Şubat 08, 2012, 01:52:54 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Pervanenin Rüyası (Fuzûlî Romanı) üzerine bir değerlendirme/Selim Tunçbilek  (Okunma Sayısı 192 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Vedat
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 301


« : Ocak 11, 2008, 20:49:47 ÖS »

Pervanenin Rüyası (Fuzûlî Romanı) üzerine bir değerlendirme-Selim Tunçbilek 
 Bir kitabın nasıl ortaya çıktığını bilince ona ilişkin düşünce ortaya koymak oldukça zordur. Bu zorluk içinde olduğunu bilerek kaleme sarılmak da cesaret ister. Bu sebeple: "Aptallar cesur olur." demiş atalarımız. Kimi zaman insanlar değer verdikleri dostları için çeşitli aptallıklar yapmalılar diye düşünüyorum. Böylesine hataları yapmama yönünde çaba sarf eden insanlığı değersizliğe kürek çekmekle suçlayanlar da yine bizleriz. Bu çelişkiyi konu edinmek edebiyatın has malzemeleri içerisinde yer alır. Öne çıkardığımız değerler, aynı zamanda bizim de değerlenmemizi sağlar. "Değerlenmek" kavramı şimdilerde vasat insanî niteliklere haiz olmakla eşdeğer hale gelmiştir. İnsan olmak, sıradan insanî erdemlere sahip olmak günümüzde yüceltilmektedir. Nadir olarak "insanla" karşılaşan toplum bu duruma şaşırmaktadır. Şaşkınlık ve hayret uyandırmak sahne sanatlarının da hedeflediği olgudur.
Toplumda nadir de olsa kimi insanlar da vardır ki, yaptıkları davranışları sadece basit yapılması gereken tabii insanî davranışlar olarak yaparlar ve üzerinde fazlaca durmazlar. Kimi insanlar da vardır ki yaptıkları şeyi yapılan ya da ortaya çıkandan ayırarak öylesine takdim ederler ki şaşar kalırsınız. Bu son yaklaşım tarihte pek çok şahsiyet tarafından sergilenmiştir. Şimdilerde de fazlasıyla sergilenmeye devam etmektedir. Bunlardan çevremde çoğaldıkça bulunduğum mekânı terke zaman zaman zorlandığım olmuştur. Bunu fark eden insan da oldukça azdır.
Siz içinde yaşadığınız toplumdan sıkıldınız da tarihî derinliklerde günümüzü yaşamak istiyorsanız değerli edebiyatçı Vedat Ali Tok'un "Pervanenin Rüyası" isimli Fuzuli romanını okuyabilirsiniz. Roman mıdır? Evet romandır. Olay örgüsü vardır. Olay örgüsü etrafında dönen hikâye vardır. Hikâyeye bağlı kahramanlar vardır. Ama daha çok deneme denilebilecek tarzdadır. Bu eser deneme ile roman nitelemelerinden her ikisine de dâhil edilebilecek bir nitelik gösteriyor. İsteyen istediğini söyleyebilir ama bizim dikkat çekmek istediğimiz ve katılmamakta özgür olduğunuz bir nokta var. Bu eser roman diyenlere değildir diyen olduğu gibi deneme diyenlere hayır diyenler çıkacaktır. Bu tartışmalar eserin önemini ortadan kaldırmayacak ama. Deneme derken alışılagelmiş denemelerden değildir. Şimdi düşünün klasik edebiyatımızın en önemli taşlarından birini konu ediniyorsunuz. Alışılagelmiş şerh metinleri ortaya koymak yerine onu hayatla ilişkilendirerek derin ve tutarlı izahlara gidiyorsunuz. Bir büyük şairin şiiri üzerine konuşuyorsunuz ve "kanaatim geldi ki hiç bir şiirinde kurmaca yoktu..." hükmünü koyuyorsunuz ortaya ne yapardınız? Şerh denemelerine mi girişir yoksa onun dışında bir yol mu denerdiniz? Doğru olan bu işe yeni bir yol bulmaktı. Vedat Ali Tok klasik edebiyat geleneğimizi okurken kendi yöntemleri ile okuyan cins ve ufuk açan bir kafa. Bu yönü ile onu kutlamak düşüyor bize. Artık divan ve mesnevi şerhleri için Vedat Ali Tok Beyin açtığı bu çığırdan yürüyen insanlar olacaktır. Klasik edebiyatımızın sevilmesine beklenen katkıyı da yapacaktır bu anlatım. Ama bizi üzen hayatın anlaşılırlığı üzerine kurduğu diyaloglar... Daha metin ilk ortaya çıktığı anda söylediğimizi tekrarlıyoruz: Bu metinlerde Dede Korkut üslubu daha gerçekçi bir konuşma metni olurdu. Bir gerçeğe de vurgu oluşurdu metnin bütününde konuşma dili ile yazı dili çelişkisine. O bu yöntemi denemedi. Fakat metin gerek konuşma gerekse diğer anlatımlarında tutarlı bir bütünlük sergiliyor. Kaygı uyandıracak bir anlatım çelişkisi asla hissetmiyorsunuz.
