lutuf veli
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 31
|
 |
« : Aralık 21, 2008, 11:38:14 ÖÖ » |
|
Hiç duydunuz mu bir sevgilinin diğerine haykırışını,cicim günlerinde...Kumrular gibi içine almak ister,ruhen ve bedenen,sıcaklığını hissetmek istercesine...Bırakınca kaybedecekmiş gibi bir korkusu vardır yarınlara güvenmez,bazan kendi gölgesi bile korkutur onu.Ruhen hissettiği bu kesafet onun belki de sonu olur,en azından aşkının ...Kırlangıçlar gibi baharı kaybetmenin hüznü yarınlara bellek olur da aşkını arar sanki kimliksizliğin gölgesine sığınarak...
Bir türkü tutturur telli turna ,al yazmalı sevdiceği için ,haber saldığı arifane bilge kimliği içinde...İşte o günlerini arayan bir divane ,bir garip belki de meczup....
Yunus`tur dergaha doğruluk taşıyan kimi zaman ,Mevlana`dır her varlıkta biri arayan...
Fuzuli`dir kimi zaman odlar içinde yanan ,yakılan...
Çoğu kez de bir hiç,koca bir yalaaaaan....
Çocukluğumu, kimliksizliğimi hatırladım da dün ona özlemim var şimdi,ne güzeldi o günler,saklambaç oynarken sabah akşam komşu kızı yanıbaşıma gelirdi de hissederdim teninin sıcaklığını, kucaklamak isterdim de babası ne der korkusu, ya çocuğu olursa hurafesi içime sinerdi ,gömerdim çocuk hayallerimi güllü entarisinin alt ucuna...
Kamışların arasında pıslan potur oynarken davetkardı kokusu kamışın...heyhat kaçıncı içime atışım yaşamın vazgeçilmezini...sabır her şeyin başı derdi ,dedem....o da koca bir yalaaan...
Hikayem bitmedi ama ,söylenebilecekler,söyleyebildiklerim şimdilik bu kadar dersem o da koca bir yalaaaaaan....
Haftaya devamı dedimde ancak şimdi el atabildim,bu hikayemin devamına.Evet yalan demiştim,hayatımızda nicesi var bunların.Mümkün olursa bu yalanlardan bir kesit sunmak istiyorum...
Küçük bir çocuk henüz,ermemiş balik `buluğ` çağına.Köyde,kasabada Anadolu`mun çoğu yerinde balik derler bu çocuğun aklının bir çok şey gibi cinselliği tanımaya başladığı bu evreye...İklimin sıcaklığından mıdır nedir,çok erken bu çağı yaşamaya başladım...Belki de etrafımdakiler bana bunu hatırlattı ne bileyim...Oyun oynarken olan yakınlaşmalarım belki de...Amcamın kızı,halamın kızı ve de illaki o gavurun kızı...Oyunda eşleşirdik hep onunla...Kıskanırdı çoğu zaman kuzenler çoğu kere de oynamıyorum diye mızıkçılık yapardı...Onlara ne oluyordu ki...onların da kendilerine göre eşi vardı,ben de onlara mı mızıkçılık yapayım yani...Yaptım da çoğu kez,dediler sen istediğini eş al...Ondan gayrısı eş olurmuydu,gözüme yeşil yeşil bakışı...Meyletsem kaş çatışı,imkansızdı ondan başkası olamazdı...Mıknatıs gibi çekerdi kendine...Akşamın alacasında başlardı oyunumuz da gece yarılarına kadar uzardı,çoğu kez...Unuturduk evi,yemeği...Bir keresinde yine saklambaç oynarken birlikte saklanmıştık kamışların içine de görünmemek,sobelenmemek için ikimiz bir olmuştuk,kucak kucağa...Yorgunluk zahir yeşil gözlüm uyuyakalmış,ben de onu uyandırmamak için nefesi bile kontrollü alır olmuştum da biraz sonra benim de içim geçmiş uyuyakalmışız saatlerce...Aramışlar sabaha kadar,uyanınca günün ilk ışıklarıyla farkettim kamışlarda sabahlamışız...Ne mi oldu,bir hafta bırak oyunu dışarı çıkması bile yasaklandı garibimin...Ben mi ne olacak canım biraz fırça biraz nasihat yine aynı ben...Oyun çocuğu işte nolacak serzenişleri duyduk bir süre, sonra bir süre de komedi yapıldı uyuyup kalmamız...
