Şubat 08, 2012, 02:03:04 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: “Bir Anadolu Kadınının Anıları”  (Okunma Sayısı 274 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Vedat
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 301


« : Eylül 13, 2008, 20:37:30 ÖS »

ÖNSÖZ


“Bir Anadolu Kadınının Anıları”

(Emine Ozacar gönderdi.)

Genelde okurlar, ünlü politikacıların, soyluların ya da bir dönemin oluşumunda rol oynamış kişilerin yaşam öykülerini merak ederler. Biyografiler de bu merak üzerine kurularak yazılır. Anlatılan yaşam öyküsünde ya olağandışı bir yaşam ya da olağandışı bir kişilik olması beklenir. Örneğin Winston Churchill’in yaşam öyküsü tarihsel olarak bir dönemi anlattığı için ve bu kişi tarihte önemli bir rol oynadığı için okunur. Bir diğer tür ilgi çeken biyografiler de, tarihsel olarak bir iz bırakmamış olsa da bazı kişilerin, yaşadıkları sıra dışı öyküler nedeniyle ilgi çeker. Örneğin bir alkol bağımlısının yaşam öyküsü, hiç tanınmamış biri olmasına rağmen, genel okurun ilgisini çeker.

Biyografiler (ve tabii otobiyografiler) kronolojik olarak bir yaşamı anlatmaya girişirler. Bunlarda okur mutlaka belli bir düzen bekler. Son yıllarda gittikçe artan bir ilgiyle okunan Anı kitaplarında ise böylesi bir kronolojik tutarlılık beklenmez. Anılar genelde izlenimlerden oluştuğu için, biçem olarak çok daha esnek bir yapıya sahip olabilirler. Esnek yapıları da yazara daha yaratıcı olma şansı verir.

Anılar, çoğu edebiyat eleştirmeni tarafından uzun yıllar, öz yaşam öykülerinin bir alt türü olarak algılandı. Etraflı araştırmaya dayanan yaşam öykülerinin tür olarak çok ilgi gördüğü yıllarda, anılar pek ilgi görmedi, hatta daha popüler bir yaşam öyküsü türü olarak ele alındılar. Oysa bugün böylesi bir değerlendirmenin artık yapılmadığını görüyoruz. Anılar edebiyatta vazgeçilmez bir yer edindi kendine. Özellikle sevilen yazar, şair ve sanatçıların anıları yeni bir değer kazandı.

Bu değerlerin ötesinde, anıların bir başka önemi daha olduğunu da düşünmeye başladık. Bu konuyu, İstanbul Üniversitesi, Dramaturji bölümünden öğrencim Emine Özacar, annesinin yazdığı anılar kitabını okumam için verdiğinde tekrar düşündüm. Anılar, ilk başta yazan kişinin ailesi için kuşkusuz çok önemli. Bugün dedelerimden birinin yazmış olacağı anı kitabı benim için ne değerli olurdu. Kendimi, ailemi, anne ve babamın nasıl şartlar altında büyüdüklerini bilmek, eşsiz değerde bir kaynak olurdu benim için.

Anılardan tek yararlananlar kuşkusuz sadece yakın aile de olmazdı: Anlatılan yer -- şehir, kasaba ya da köy – yaşanılan zaman, şartlar, aile içi ilişkiler, kadın – erkek ilişkileri, çalışma koşulları, büyüme sancıları vb. anlamak açısından da çok önemli.

“Bir Anadolu Kadının Anıları”nın başında yazar, anılarını neden yazdığını çok güzel dile getiriyor: “Dedemin ben bu dünyadan göçtüğümde, gelecek torunlarıma anlat, diye vasiyetname gibi aktardığı Kuran’ın ilimlerini babaannem ablamla bana bir tarih okur gibi anlatırdı… ölünceye dek ilim anlattı. Bize de vasiyet etti. Siz de gelecek doğacak yavrularınıza anlatın, dedi.” Aslında yazarın yaptığı, babaannesinin vasiyetini yerine getirmek. Yüzlerce yıldır sözlü olarak anlatılagelen aile hikâyelerini, o yazarak anlatmış. Yazısı, süsten arınmış, yalın ve sözlü geleneğin bir parçası olarak duruyor. Okumaya başladıktan sonra anlatan kişinin sesini duymaya başlıyor okur.

Geçmişin anlatılıyor olması (şimdi de yazılıyor olması) bir kültürün temelini oluşturur. Her nesil anılarını, bir sonraki nesle aktardığında, kültürel bilincin gelişmesinde de önemli bir rol oynayacaktır. Bu anılar, böylece sadece yakın aile ve o köyde büyüyenler için değil, 50’li, 60’lı yıllarda, sıradan bir Anadolu köyünde büyüyen bir genç kızın hayatını tanıttığı için de çok değerlidir.

Asuman Kafaoğlu-Büke
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!