"Kurmaca" üzerinde durulması gereken bir kavramdır. Her edebî metin asıl itibariyle kurmacadır. Öyle olmadığı takdirde edebî olamaz. Hele bu edebî türlerden birine yaslanıyorsa kurmacalığını pekiştirmek zorundadır. Değilse haber olur çıkar. Yaşamak kimi insanların hayatında zaman zaman gördüğümüz gibi "kurmaca" bir nitelik sergiliyor. Bu tiksindirici ve yaşadım demekten uzak hayatları konu edinmesi için de kurmaca hayatların çelişkisini de ortaya koymak gerekiyor. Yaşamak içtenlikten uzaklaştıkça kurguya kayıyor. Kurgu hayatın içine adım attıkça türü ne olursa olsun gerçekçi bir edebî metne dönüşüyor. Klasik edebiyatımızı hayatın anlamını kavramakta izah olarak kullanan edebiyatçılarımız alışılagelmiş deyim ve tanımların kucağına kendilerini bırakma rahatlığını seçtiklerinden kendi ufuklarını daraltıyorlar. Oysa bu gelenek sadakati onların kendi zekâlarının yıldızlar gibi gökyüzüne kanatlanmasına yer yer mani de teşkil ediyor.
Kurmaca bir hayatı kendi hayatları imiş gibi görenler bütün dünyada başarılı insanlar olarak görülüyorlar. Yıllar kademe kademe bu kurmacayı kaldırınca hayatın anlamı ortadan kalkıyor ve bir zamanlar başarı olarak görülenin aslında hiç de öyle olmadığı ortaya çıkıyor. "Gözükmek", "bulunmak", "yer almak" gibi kelime ve deyimlerle anlamlandırmaya çalıştığımız yaşantı aslında içinde bir erdem de barındırmıyor. İçinde erdem barındırmayan bir olgu nasıl bir değere dönüşebilir ki? Pervanenin Rüyası böylesine bir sorgulamayı konu ediniyor kendine ki "kurmaca" kavramına dayandırıyor konuyu.
Aslında hayatlarında erdemleri bir kenara atarak ilerlemeye çalışanların dostlukları ve düşmanlıkları da bu kurmaca hayata bağlıdır. Kendi kurdukları dünyalarına dokunulmadan bu kurgunun ne denli göz kamaştırıcılığını söylersek dost, şu ışığı da şuraya yerleştirirsek daha görkemli olacak dersek düşman nitelemesine muhatap olmamak çok zordur. Bu tür yaklaşım sergileyenleri kendi kurmaca hayatlarıyla başbaşa bırakmak en doğru yöntemdir.
Başarı kavramı zamana bağlı olarak çok değişkenlik arz eden bir kavramdır. Hedeflenen ulvi gayeye bağlı bir tek adım daha anlamlıdır oysa. Bu ulvi gayeye doğru küçük bir kıpırtı oluşturmak insanı karınca misali daha nitelikli kılar. "Pervanenin Rüyası" garip olarak nitelenen Fuzuli’nin dünyasından zamanına geniş bir bakış ortaya koyuyor. Gariplik Fuzuli’nin:
Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı
beytine göndermelerle ciddi ve güçlü edebî beslenme noktaları buluyor. Aslında yazar, bunu tasvirlerle de beslemiş olsa idi çok daha fazla kendinden söz ettiren metin ortaya koymuş olacaktı. Yazarın aceleciliği ne denli bunda etkin oldu bilmek mümkün değil. Bir pencereden bu durumu seyreden birileri mutlaka olmalıydı. Tek bir gözle hayata bakmak bizi sosyal olmaktan çıkarmaz mı? Tasvir yazı sanatlarının bütününün beslenmesi zorunlu ırmaklardan değil mi? Bu ırmak Vedat Ali Tok'a Çok mu uzak?
Bizim en temel meselelerimizden birine bakın nasıl parmak basıyor eser. Aynen alıyorum: "... düşünüyorum da bazan, sultanımız acep neden hiçbir Türk'ü vezir almazdı yanına? Hususiyle Türk'ten gayriler sadrazamlığa layık görülüyor; Türkler idare-i maslahatta tutulmak istenmiyor. Bir nice zamandır ki bu siyaset sürüp gider. Sanki bir görünmez el vardır, Devlet-i al-i Osman'ın üzerinde; o el ki bir Türk'ün belirli bir makamdan sonra ileri gitmesine mani olur. Bilmem bu hal niceye dek sürecek. Acep bizde umur-ı devletten ve dahi siyasetten fehmeden adam yok mudur?”