Günlerce evlerinin etrafında dolandım durdum,babasına yakalanıp dayak yeme riskini bile bile...Üçüncü gecenin akşamıydı,evin etrafında dolanmış,göremeyince cama bir taş atmıştım.Küçücük bir taş...Taşın eşeklik edesi tuttu,camı kırdı.Kırdığı neyse bir de git adamın,babasının başına düş ,adamın da kafasını kır...Kaçtım ardıma bakmadan...Allahtan görmemişler o telaşe içinde benim kaçtığımı...O gün ve sonraki günler dışarı bile çıkamadım...Neyse ki köyün delisinin üstüne kalmış bizim taş...Delidir ne yapsa yeridir misali sineye çekmiş yeşil gözlümün babası...
Bir akşam babamla annemin konuşmalarına kulak misafiri oldum,malum köy yeri anne baba ve ufakça olduğum için ben aynı odadayım.Uyuduğumu sanıp,babam;
-Hanım seninkinin adamı gidiyor,ne yapacak bizimki...
-Hayırdır giden kim adam,bilmece gibi konuşuyon...
-Kim olacak Nizam şehre göçüyormuş,bilmeyen var mı,bizimkiynen onun kızının oynaştığını...
-Onlar çocuk,herif...Senin için fesat dolu...
-He canım çocuk,gız adamı bir gece aramadık mı,kamışların içinde sarmaş dolaş bulmadık mı?Hem kız her gün bunun yanına gelmiyor mu?Çocukmuş peh...dedi ve sesler kesildi...Uyu uyuyabilirsen...Onların alarmı çalmaya başlayınca top atsan duymazlar.Kalktım yataktan üzerimi giyindim,hemen evlerine gitmeye karar verdim.Ama bir bahane lazım onu görebilmem için.Düşündüm bir müddet,çaldım kapılarını.Benimki açtı kapıyı gülerek,biraz da ürkek gözlerle sorgularcasına...Bir işaretle dışarda beklediğimi anlattım .Babası çıkageldi diğer odadan...
-Hayırdır karaoğlan...Gecenin bu saatinde...
- Evde gaz kalmamış,babam varsa biraz gaz istiyor, dedim.Aklıma ilk gelen oydu.Elektirik yok köyde gaz lambası en modern ışıtma aygıtımız... Bir bana baktı,bir elime...
-Hani oğlum bir bidon niye getirmedin,neyle götüreceksin...Haklıydı herşeyi düşünmüş,yalanı bile bulmuştum da bir bidonu akıl edememiştim...Bir fesupanallah çekti adamcağız...İnanmadım ama dercesine...Bizimki kapının önünde kıskıs gülüyor....Az da zilli değildi hani.Bir de ben fırçayı yiyince ohh çekmez mi...
Adamcağız homurdanarak gitti fıçının başına,gecenin karanlığında bir rezillikle gazı doldururken bir gözüm onda ,bir gözüm benimkinin gülüşünde ...
Biraz konuşmak arzusuyla gelmişim ya bir takım işaretlerle ve kısık sesle dışarda beklediğimi ,muhakkak gelmesini istedim aradaki şifremizi kullanarak....Babası gazı doldurmuş `al bakalım karaoğlan`derken inanmadım ya der gibiydi...Elimde bir küçük bidon gaz,onu bekliyorum hemen evlerinin arkasındaki samanlıkta...Çoğu kez buluşma yerimiz olan bu mekanın olmadık soteleri var.İçeri gireni sen görürsün de yanından geçse kimse seni göremez...Samanlığa girerken Karabaş da kuyruk sallayarak gelmez mi yanıma,kızdım nafile oyun sanıyor hayvan...Artık zorunlu olarak onu da aldım yanıma...Henüz bir saat olmuştu ki.damladı benim ki...Sarıldım yarın kaybedeceğim düşüncesiyle...bir müddet sustuk,ne o, ne de ben bir kelime edemeden...ağzımdan dökülen ilk sözcük
-Gidiyormuşsunuz,oldu.
