Vedat
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 301
|
 |
« : Nisan 23, 2008, 13:22:31 ÖS » |
|
YAZAR-YAYINEVİ MESELESİ,
TELİF HAKKI GERÇEĞİ ve KARŞILIKLI HAKLAR
Bir eserin ortaya çıkması hiç de kolay değildir. Uzun bir araştırma ve birikim neticesinde yazar, geceler boyu uykusuz kalarak nihayet eserini tamamlar. Tabii her yazılan ilgi çekecek, okuyucu bulacak ve cevher olacak da değildir. Bunu en iyi takdir eden zaman mefhumunun kendisidir. Nice eserler vardır ki, yazıldıkları çağda çokça basılmış ve okunmuştur; ama sonraki dönemlerde bu eserler yeni baskılar yapmaz ve üzerlerindeki ilgiyi kaybederler.
Kanaatimce, matbaanın bulunuşu insanlık için en önemli icatlardandır. Matbaalar sayesinde nice kitap günümüze ulaşmayı başarmış ve bilginin çağlar arasındaki aktarımında matbaalar köprü olmuştur. Matbaanın bize gelişinden önce kitaplar sınırlı sayıda elle çoğaltılmış, yani istinsah edilmiştir. Bize matbaa ancak, 1727’de İbrahim Müteferrika ile gelmiş ve bu tarihten sonra bizde gazete, dergi ve kitap anlamında bir yayın hayatı oluşmaya başlamıştır.
Yazar ile yayıncı arasındaki anlaşmazlıklar zaman içinde çoğalmış ve ancak 1857’de yürürlüğe giren Matbuat Nizamnamesi ile bazı düzenlemeler yapılmıştır. Daha sonra 1910’da çıkan “Hakk-ı Telif” kanunu, 1952’e kadar yürürlülükte kalmış ve halen yürürlülükte olan 5846 sayılı “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu” 1952’den beri yayın hayatımızdaki hukuki kuralları düzenlemektedir. Bu kanun üzerinde 1983, 1995, 2001 ve 2004 yıllarında bazı değişiklikler yapılmıştır.
Matbaanın yaygın bir şekilde kullanılmaya başlaması ile bizde, yazar ve yayınevleri arasında telif tartışmaları yaşanmaya başlamıştır. Ortadaki mesele iki taraf açısında da, hakların korunması ve para meselesidir tabi. Kitap basılmadan önce yazar ve yayınevi arasında sıkı bir pazarlık başlar. Bu pazarlık esnasında eli güçlü olan çoğunlukla yayınevidir; çünkü yazar kitabını yayınlatabilmek için birtakım feragatlerde bulunur. Adaşım Mehmet Nuri Yardım, bu konuda yazdığı bir yazı da, bakın bu durumu nasıl tasvir ediyor:
“Tartışmaların çoğu telif meselesinden doğar. Yayıncı, oranı düşürmeye, yazar da haklı olarak yükseltmeye çalışır. Bir didişme, bir müsamede, sonunda tatlı bir sulh… Yazar gözünü yüzde onlara dikmiştir, yayıncı yüzde 5’in üstüne çıkmak istemez. Ortalamasını bulurlar, yüzde 7’ye ikisi de “hadi hayırlısı” deyip sesini çıkarmaz. Mütareke imzalanır. Kitap basılır, bu sefer ödeme şekli baş ağrıtmaya başlar. Yazarlar genelde peşin para ister, ihtiyacı vardır karşılayacaktır, en azından nakit olsun diler. Yayıncılar ise, müşterilerinden alacakları beş altı aylık çekle yazarı ikna etmeye çalışır. Sonunda 4 aylık çek’e iki taraf da râzı olur. Para pul meseleleri biter bu sefer yazara verilecek kitabın sayısı gündeme gelmiştir. Yazar, eşine dostuna dağıtmak, imzalayıp ahbaplarına hediye etmek üzere en azından 50 kitaba gözünü dikmiştir. Yayıncı ise “10 kitap neyine yetmez” kabilinden cimriliğe soyunur. Sonunda 25 rakamına hem yayıncı, hem yazar şapka çıkarır.”
