ümit Fehmi
TÜRKÇESİ.NET
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 12
|
 |
« : Eylül 25, 2007, 14:11:49 ÖS » |
|
TİNSELLİK BAĞLAMINDA ÜMİT FEHMİ SORGUNLU ÖYKÜCÜLÜĞÜ Beyhan KANTER Modernitenin ve makineleşmenin bireyin yaşamında önemi yadsınamaz bir yer edinmesi ve bireyin kendi özünü yitirerek eşyanın hâkimiyeti altında bir yaşam sürmesi neticesinde, eşya-insan ve zaman üçlüsü arasında sonu gelmez bir çatışma başlamıştır. Maddeye tutsak olan birey, kendini kıstırılmış bir dünyanın ortasına atılmış hissiyle, içsel çatışmalar yaşamaktadır. Ümit Fehmi Sorgunlu, öykülerinde kimliğini, kişiliğini ve benliğini yitirerek kaybolan ve kendilerine yabancılaşan bireyler ile kendi özünü bilen, manevi özelliklerini yitirmeyen bireylerin bu anlamdaki çatışmalarını yansıtır. Ancak, Ümit Fehmi Sorgunlu bu çatışmaları yansıtırken bireyin ruh halini iç monologlarla okura göstermek yerine, olaylar aracılığı ile insanların toplumsal yaşam içindeki var olma mücadelelerini yalın bir anlatımla sunmaktadır. Öykülerinde oluşturduğu tiplerle, toplumsal anlamdaki duyarsızlığı ve tinsel çatışmaları dile getiren yazar, kendini sorgulayan ve modernitenin dayatmalarına boyun eğmeyen tiplerin yaşantılarını öykülerine konu alır. Sorgunlu’nun öykülerinde, arada kalan bireylerden özünü bulanlar ve inançlarının ekseninde hareket edenler içsel huzura ererken, maddenin hâkimiyeti altına girerek dinden ve gelenekten uzaklaşan bireyler huzursuz ve mutsuz tipler olarak, arayış içinde geçen bir yaşam sürdürmektedirler. “Gülün Müjdesi” kitabında yer alan on altı öykü bu izlek etrafında şekillendirilmiştir. Yazar, kitapta yer alan öykülerinde manevi anlamda içsel huzuru yakalayan kişileri yüceltirken, manevi değerlerinden kopuk bir şekilde dine sırtını çeviren ve kendine yabancılaşan tipleri yermektedir. Sorgunlu’nun öykülerinde yaşamlarından kesitler sunulan kahramanlar, gündelik yaşam içinde her yerde karşılaşabileceğimiz sıradan ve yalın tiplerdir. Bu kahramanların bir kısmı benliklerinde yaşadıkları içsel çatışmalar altında ezilmiş, yıpranmış ve yaşamları boyunca huzura erememişlerdir. “Gülün Müjdesi” kitabında yer alan öykülerde, arayış ve arafta kalma döneminden sonra özüne dönen bireyler içsel huzura kavuşurlar. “Dönüş” öyküsünde manevi değerlerine, ailesine ve geleneklerine sırt çeviren kahramanın, babasının ölümü vesilesiyle evine, aslına ve benliğine dönüşü anlatılır: “Dönüşün mübarek olsun”. der gibi, hafif bir tebessümle selamladılar beni. Başımı önüme eğdim. Hep birlikte namaza kalktık. Unuttuğum sureleri hatırlamaya çalıştım. Alnım secdeye değdiği zaman, yüreğimde tarifi imkânsız bir hafiflik hissettim. Yeniden huzura kavuşma gibi bir şey.” Öykünün kahramanı, babasının ölümünün oluşturduğu üzüntü ile kendi içinde bir çıkmaza girer ve yanlış yolda olduğunu anlayarak kaybettiği değerleri yeniden bulmak için bir “dönüş” yoluna girer. Öykülerinde manevi değerleri ve dini unsurları ön plana çıkaran Ümit Fehmi