-Evet ,dedi.Babamın işleri ve benim okulum için şehre göçüyoruz...
-Neden,dedim...
-Artık ortaokullu olduk ya,köyde de okul yok ne yapacağız...okumayalım mı ?
-Niye okumayacaksın,köyden şehre gidip gelen dolu araç var onlarla gidiş geliş yapamaz mıydın ?
-Olur canım bir kız çocuğunu gönderirler mi?Hem gönderseler bile ben gider miyim,dedi o akıllı sevgilim...
Bir saat kadar konuşmuştuk,ama görünüyordu ki yolculuk kesin...
-Olsun dedim,şehirde de bırakmam seni,ne de olsa ben de geleceğim okumaya şehre...Uzun uzun sarıldık,ayrıldık sanki uzaklara giden iki hasret gibi...Elimdeki gaz bidonunu samanlıkta unutmuşum...onu geride bırakıp eve giderken ...Nice sonra yatakta bu son buluşmayı ve onun sıcaklığını düşünürken aklıma geldi...Koşarak tekrar evlerine,samanlığa girdim..Gün ışımak üzereydi...Allelacele aldım da gazı,bir sıkandal oluşmadan hatamı düzelttim...
Sabah olmuştu bu arada.kahvaltı bile yapmadan damladım evlerine.Henüz kamyon gelmiş eşyalar yükleniyor...Gördü babası da...
-Hayırdır karaoğlan ne işin var sabahın köründe.
-Size yardıma geldim amca gidiyormuşsunuz ya...Güldü,
-Hoş geldin o zaman al şu zerzavattan birşeyler taşı...Aldım elindeki kilimi götürdüm koşarak kamyona amacım onu bırakıp yenisini almak gayesiyle eve girmek...Onu görmek... İçeri giriyorum,içerde dayılar amcalar ana baba hepsi var ama yeşil gözlüm yok...bir eşya elime alıp kolaçan ediyorum gizliden yok yok...Neredeydi,neden yoktu içimi bir kurt kemiriyordu ki durumumu anlamış olacak annesi çağırdı...
-Ceylan ,kızım in aşağıda sende yardım et...derken bir tebessüm sarkıttı benden yana,biliyordu aramızdaki ilişkiyi de en sıcak yaklaşan oydu içlerinde...Annem gibi de severdim onu...Bir iki daha eşya götürüp kamyona bırakmıştım ki,nazlım göründü salınarak,bir de yürüyüşü vardı ki,en fazla can alan o kuğu gibi süzülmesiydi beni etkileyen...Bir de her gördüğünde gülmesi ya da tebessüm etmesiydi...Gelmişti gelmesine de ne yapacağını bilmez halde,gözleri ağlamaktan bir hal olmuş...saçlarını açmış ki görünmesin çehresi,ağladığı...Bir ara kimsenin kalmadığı bir anda yüzünü çevirdi de bana...işte o an geçtim kendimden ,söyleyecek kelime bulamadım.Sadece` Üzme kendini,bir adımlık yola gidiyorsun ardından ben de geleceğim` diyebilmiştim.
Eşyalar taşınmıştı da babasının 1960 model uzun şavrolesine binerken başını öne eğişi ...sanki uzun bir ayrılığın ilk habercisi gibi koymuştu bana...Annesi vefalı kadın,hem yanaklarımı sıkmış hem de Ceylan`ımla kısa da olsa vedalaşmama fırsat yaratmıştı...Kısa da olsa sıcaklığını hissetmiştim, tüm yüreğimle kucaklarken...Gitmişti,gitmesine de benimde bir parçam sanki onunla gitmiş,hiçbir şeyden zevk almaz...Sevenlerimi kırar olmuştum.Hatta annemin,babamın zaman zaman sitemlerini de duyar olmuştum...Günler geçmek bilmiyordu,hasret her geçen gün içimi kemiriyor,isyan ediyordum...
