KÜRESELLEŞME ve MİLLİ KİMLİK EROZYONU
Yrd. Doç.Dr. A.Vehbi ECER
Erciyes Ü. Emekli Öğr. Üyesi
“Çağ, bize istesek de, istemesek de kendi şartlarını kabul ettirecektir. Bu akıma karşı bize düşen tarihimize, dilimize, dinimize sahip olmaktır.
Prof. Dr. Mehmet Kaplan
Son yıllarda küreselleşme (globalleşme) ve milli kimlik konularında tartışmalar ile her ikisinin arasındaki ilişkiler üzerinde araştırmalar yapılmaktadır. Bu araştırma ve tartışmalar özellikle dış kaynakların küreselleşme (globalizasyon) konusundaki propaganda ve dayatmalarından sonra hızlanmıştır.
Küreselleşmenin sözlük anlamı; “Dünya milletlerini ekonomi, siyaset ve iletişim bakımlarından birbirine yaklaşmaya ve bir bütün olmaya götürmedir” Ancak konu bu masum ve kabul edilebilir tarifin sınırları içinde kalmamaktadır. Amerika’nın güdümündeki bu küreselleşme dayatması, bugünkü görünümüyle Sayın Prof. Dr. Bayram Kodaman’ın ifadesiyle “Bu tek yeni dünya düzeni, dünyadaki bütün dengeleri (…kültürel orijinalitedeki güzellik ve tabiiliği) alt-üst etmeye müsait görülmektedir (1)” Küreselleşme konusunda Prof. Dr. Mim Kemal Öke’nin yazdığı Küresel Toplum ve Türkiye başlıklı (Ankara, 2001) kitabı bu konuda bilgiler vermektedir. Bu eserden küreselleşmenin ve amaçlarının ne olduğunu şöylece özetleyebiliriz:
Küreselleşme yaşadığımız dünyanın teklik haline gelmeye başladığını algılama şeklidir ve bunun gerçekleşmesi için de her yerde çok kültürlülüğü yerleştirmek gerekir (sa: 7). Uluslararası ilişkilerde, milli hükümetlerin söz sahibi olmadığı çok birimli, çoğulcu, karmaşık ve karşılıklı bağımlılık ağlarıyla örülmüş bir küresel topluma dönülmelidir. Ulus (milli) devlet halkına vaat ettiği toplumsal nimetleri elde edemez olmuştur. Bunlara ancak küresel stratejilerin üretilmesiyle kavuşulabilir. Bunu sağlamak için her toplumun gereklerine göre biçim değiştirmesi lazımdır. Bu biçim değiştirmeye engellerden biri millet (ulus) ve milliyetçilik (ulusalcılık) tır. Diğeri ise “Çatışma halindeki bölgesel çıkarların en belirgin simgesi(2)” olan İslâm dinidir. Hukukun kaynağı da milli kültür ve gelenekler olmamalıdır, hukukun küreselleşmesi sağlanmalıdır (3). Bu anlayışın sonucunda mevcut (milli) hükümetler değişime engel çıkartmamalı, değişimi teşvik etmelidir. Bu hükümetler tarafından “Militan demokrasinin popülerleşmesine yol (4)” açan Atatürkçülüğün milliyetçi ve laik ilkeleri ayak bağı olmaktan çıkartılmalıdır.
Andığımız kitaptan kısaca özetlediğimiz bu anlayışın sonucunda kurulacak yeni dünya düzeninde tek kutuplu, dünyadaki bütün dengelerin alt-üst olduğu, milli kültürlerin, milli devletlerin, milli değerlerin yok edildiği alternatifsiz bir dünya oluşacaktır. Prof. Dr. Kodaman makalesinde alternatifsiz dünya anlayışının sakıncasını şu özlü cümle ile açıklamaktadır:
“Alternatifsiz bir dünya ise milli kültürlerin, milli devletlerin, milli kimliklerin, milli değerlerin bozulması, yok olması anlamına gelmektedir. Bütün bu değerler ekonomi adına, verimlilik adına, özellikle de birkaç büyük devletin nâm-ı hesabına heba edilmemelidir”.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu eski başkanlarından emekli korgeneral Suat İlhan, Türklerin Jeopolitiği ve Avrasyacılık adlı (Ankara 2005) eserinde bu konuda bilgiler verir ve önlenmesi için de önerilerde bulunur. Ona göre Batı sahip olduğu sermaye birikimini, bilgi ve deney birikimini, teknolojisini kullanarak küreselleşme propagandası ile kendi ihtiyacı olan pazar, hammadde, stratejik kaynak, ucuz iş gücü elde ederek sömürü düzeni kurmak istemektedir. Bunun için kendi pazarını ve emeğini koruyor, ama diğer devletlerin gümrük denetimleri zayıflatılıyor, borçlandırılıyor, alt kimlikler bağımsızlığa özendiriliyor, devlet yapıları küçültülüyor, milli irade zayıflatılıyor, özelleştirme hızlandırılıyor. Böylece milli (ulus) devletin tasfiyesi düşünülüyor. Sayın Suat İlhan’ın ifadeleriyle “Özelleştirme, yerelleşme yolu dış sömürünün işini kolaylaştırıyor… Küreselleşme kapitalizmi, kapitalizm emperyalizmi destekliyor. Küreselleşme – kapitalizm –emperyalizm döngüsü dünyayı kontrol altına almaya çalışıyor (5)”
Böylece küreselleşme ile insanlar milletsiz ve devletsiz, milli (ulusal) kimlikleri ellerinden alınmış, vatan sınırları yok edilmiş, bütün maddi kaynakları güçlü devletlerin sömürüsüne sunulmuş köle topluluklar haline getirilmek istenmekte olduğu anlaşılmaktadır. Bu sonucun elde edilmesi için ise her şeyden önce milli kimliğin zayıflatılması, yok edilmesi hedeflenmektedir.