Tabi durum her zaman Yardım’ın anlattığı gibi de olmaz. Kitap basılır ama verilen sözler tutulmaz, yayından önce resmi bir anlaşma olmadığı için iş mahkemeye gider ve telif davası yıllarca sürer. Sonuçta genellikle davayı kazanan yazar olur; ama bu duruma uzun sürece dayanabilecek yazar sayısı da fazla değildir. Bilinçli yazarlar İlesam gibi meslek birliklerine üye olur ve davayı onların takip etmesini sağlarlar. Bu yol hem yazarı maddi açıdan rahatlatan, hem de işi ehline bırakıp dava sonucunu bekleme yöntemidir. Sonuçta dava masraflarının hepsi meslek birliğince karşılanır ve dava kazanıldıktan sonra, kazanılan paradan masraflar düşülür.
Aslında iki tarafında(yazar-yayınevleri) karşılıklı hakları vardır. Eseri yazan eser sahibine tanınan haklar 5846 sayılı “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu”na göre “manevi” ve “mali” haklar olarak ikiye ayrılıyor. Yayınevi ile bir sözleşme yapılıp eser basıldıktan sonra, yayınevi de eser üzerinde birçok hakka sahip olur. Artık eser üzerindeki haklar karşılıklı hale gelir ve bunların ihlali de telif sorunu yaratır. Karşılıklı dediğim haklarda, aslında yazarın hakları daha ağır basmaktadır. Yayınevi ise, ancak eserin basımından sonra bu haklardan yararlanabilir ve bahsettiğimiz haklar başkalarına devredilebilir ve satılabilir haklardır. Bu hakları, 5846 sayılı Telif Hakları Kanunu’ndan yararlanarak, başlıklar halinde kısaca açıklayayım:
A- Manevi Haklar
1) Umuma Arz Salahiyeti: Madde 14- “Bir eserin umuma arz edilip edilmemesini yayımlanma zamanını ve tarzını münhasıran eser sahibi tayin eder.”
2) Adın Belirtilmesi Salahiyeti: Madde 15- “Eseri, sahibinin adı veya müstear adı ile yahut adsız olarak, umuma arzetme veya yayımlama hususuna karar vermek salahiyeti münhasıran eser sahibine aittir.”
3) Eserde Değişiklik Yapılmasını Menetmek: Madde 16- “Eser sahibinin izni olmadıkça eserde veyahut eser sahibinin adında kısaltmalar, ekleme ve başka değiştirmeler yapılamaz.”
4) Eser Sahibinin Zilyed ve Malike Karşı Hakları: Madde 17- Eser sahibi, gerekli durumlarda, aslın maliki ve zilyedinden, koruma şartlarını yerine getirme şartlarını anlatır. “Aslın maliki, eser sahibi ile yapmış olduğu sözleşme şartlarına göre eser üzerinde tasarruf edebilir. Ancak eseri bozamaz ve yok edemez ve eser sahibinin haklarına zarar veremez.”
B- Mali Haklar
1) İşleme Hakkı: Madde 21- “Bir eserden, onu işleme suretiyle faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.”
2) Çoğaltma Hakkı: Madde 22- “Bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.”
3) Yayma Hakkı: Madde 23- “Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, kiralamak, ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak hakkı münhasıran eser sahibine aittir.”
4) Temsil Hakkı: Madde 24- “Bir eserden, doğrudan doğruya yahut işaret, ses veya resim nakline yarayan aletlerle umumi mahallerde okumak, çalmak, oynamak ve göstermek gibi temsil suretiyle faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.”
5) İşaret, Ses ve/veya Görüntü Nakline Yarayan Araçlarla Umuma İletim Hakkı: Madde 25- “Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, radyo-televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayınlanması ve yayınlanan eserlerin bu kuruluşların yayınlarından alınarak başka yayın kuruluşları tarafından yeniden yayınlanması suretiyle umuma iletilmesi hakkı münhasıran eser sahibine aittir.”
Eser sahibi, yayıneviyle anlaşma yaptığı zaman bu hakların bir kısmı yayınevine geçer. Fakat ne yazık ki, bu haklardan haberdar olmayan yazar ve yayınevleri-üzülerek söylüyorum- suç işlemekte ve hangi maddeden yargılanacaklarını bilmemektedirler. Hak sahibinin izni olmaksızın; bir eseri topluma açık yerlerde gösteren veya temsil eden, bu gösterimi düzenleyen veya dijital iletim de dâhil olmak üzere her nevi işaret, ses ve/veya görüntü iletimine yarayan araçlarla yayan veya yayımına aracılık eden kişiler hakkındaki ceza şudur: “2 yıldan 4 yıla kadar hapis veya 50.000 YTL’den 150.000 YTL’ye kadar ağır para cezası veya zararın ağırlığı dikkate alınarak kişi ya da kurumdaki yetkililer her iki cezaya birden çarptırılabilir.”
