Vedat Ali Tok
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 63
|
 |
« : Ocak 11, 2008, 19:02:07 ÖS » |
|
HİCRET I Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu (1929-1992)
Bir korku, bir telâş, bir zifirî gam Kureyş beldesine indiği akşam Küfrün en kudurgan, en bed vaktidir.
Delirir korkunun uykusuzluğu, Kavurur geceyi kan susuzluğu… Şirkin nübüvvete savlet vaktidir.
Mukaddes yataktan Murtazâ kükrer! Ağızlar bir karış, el-ayak titrer… Bir an, yomsuzluğun hayret vaktidir.
Mekke sayıklarken bâtıl uykuda En yüce dağların göbeği suda Risâlet deryasının med vaktidir.
Kaç gün doğup battı, kaç ay dolundu… Zaman gelip çattı ve emrolundu; Kuvveden fiile hicret vaktidir…
Has güller açarken çağın bağrında İlâhi tecellî dağın bağrında Yâr’la Yâr-ı Gâr’ın sohbet vaktidir.
Bir hadsiz sevincin Medine’sinden Yükselen Allahüekber sesinden Belli ki tevhidin kudret vaktidir.
Binlerce göz yolda gün, gece, şafak… Bayraklar… bayraklar…yeşil, kızıl, ak… Belli ki İslâm’ın devlet vaktidir.
Buyurdu sahibi göklerin, yerin! Size gönderdiğim son Peygamberin Bugün âlemlere rahmet vaktidir.
HİCRET II Bir oymak meyledip zillete, züle Bülbül olamadı açılan güle… Gül, etek toplayıp süzüldü çöle Ve gitti Şuûr.
Artık ne el-Emîn var sokaklarda, Ne yâr var, ne Yâr-ı Gâr…sokaklarda. Baş başa; karanlık, dar sokaklarda Haset ve gurur.
Bakışlar kin dolu, bakılan çirkin, Yüzlerde izi var imanı terkin, Habâsetle büyümektedir şirk’in Beynindeki ur.
Mekke kıvranırken içinde ye’sin Medine zevkinde ilâhi sesin… Yeryüzü Fâtiha, gökyüzü Yâ-Sîn, Ay Sûre-i Nûr.
Bir ufku kaplarken koyu melâmet Bir ufukta her an, hayra alâmet; Bu ne ki daha bu küçük kıyamet… Bu birinci sûr!
HİCRET MEYVELİ ÇINARDI Muhsin İlyas Subaşı Kubâ’da sessiz bekleyiş, Mağarada sabır vardı. Güvercine kapıda iş, Sürekâ’ya iz kumardı.
Ali, yatağın talibi, Resûl yılanın gâlibi, Örümcek çözdü sâlibi, Yolculuk vecdi pınardı.
Medine yıkandı nurla, Vuslat bitmişti huzurla, Açıldı cephe onurla; Hicret, meyveli çınardı…
HİCRET DUYGULARI Yahya Akengin
-1- Yürü diye buyurdu Sana Rabbim Dileseydin yol kalkardı aradan, Saraylar yükselirdi yılanlı mağaralardan
Yolun başında Hicret; Zehri şifa ile barıştıran dağın, Oyuğunda iki damla gözyaşı, Biri iman biri mihnet
Dünyaca nice müjdelere karşı, Dedin ki ben hüznün peygamberiyim. Ömründe arasın diye mânâsını kâinat, Rabbim hem çile verdi Sana Efendim Hem cümle varlığı saran şefkat.
Çöllerin yeşile büründüğünü görmek için, Sana döner bakışları Medine’nin Asırlık gecelerin şafağına doğru, Kasırgalar sarar fânusunu her kandilin.
Örümcekler bile duyar dâvetini Hakkın Mecalsiz koyunların coşar damarları Rahmet çöle hem uzak hem yakın; Kilit yapar kalbine kimi inkârı, Kiminde müjdelenir İslâm’ın orduları.
-2- Ben de o yollara gönlümü, Uğurlamışım günahlarla tanışmadan Bazan rengini bazan kokusunu, Unuttuğumuz bir güldür şimdi Hicret, Sarsın yeniden Efendim cihan ufkunu, Dervişsiz dağları gün aşmadan.
Yazılsın cümle kapılara yeni baştan; Buhran, insanlığın Allah’tan uzak hâlidir. Yeryüzünde tedirgin ruhumu arıtan Efendimin Allah’a uzanmış elidir.
Terk edilen şehre dönüş nedir bildim, Bileli gurbet saydım ömrümü Yollarda kesilirmiş yolların kördüğümü. Hicret aynasında göründüm de ezildim; Yol yaralı, inan yaralı, Gönülde tutulan defter karalı.
-3- Durmaz değişir zamanlar ve mekânlar Döner dolaşır toprağa varır yolların sonu Sıtmalı beden gibi Kâbesiz canlar; Görmezler bütün ihtirasların bir gün, Bir rüzgâra teslim olduğunu.
Biraz gülüşlü biraz gözyaşlı düğün; Olsa gerek tek tek ömürler Bir başka hicretin gelip çattığı gün; Ya dosta ya hicrana açılan, Kapılardan geçeceğiz dilimizde, Ya gül destesi Kur’ân Ya pişman ve perişan.
Duyup söyler asi kulun Yahya Güzeldir gözümde elbet, Şanla, şerefle, imanla yaşanan dünya Huzuru besler düşündükçe ahiret.
Rabbim sana uzanan elim, Titriyorsa da günah yükünden, Ümit kesip indirecek değilim Acılar kervanında nöbetim var, Dikenlerden güllere hicretim var.
|