Sorgunlu, yaşamda tutunmaya çalışan küçük ve sıradan insanların iç dünyalarını yansıtırken bu kişilerin değişen toplum yapısı ve ahlaki değerlerle olan çatışmalarını da yansıtır. “Ön Teker” öyküsünde kahraman, oğlunun yozlaşmasına ve evine yabancılaşmasına çözüm bulamayan çaresiz bir babadır. Kahraman, oğlunun bu durumuna üzülmekle beraber hatanın kendisinde olduğunun bilincindedir. Kahraman, geçmişte yaşadıklarının ve yaşattıklarının oğluyla aynileştiğini fark edince suçu kendinde aramaya ve kendini sorgulamaya başlar: “Sıkıntı ile yatağın içinde sağa doğru döndü. Eskiyi hatırlamaktan kaçar gibiydi. “Ön Teker” diye mırıldandı sessizce. “Ön teker nereden giderse, arka teker de oradan geçer.” Dedi belli belirsiz. Yataktan kalkmak biraz, gezinmek istediyse de vazgeçti. Vücudunu bir titreme kapladı. Poker partilerinin yeşil çuhalarından ayırıp, oğluna vermediği zamanın acısı, boğazını meçhul bir el gibi sıkıyordu.” İnsanın yaptığı şeylerin karşısına çıktığını bilmesi, manevi anlamda bir dönüşün ve kendini sorgulamasının bir sonucudur. Bu sorgulama, dıştan içe yönelik bir özeleştirinin yansımasıdır. Öykülerinde toplumdaki karşıt değerleri yansıtan Sorgunlu, geleneğe ve dine sırtını dönerek yeni arayışlar içinde kendilerine yabancılaşan bireylerin sorunlarının temelinde inanç ve tevekkül eksikliğini görür. Nitekim “Beterin Beteri” öyküsünde oğlunu kaybeden bir babanın, ruhunda evlat acısının oluşturduğu yanmayla isyan noktasına gelmesi ve bunun sonucunda yaşadığı trajik olaylar anlatılır: “Yok Ağalar, yok..Bundan beteri olur mu? Yirmi yaşında fidanım gitti.” Cümlesi kahramanın yaşamındaki trajik olayların tetikleyicisi durumundadır. Yaşamın olumsuzluklarına başkaldırı yoluyla cevap veren birey, sadece toplumsal sorunlarla değil aynı zamanda bireysel iç sıkıntılarla da kendini kuşatılmış bulur. Yaşamdan farklı beklentileri olan bir annenin anlatıldığı “Küskün bebek” öyküsünde kahraman bir annedir. Doğmamış bir bebeğin hayatına kıyarak, çocuğunun dünyaya gelmesini engelleyen annenin çektiği vicdan azabı öykünün yazılış gayesidir. Bu anlamda Ümit Fehmi sorgunlu, sadece bireye yönelik bir tepki değil aynı zamanda toplumdaki yanlış gidişata da öyküleri aracılığı ile bir tepki gösterir. “Çaresizler “adlı öyküsünde yazar, çocuklarının vefasızlığı yüzünden, yalnızlığa mahkûm olan ve kızlarının ahlaka aykırı davranışları yüzünden ölen anne ve babanın dramını anlatır. Sosyolojik bir olgunun vurgulandığı bu öykü ile yazar toplumdaki yozlaşmaya göndermede bulunur. Öykülerinde toplumdaki çarpıklıkları gerçekçi bir düzlemde anlatan yazar bu bağlamda geleneksel Türk aile yapısına uymayan durumları yansıtırken, çelişkili olayları bir arada sunar. Yitirilen manevi değerlerle, çöküşe uğrayan bireyin fenomenler dünyasındaki aldanışına bir tepkidir bu aynı zamanda. Ahlaki değerlerin göz ardı edilmesi ve yapay ilişkilerin içtenliğin yerini alması, aile kurumunun yok oluşuna zemin hazırlamıştır. Ümit Fehmi Sorgunlu’nun öyküleri