Bazı çıkan yeni kitaplar ve bunları hiçbir araştırmaya tabi tutmadan basan yayınevleri, beni hayrete düşüyor. Özellikle, yazarlarından izin alınmadan basılan antoloji kitapları veya belli bir konu üzerinde farklı kişilerce yazılmış makalelerden oluşan kitaplar. Yukarıdaki madde bilinmeden oluşturulmuş ve yazarlarından izin alınmadan basıma hazırlanan her eser, aslında telif konusunda sorunlu bir eser olmuş oluyor. İşin daha da kötü bir tarafı var ki, o da internet. Birkaç saat içinde internet üzerindeki yazılardan hazırlanan kitaplar oluşturulduğunu ve yayınevlerinin hiçbir incelemeye tabi tutmadan ticari kaygıyla bunları bastıklarını da zaman zaman gözlemliyoruz. Yeri gelmişken şunu belirteyim: Ben bu meselenin çözümünü sadece kanunlarla olmayacağı kanaatindeyim. Tabi kanunlar-bilenler açısından- bu konuda caydırıcı oluyor. Telif konusunun asıl çözüm, “toplumun, yayınevlerinin ve eser sahiplerinin bilinçlendirilmesinde” yatıyor. Yazar da, yayınevleri de işlerine gereken saygıyı göstermelidir. Sadece yaptığımız işe para zaviyesinden bakarsak yanlış yaparız. Yine adaşım M. Nuri Yardım’ın yazısındaki şu cümleleri okurken, yayınevi sahipleri adına çok üzüldüm; ama bir gerçeği ortaya koyması açısında da, yazıma almayı uygun gördüm:
“Her meslekte olduğu gibi yayın dünyasında da farklı farklı tipler var: İyisi, kötüsü, hırlısı, hırslısı, cimrisi, cömerti, müsamahakârı, gönül insanı, gözü karası, kalenderi, kültürlüsü, inanmayacaksınız ama kitap okumayanı… Yanlış okumadınız, evet evet kitapla hiç ünsiyeti olmayanlar var Bâbıâli’de… Düşününüz ki, ömrü kitapların arasında geçiyor, yazarlarla görüşüyor sık sık. Kitaplarını basıyor, onları müşterilerine dağıtıyor… Ekmeğini kitaptan kazanıyor. Yani kitap onun rızık kapısı… Ama kitabı sevmiyor, kitap okumuyor… Şükürler olsun ki, böyle “kitapsız kitapçılar”ın sayısı çok azdır. Çoğu yayıncımız az da olsa kitap karıştıran cinsten.”
Yazar ve yayınevleri arasındaki telif hakları meselesi çok iyi anlaşılmadan, inanın ki bu sorun bitmez. Yayıncı kazanacağı parayı ve aldığı riski düşünmek zorundadır tabi. Ama eser sahibi de, bir şekilde geçimini sağlamak zorunda. Türkiye’deki teamül bence yanlış. Yani, eser sahibi “aman yayınevi eserimizi bassın, ben başka bir şey istemem” diye meseleye bakarsa, haklarını da bilmezse- tabi bu da yayınevlerinin işine geliyor- bu durumun çözülmesi çok kolay değil.
Şimdi gelelim yazar ve yayınevi arasında yapılan, “yayın izni” sözleşmelerine. Bu sözleşmede olması gerekenleri, sözleşmelerde dikkat edilmesi gereken hususları- eser sahipleri ve yayınevleri için büyük önem arzettiğinden dolayı- açıklamaları ile maddeler halinde şöyle sıralayabilirim:
1. TARAFLAR-Bu bölümde dikkat edilecek en önemli husus, sözleşmeye yayınevi adına imza atacağını belirten kişinin temsil yetkisinin olup olmadığıdır. Bu nedenle imza aşaması öncesinde kendisinden yetki belgesi istenmelidir. Bu konudaki dikkatsiz bir davranış hukuki problemler ortaya çıktığında, dava aşamasında muhatap bulamamayla sonuçlanmaktadır. Sözleşme sonuna yayınevi adına “yetki belgesi” eklenmeyen anlaşma kanunen geçersiz sayılır.