Yazar, İstanbul’un fethi (1453) ile başlayan günümüze dek süren çok sıcak gelişmelerin ve kavgalarını yaşadığımız Türk'ün durumuna işaret ediyor. Dünden aktarılan bu şikâyet bu gün bitmiş midir? Elbette ki bitmemiştir. Bu gün oligarşi Türk ülkesinde yaşanan gelişmelere ve mevzi kayıplarına tahammül göstermemektedir. Türkiye Türklerinin iktidarı zorlamaları bazı çevreleri rahatsız etmektedir. Türk toplumunun bu gününde yaşanan yapay gündemlerin temellerindeki doku budur. Türk, müstahdemlik yapabilir bunu yaparken başını da örter kimse ses çıkarmaz ama yönetim kademelerine gelince iş değişir; açıkça Türk olması problem edilemeyeceğinden kılık kıyafeti problemmiş gibi kamuoyuna takdim edilir. Artık Türk uyanmıştır. Türk, kendi zekâsının gücüne de varmıştır. Gücünün yıllarca boşa harcandığının farkındadır. Kurmaca hayattan bıkmıştır. Tabi hayatını ortaya korken çıkacak erdemli gücün dün dünya farkındaydı bu gün Türk de fark etmiştir. Eser böylesine sosyal problemlerimizden yola çıkarak esasında insan ilişkilerinde olması gerek yönleri dolaylı ve direkt işaretlerle ortaya koyuyor.
Toplumsal hayatımızı kuşatan kimi noktalardaki zaafiyet dolu insancıkların köşe başlarını tuttuğu bir ülkede dün garipçe yaşayanlar bugünde içleri kan dolarak yaşamaya devam ediyor. Bu yönüyle Pervanenin Rüyası'nda asıl kahraman olan devrin şairi Fuzuli ile yazarın niteliklerinde de benzerlikler sayısız derece de vardır.
Hangi yazar bir konuda yazı yazarsa yazsın, konu ne olursa olsun kendini yazar. Fuzuli dün kıymeti bilinmeyen bir şairse bu gün Vedat Ali Tok kıymeti bilinen biri midir? Üniversitelerimizin edebiyat kürsülerini dolduran tashih profesörlerinin varlığını yadırgamamak mümkün müdür? Yazımıza konu eserin işaret ettiği gibi dün de işini becerenler kurmaca bir hayatın içinde olanlar bir yerleri kapıyorlardı bu gün de. Bunun acısını çekmek yazar adına büyük bir erdem değil midir? Bizi güçlü kılan acılarımızdır. O büyük şairin dediğini tekrarlamak gerek "Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil" bu edebî söyleyişi Türk halkı "boşa koysam dolmuyor, doluya koysam almıyor" yaklaşımıyla dilimize köklü bir düşünce olarak nakşetmiştir. Bu özdeyişlerde saklı düşünce dayanaklarını Vedat Ali hocanın eserinde ana fikir olarak bulmak mümkün.
Tarihe sahici gözle bu günden bakmak oldukça zor. Bu zorluğu bilen birinin zamana yolculuk yapması bazı riskleri göze alması demektir. Zorlukları bu noktada aşmasına imkân veren olgular yazarın güncelliğini koruyan toplumsal meselelere işretler koymasından kaynaklanmış. İyi de etmiş. Bu işaretleri kaybetmek tarihi kaybetmek anlamı da içeriyor çünkü. Tarihini doğru okumayan ve onu doğru anlamlandırmayan toplumlar ciddi felaketlere sürüklenmişlerdir. Edebî bir üslupla Fuzuli dönemi sosyal çalkantılarına yolculuk yapmamızı sağlayan bu eser ümit ederim yarına kalırken " inşallah bir dahi memalik-i Osmanî’de kardeş kanı dökülmeye; Alevi-Sünni ve dahi Şii-Caferi gibi kökü ve özü bir olan kardeşler arasında kavga olmaya; bunlar kavga sebebi edilmeye; farklı gayelere mezhep farkları âlet edilmeye..." duasının sonuçlarını da almış olarak kalır.
Fakat hemen göreceğizdir ki Vedat Ali Tok Beye böyle dualarda bulunduğu için kimi çevrelerce hücumlar başlayacaktır. Kimi dini bütün kâmil Müslümanlar (!) farklı gayelerini bu kisvenin altına gizleyerek ne denli saldırılarda bulunacaklar. Emperyalizmin yetiştirdiği, sözde yerli, gerçekte oryantalist okul mensupları, hem işin siyasasını hem piyasasını bildikleri için saldırılarını kesif bir biçimde sürdüreceklerdir. Bu eserin değerini daha da artırır. İnsanımızın sosyal problemlerine tarihin aydınlığında ışık tutma işlevini daha kuvvetli olarak yerine getirir. Gelecekte Vedat Ali Tok eserleriyle konuşulacakken onlar unutulup gideceklerdir. Bu eser bunun ilk işaretlerini de taşıyor.

selim_tuncbilek@hotmail.com
 
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!