine mazhar oldu kullar… Rahmet sofrası önümüzde duruyor. Herkes kaşığının büyüklüğü ölçüsünce bu sofradaki manevî lezzetlerden payına düşeni alacak. Ne yazık ki bazıları bu nimetlerden istifade etmeyi düşünemeyecek bile. Ramazan bize hayat vermeye, ruhumuzun eskiyen yanlarını tamir etmeye geldi. Bizlere bîçareliğimizi haykıran, gerçekte güç ve kudret sahibinin yalnız Allah olduğunu hatırlatan bu rahmet ikliminde büyütmeliyiz manevî hissiyatımızı. Ramazandan çok şeyler bekliyoruz. Ramazan bizleri değiştirecek, ruhlarımızı imar edecek, kötü alışkanlıklarımızdan eser kalmayacak inşallah… Ruhların Kâbe’si gönüller ramazan ikliminde daha bir müşfikleşecek. Kaskatı kesilen ruhlar ramazan iksiriyle hayat bulacak, genişleyip ferahlayacak… Katılaşmış kalpler pamuk yumuşaklığına erişecek. Birbirinden hep şüphe eden ve güven konusunda sınıfta kalan insanlar ramazan bağıyla birbirinden emin olacaklar. Ruhumuzun karanlık dehlizlerini aydınlatacak ramazan… Minarelerden yayılan ışıklar ve mahyalar yolumuzu tayin etmede kılavuzumuz olacak. Sofralarımızı bereketlendirecek ramazan... Zenginle fakir arasındaki uçurum iyice küçülecek, yok olma noktasına gelecek. Zenginle fakir, siyah deriliyle beyaz derili, tahsilli insanlarla okumamış insanlar aynı manevî adrese yönelecek camilerde. Farklılıklar ramazanla birlikte buz gibi eriyecek, ortaklıklarımız dostluğun sigortası olacak. Manevî darboğazı aşmak için önümüze fırsatlar serilecek. Millî birlik ve beraberlik iyice pekişecek. Sahurda çalınan davullar manevî uykuda ısrar edenleri, kendilerini var eden(ler)i unutanları uyaracak. İnsanlar sevgide birleşecek inşallah… Ramazanla birlikte hayatın merkezine oturacak bir yıl boyunca unutulan camiler… Saflar tutulacak teravih namazlarında. Açlar doyurulacak, sadaka ve zekât müessesesi çalışacak yine. Alım gücü olmayan garibanların kilerleri şenlenecek. Fakirler, zengin sofralarında ağırlanacak. Yıl boyunca duvara asılan ve unutulan Kur’an-ı Kerimler duvardan indirilerek ramazan ayı boyunca okunacak, hatta hatim edilecek. Kur’an hayata dâhil olacak... Gündüzler oruçla, geceler teravihle idrak edilecek. İnsanlar hayırda yarışacak adeta... Maddî ve manevî kriz unutulacak, soframız ve gönüllerimiz bereketlenecek, canlanacak… Asık suratlarda gülücükler belirecek, gönül bahçelerinde zakkumlar yerini gonca güllere bırakacak. Sivil toplum kuruluşları, belediyeler, vakıf ve dernekler tarafından ramazan sofraları kurulacak. Bu sofralarda mideler aşla, ruhlar manevî feyizle ve muhabbetle doyacak. Mübarek ramazan ayı, tadını unutamadığımız pideleri ve birbirinden güzel tatlıları soframıza taşıyacak. Ağzımız pide ve baklavalarla, muhayyilemiz ise dinî sohbetlerle tatlanacak. Ruhumuz ve damağımız, hasret kaldığı maddî ve manevî tatlarla hayat bulacak… Ramazan iklimi insanları çepeçevre kuşatıyor. ‘Ramazan’ deyip de geçmeyin, bizdeki ramazan medeniyeti bir çınar gibi kök salmıştır hayatımıza. İslam ve insanlık her geçen gün biraz daha unutulsa da ‘ramazan’ köklü bir gelenek ve manevî atmosfer olarak devam ediyor. Ramazan ayı, yitiklerimizi hatırlatarak onları bulmanın artık bir mecburiyet halini aldığını haykırıyor bizlere. Ramazan geldiğini hayattaki feyiz ve bereketten, maddî ve manevî canlılıktan rahatlıkla anlayabiliyoruz. İçimiz genişliyor bu yüce aşk iklime girdiğimizde… Ramazan, idrakimize vurulan paslı zincirleri kıracak. Ruhlarımızda manevî temizlik seferberliği başlayacak. Ramazan, eskiyen ruh dokularımızı yenileyecek. İyi ki geldin ramazan… Bu ayın İslam ümmetine hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|