Kimliğin sözlük anlamı ise: “Toplumsal bir varlık olarak insana özgü olan belirti, nitelik ve özelliklerle birinin belirli bir kimse olmasını sağlayan şartların bütünü” dür. Psikologlara göre kimlik: “Benliğimiz konusunda dün, geçen yıl, ondan önceki yıl… kimsek yine o olduğumuz yolundaki öznel bir bütünlük, tutarlılık ve süreklilik duygusu” dur (6). Kimlik, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz, ama herkesten bizi ayrı kılan cevaptır. Sosyologlara göre ise bir gruba, bir topluluğa ait olma duygusudur. Bu duyguya benlik de denilebilir. Kimlik “Toplumsal olarak ihsan edilmiş, toplumsal olarak sürdürülmüş ve toplumsal olarak dönüştürülmüş” bir şeydir (7). Daha açık ifadeyle bir kişinin kim olduğunu şekillendiren, kişisel niteliklerine, yeteneklerine ve davranış biçimlerine atfedilen anlamdır. Kimlik ile kültür ilişkileri üzerine kitap yazan Mahmut Tezcan’a göre “Kişiliği oluşturan başlıca öğeler, duygu, düşünce, yetenek, ilgi, tutum, davranıştır. Bu öğeler, insanın görünüşü, hareketleri, jest ve mimikleri ve çevreye uyumuyla dışarıya yansır (

”. Bu öğelere baktığımız zaman, toplumun içinde bulunduğu kültürle yakın ilişkisi ortaya çıkar. İçinde bulunulan toplumun kültürü ile yakından ilgilidir. En geniş anlamıyla kültür, bir toplumun yaşama biçimidir. İnsanların doğuşundan itibaren taklitle başlayan öğrenimleridir. Kişilerde milli kimlik, toplumunda var olan milli kültürle mümkündür. Bunlar olmadan milletleşme olmaz. Atatürk milleti. “Dil, kültür ve mefkûre (ülkü, ideal) birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve içtimai (sosyal) heyettir” diye tarif eder. Küreselleşme akımı milli devleti aşındırmak için Atatürk’ün millet tarifinde kullandığı dil, kültür ve mefkûre ilkesini hedef almaktadır. Küreselleşmenin yıkıcılığından kurtulmanın yolu Atatürkçü düşünce sistemini sahiplenmektir. Suat İlhan’ın “Her kötülük, her tehdit karşısında Atatürkçülük, tek önlem olarak, hâlâ pırıl pırıl ortaya çıkıyor (9)” cümlesindeki haklılığı Doç. Dr. Ali Kuşat’ın “Bir Değerler Sistemi Olarak Kimlik Duygusu ve Atatürk” başlıklı makalesinde “Ne mutlu Türküm diyene, cümlesinin anlamı, ne mutlu ki bu milletin onurlu ve şerefli, kültürel, sosyal, tarihî ve gelecek ile ilgili ideallerimle bu milletin bir parçasıyım ve bundan da gurur duyuyorum demektir” ifadesiyle açıklanmaktadır (10). Atatürkçülük milliyetçiliği (ulusalcılığı) ve milli devleti öngörür. Onun milliyetçiliği yaptığı tarifinden de anlaşılacağı gibi dil, kültür ve mefkûre birliğine dayalı bir milliyetçiliktir. Atatürk’ün ifadesiyle “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkına Türk Milleti denir”. Ne mutlu Türküm diyene sözünü söyleyen ve benimseyen herkes Türktür. Milli devlet ve milli kültürün – küreselleşme akımının yıkımına karşı- korunabilmesi için Atatürk’ün öngördüğü milli devlete, milli kimliğe sahip çıkmak, onun bağımsızlığını ve egemenliğini korumak en çıkar yoldur. Milli kimliğin ve milli devletin korunma yolları ayrı bir makale konusu olacaktır.(11) Ancak küçülen ve değişen bir dünyada yaşamaktayız; Milleti insanlıktan, vatanı dünyadan soyutlamamız mümkün olmadığına göre, merhum Mehmet Kaplan’ın dediği gibi çağın gelişmelerine boyun eğmesek de ayak uyduracağız. Prof. Dr. Bayram Kodaman andığımız makalesinde önerdiği önlem özetle şöyledir:
“Küçülen bu dünya köyünü kimsenin kimliğine, milletine, devletine, kültür ve medeniyetine zarar vermeden yaşanır hale getirmek lazımdır. Çünkü dünyanın küçülmesinin pek çok avantajının olduğu da unutulmamalıdır. Zira ulaşım, haberleşme ve bilgi teknolojisi sayesinde kaçınılmaz olan küçük dünya köyü milli kültürlere, milli kimliklere, farklı birimlere yeni hareket sahaları, yeni gelişme imkânları sunmaktadır. Bu imkânlardan önce milletlerin ve devletlerin siyasi birliğini, kültürel birliğini, milli kimliklerini kuvvetlendirmek; sonra da bunların birbirleriyle temasını sağlayarak tabii ve serbest kültür alışverişini hızlandırarak, her kültüre yeni ufuklar açacak ve her milli kimliğe yenilenme şansı verecek sürecin yolunu açmada faydalanmalıyız. Böylece, milli kimliklerin ve milli kültürlerin, hem kapalı kalarak yok olması, hem de küreselleşmenin getireceği üniformizasyonla yok olması ve kimliğini kaybetmesi önlenmiş olacaktır”.
İslâm dini küreselleşmenin emperyalist uygulamaları için bir engeldir. Çünkü İslâm dini sömürüyü, haksız kazancı helâl olarak görmez. Ayrıca evrensel bir din olmasına rağmen millet gerçeğini kabul eder (11), saldırgan olmayan milliyetçiliği de güçlendiren ilkelere sahiptir.
1 Bayram Kodaman, “Milli Kimlik ve Küreselleşme, Dünyalılaşma”, Avrasya Etütleri Dergisi, 2004, Sayı 26, 35-45.
2 Mim Kemal Öke, Küresel Toplum ve Türkiye, Ankara, 2001, 67.
3 Öke, 87-94.
4 Öke, 106.
5 Suat İlhan, Türklerin Jeopolitiği ve Avrasyacılık, Ankara, 2005, 104-106.
6 S. Budak, Psikoloji Sözlüğü, Ankara 2004, 45.
7 G. Marshall, Sosyoloji Sözlüğü, Çev. O. Akınhay – D. Kömürcü, Ankara, 1999, 405. Başka bir tarife göre “sosyal kimlik bireyin aynı grup içinde yer aldığı diğer üyelerle, yani ortak aidiyetleri olan ve benzer pozisyonları işgal eden kişilerle paylaştığı kolektif kimlik olarak tanımlanabilir.” Bak: Asım Yapıcı, Din Kimlik ve Ön Yagı biz ve Onlar, Adana 2004, 55.
8 Mahmut Tezcan, Türk Kimliği ve Kültür – Kişilik İlişkileri, Ankara, 1997, 11.
9 Tezcan, 108.
10 Ali Kuşat, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Kayseri, 2003, Sayı 15, 45-61.
11 Bu konunun vahametini bir yazar şöyle açıklar: “Kurtuluş Savaşı’ndan sonra en büyük tehdit ile karşı karşıya kalan Türkiye’nin yeni dünya düzenine karşı âcil önlemler alması gerekmektedir.” Bak: Hakan Tunç, “Yeni Dünya Düzeninde Ulus Devlet Kimliğini Korumak”. Kayseri Türk Ocağı Dergisi, Temmuz 2007 sayı 79, 17.
12 Bak: A. Vehbi Ecer, “İslamiyet ve Milliyet”, Şafak Dergisi, Kayseri, Şubat 1962, Sayı 14, 4-5; Ecer, “Akraba Sevgisi”, Töre Dergisi, Mayıs 1978, Sayı 84, 33-35; Ecer, Tarihte ve Günümüzde İhvan ül-Müslimin Örgütü, Kayseri, 2000, 147-152; A.Vehbi Ecer “Müslüman Milliyetçi Olmak Zorundadır”, Kayseri Türk Ocağı Dergisi, Temmuz 2007, sayı 79, 10-12