bu anlamda ötekileşerek benliğini yitiren bireyin açmazlarını gösterici niteliktedir. Öykülerinde ahlak kurallarına ve dine aykırı olayları yererek anlatan Ümit Fehmi Sorgunlu, dini efsanelere dayalı olayları anlatırken sevgi ve saygı faktörünü ön plana çıkarır. “Hac’da Ziyafet” ve “Kutlu yol “ öyküleri, “Cemil Baba” isminde manevi özelliklere sahip bir keramet sahibinin manevi yönleri üzerine kurgulanmıştır. “Cemil baba, bütün Kayserililerin tanıdığı, sevdiği bir insandı. Bazen muzip, bazen de insanı düşündüren sözleriyle bütün Kayseri halkının gözünde ayrı bir yeri vardı. Elinden hiç düşürmediği boya sandığı ve her zaman aynı ama temiz kıyafetleri ile halkın arasında gezer, kimsenin beklemediği bir anda, içinden geçirdiklerine cevap verir, bazen de “konuşmam yasak”.deyip başından savardı. Çoğu kez da şifreli cevaplarla yolunu bekleyenlerin akıllarını karıştırırdı. Sandığında hiç eksik olmayan mavi boncuğu, isteyen ve yolda rastlayan herkese dağıtır, onlarla ilgili bir şeyler söylerdi. Bu yüzden adı, Mavi Boncuklu Cemil Baba’ya çıkmıştı. Bazen de tanıdığı kişiler, zengin, fakir ayırmaksızın ekmek götürüp verirdi. Onun hakkında, kimi meczup, kimi veli, kimi de deli diye düşünürdü.” Manevi özelliklere sahip veli ile deli arası bireyin yüceltilmesi, toplumdaki bunaltılara ve umutsuzluğa karşı Allah’a sığınmanın göstergesidir. Cemil Baba tipi, kerametleri ve hikmete varan sözleri ile zaman zaman olaylara ironik bir yaklaşım sergileyen ideal bir veli tipini örneklendirir. Her iki öyküde, “Cemil Baba” ya gösterilen saygı gelenekten ve dinden gelen vicdani bir yaptırımı örneklendirir. Sosyal değişmenin oluşturduğu kırılmanın ve yabancılaşmanın yerini bu öykülerde sevgi, samimiyet ve içtenlik almıştır. “Büyük Vuslat” öyküsünde hacca gitmek arzusuyla yanıp tutuşan kahraman, sonunda bu arzusuna ulaşır ve gitmeyi çok istediği kutsal topraklarda ölür. Öykünün kahramanı, hasta olmasına ve hac görevini yerine getirebilecek güçte olmamasına rağmen çok arzuladığı Hac’ca gider ve orada ölür. Dini unsurların ön plana çıkarıldığı bu öykülerde yaşamın asıl gayesinin din ve inanma ihtiyacı olduğu vurgulanır. İdealize edilen tipler, ruhlarında dinginliği yakalamış, huzura ermiş ve kendilerini dine adamış bireyler olarak toplum içinde kendilerine bir yer edinirler. Ümit Fehmi Sorgunlu, dinin gereklerinin yapılmasını öykülerinde açıkça dile getirirken, kahraman olarak sadece yetişkin bireyleri seçmez. “Altın Taç” öyküsünde kahraman hafız olmak isteyen küçük bir kız çocuğudur. Öyküde duygu yoğunluğunu sağlayan unsur, küçük kız çocuğunun hafız olmak için verdiği mücadeledir. Öykülerinde ana izlek olarak dini unsurları ve dinselliği ön plana çıkaran yazar, konuyu anlatırken bireyin duygularından ziyade olaylar karşısındaki tutumunu yansıtmaktadır. Öykülerini, tanık bakış açısıyla anlatan Ümit Fehmi Sorgunlu’nun öykülerinde, az ile yetinmeyi bilen kahramanlar karmaşadan uzak durarak huzur halini yakalamaya çalışırlar.
|