2. HAK DEVRİ YAPILAN ESER VEYA ESERLER: Sözleşmeye konu eser veya eserler, ad ve cins olarak açıkça belirtilmelidir.
3. HAKLARIN DEVRİ VE TAAHHÜT:Bu bölümde:
a. Yayım hakkı ve satış hakkının, birisi veya ikisinin devredildiği,
b. Yayım ve satış hakkı dışındaki her türlü tasarruf hakkının bir kısmının veya tamamının devredilip devredilmediği,
c. Eserin basılıp satılmasına kadar ki masrafların kime ait olduğu,
d. Eserle ilgili hakların daha önce bir başka özel veya tüzel kişiye devredilip devredilmediği,
e. Eserle ilgili hakları devralan yayınevi sahibinin, bu haklarını üçüncü kişiye (özel veya tüzel) devretme hakkının olup olmadığı, belirtilmelidir.
Bu bölümde belirttiğimiz ayrıntılara yer verilmediği takdirde dava aşamasında; hakların tesbiti, kullanımı ve yazarın haklarının savunulması bakımından belirsizlikler ve olumsuzluklar ortaya çıkmakta haliyle hakkın temini zorlaşmaktadır.
4. TELİF ÜCRETİ VE ÖDEME ŞARTLARI:
a. Toplam telif ücreti tutarı ve ödemenin nasıl yapılacağı (peşin veya taksitle)
b. Birden fazla baskı halinde, her baskı için ödenecek, ücret tutarı ve bu ücretin nasıl ödeneceği, belirtilmelidir.
5. YAYIM VE SATIŞ HAKKININ DEVRİ İLE İLGİLİ ŞARTLAR:
a. Yayımcıya ilk baskıdan sonraki baskı haklarının devredilip devredilmediği,
b. devir hakkının kaç yılla sınırlandırıldığı,
c. Eserin adı, eser üzerine yazılacak yazarın adı, eserin ebat ve şekli, kullanılacak kâğıt cinsi, kapak, iç sayfalar,
d. Basım için verilecek eser müsveddesinin sayısı, şekli ve veriliş tarihi,
e. Mücbir sebepler dışında eserin en geç basım ve satış tarihi,
f. Eserin basımındaki gecikme hallerinde uygulanacak tazminat hükümleri ile sözleşmeyi tek taraflı iptal hükümlerinin neleri ihtiva ettiği,
g. Orijinal metinde değişiklik yapılıp yapılamayacağı ile düzeltmelerin kimin tarafından yapılacağı,
h. Fikir ve Sanat Eserlerinin işaretlenmesi Hakkındaki Yönetmelik esaslarına mutlaka uyulacağı,
ı. Eserin basılmasını müteakip yazarına kaç adet verileceği belirtilmelidir.
6. SÖZLEŞMENİN TÜRÜ VE FESHİ:
a. Sözleşmenin gayrikabili rücû (tek taraflı dönülmezlik) olup olmadığı,
b. Sözleşme şartlarından hangilerinin ihlâli halinde sözleşmeyi fesh hakkının doğacağı,
c. Sözleşmeyi feshetme hakkının söz konusu mücbir sebepler dahil, eserin müsveddelerinin tesliminden itibaren baskıda ortaya çıkacak gecikme süresinin ne kadar olacağı,
d. Fesih ihbarlarının noter aracılığıyla yapılacağı,
e. Yukarıdaki maddelerde belirtilen sebeplerin zuhuru halinde, feshin, gayrikabili rücû sözleşmelerinde de geçerli olacağı belirtilmelidir.
7. KANUNİ İKÂMETGÂH ADRESLERİ:Eser sahibi ve yayımcının kanuni adresleri yazılır. Bu adreslere yapılacak tebligatların geçerli olacağı, adres değişikliklerinin bir ay içinde yapılacağı, aksine durumlarda da sözleşme adreslerinin tebligat adresi olarak kabul edileceği belirtilir.
8. İHTİLÂFLARIN HALLİ:Doğacak her türlü ihtilâfların hallinde hangi yerin mahkeme ve icra dairelerinin yetkili olacağı belirtilir.
9. SÖZLEŞME ADEDİ, TARİHİ VE İMZALAR:Başlığından da anlaşılacağı üzere sözleşmenin kaç nüsha olduğu ve kimlere verildiği, tarihi, karşılıklı imzalar, bu bölümde yer alır. Ayrıca yayımcı adına imza atanın yetki belgesi sözleşmeye eklenir.
Yayıncılar ve eser sahipleri arasında yukarıda açıkladığım maddeler ışığında mutlaka bir sözleşme yapılması şarttır. Fakat sözleşme maddelerinin nasıl olacağı yazarı ve yayıncıyı ilgilendirir. O yüzden yayın dünyası için tek bir sözleşme olması mümkün değildir ama sözleşme yaparken yazar ve yayıncılar açıkladığım hususlara dikkat ederlerse, gelecekte yaşanabilir sorunlar açısından kendilerini ve eserlerini garanti altına almış olurlar. Bu konudaki en büyük sıkıntı, eser yayınlanmadan önce yukarıda anlattığım ve her şeyi açıkça ortaya koyan bir sözleşmenin yapılmamasından kaynaklı sorunlar. Yani, eserin baskı şekli, mizanpajı, kâğıt kalitesi vs. gibi eserin şekle dair sorunları dışında, telif konusu ve eser sahibinin hak devrine ilişkin hükümler.
Birçok yayıncı biliyorum ki, bu kadar kapsamlı bir sözleşme hazırlamıyor. Hatta bazıları, şifahi anlaşmaya dayalı olarak eser basıyorlar. Bunlar çok yanlış uygulamalar. Daha önce de söyledim: İki tarafında hakları var ama bunlar sözleşmede açıkça yazılmadığı için tabi sonradan birçok sorun çıkıyor. Yazar ve yayıncılar arası anlaşmazlıkların çözüm yolu- eğer karşılıklı anlaşılamıyorsa- tabi ki mahkemeler oluyor. Sonuçta her hak sahibine, er ya da geç iade ediliyor ama bir telif davasının sonuçlanması 2 ile 5 yıl arasında, hatta süre bazen daha da uzun olabiliyor. Bunda “Fikri ve Sınai Haklar” ile ilgili mahkemelerin az oluşu ve bu konuda yetişmiş hâkimlerin azlığı da önemli bir rol oynuyor.
Yeri gelmişken şunu da söylemeliyim ki, bilinç eksikliğinden dolayı eser sahibi yazarlar ve yayınevleri, kendi alanlarında kurulmuş meslek birliklerine üye olmakta tereddüt duyuyorlar. Eser sahipleri, belki de, birçok derneğe üyeler ama dernekler onlara maddi anlamda bir şey kazandırmıyor. Fakat size şunu açıkça ifade edeyim ki, bir meslek birliğine üye olmakla ilk önce eserlerinizi intihallere karşı koruma altına almış oluyorsunuz. Eseriniz bir yerde sizden izinsiz kullanılırsa, meslek birlikleri her türlü dava masrafını karşılayarak üyelerinin haklarını koruyor. Sonra telif meselesi sadece biz yaşarken devam eden bir hak değil. Bizden sonra da 70 yıl devam eden bir hak. Yani dolayısıyla çocuklarımız ve torunlarımız da bu haktan yararlanıyor. Kısacası her eser sahibinin haklarının korunması adına alanıyla ilgili bir meslek birliğine üye olması şart. Ben bilinçlenen yazarlarımızla ve yayınevlerimizle beraber, kanunlardaki eksikliklerinde giderilmesiyle gelecekte taşların yerine oturacağı düşüncesindeyim. Bu arada, son iki yıl içinde, Kültür Bakanlığı bünyesindeki telifle ilgili çalışma grupları içinde çalıştım. İlesam Yönetim Kurulu’nda görev yaptığım iki yıl içinde, onlarca ilde Telif Hakları semineri verdim ve yazar ve yayınevleri ile ilgili kuruluşların bilgilendirilmesi için çok çaba sarfettim. Bu çabalarımın boşa gitmeyeceğine inanıyorum. Telif hakları kanunu yakın bir gelecekte yeniden güncellenecek; bu da taşların yerine oturmasında yararlı olacaktır kanaatindeyim.
|