Nihayet eylül ayı gelmişti...Asırlara bedel bekleyişten sonra...Okullu olmuştum da,okuldan çok onu bulmanın heyecanıyla okula gittim.Meğer köy gibi değilmiş şehir...Bir çok okul var hangisinde Ceylan`ım ,nerden bileceksin...Çocuk aklımla birkaç okulda araştırma yaptım,öğretmenlerin şüpheci bakışları arsında,öğrenemedim...Hele bir müdür yardımcısıyla geçen şu diyoloğumuz yıllar sonra bile güldürür beni;
-Merhaba hocam.
-Merhaba delikanlı,buyur.
-Efendim,ben birini soracaktım...Aynı okulda okumak istiyorum da...Kendisi dayımın kızı olur...
-Eeeee,
-Acaba sizin okula mı kayıt yaptırdı...
-Eeeee,
- Adı Ceylan Can.
-Eeeee,
-Öğrenebilir miyim...Bana derin derin baktı,kızdığı da her halinden belli....
-İnanmadım amma,efendi bir çocuğa benziyorsun,dedi.Elindeki defterden baktı.
-Yok öyle biri,bize kayıt yaptırmamış...Sen en iyisi diğer okullara sor.Ama onlar benim gibi hoşgörülü olur mu bilemem genç,dedi...Yine bulamamıştım.Acaba evlerine mi gitsem,babası nasıl karşılardı.Adamı köyde epey zor duruma düşürmemişmiydim.Ya kızarsa,ya görüşmemizi engellerse...Bu düşüncelerle kiraladığımız bekar evine gelmiştim...Evden de mis gibi taze yağlı bulgur pilavı kokusu geliyordu..İyi de acıkmıştım,açlıktan olsa gerek unuttum aşkı,acısını bir anlık....
Ah anacığım ah!Neler neler hazırlamış,bu fakir sofrasına....Ayranı ,kuru soğanı,salatası,bir de üzerine tavuğu oturtmamış mı...Nasıl saldırdım da köşede gülerek baktı bana....
_Çok mu acıktın yavrum,otur başına ye derken hala tebessüm ediyordu...Annem kolay kolay gülmezdi...Gülüyorsa da bir önemli sebebi olurdu hep...Onu ciddiyetiyle tanırdı herkes ,ailenin fertleri bile... Nasıl olmasın ki,daha otuzuna gelmeden onbir çocuk doğur ve büyüt,olmadı okul çağına gelince kocanı,evini bırak onların okuması için izbe,harabe evciklerde yaşa...Anlam veremedim annemin sürekli tebessüm etmesine...Öylede acıkmıştım ki abimi bile beklemeden sahanın içindeki pilavı ve tavuğun iki budunu yemiştim...Elhamdülillah diyip sobanın başına çekilirken içerden mutfaktan sesler duydum...
-Anne içerde biri mi var,tıkırtı geliyor...
-Yok oğlum,kedidir.Pencerenin camı kırık ya... demişti.
-Ne yaptın bu gün oğlum,okuluna gittin mi?
-Gittim gittim de anne,okulda öğretmen yokmuş ben de gezeledim,diğer okullara gittim,dolaştım biraz.
-Ceylanı mı aradın?
-Aradım da bulamadım be anne...Hangi okulda olduğunu bir bilsem.
-Öğrenirsin sabırlı ol...Hem belki de o da seni arıyordur.Yine o muzip gülümsemesi üzerindeydi annemin...
-Ben biraz kitap okuyacağım,uyursam üzerimi örtersin
anneciğim ,demiş ve yatak odasına doğru yönlenmiştim ki.... Yine mutfaktan tıkırtılar gelmeye başladı,döndüm o yana,annem önümü kesti...
-Ben kovalarım oğlum sen yorgunsun git hadi derken,önümü kesmişti...Kafamda bir takım düşüncelerle yatak odasına girmiş,masanın üzerindeki ilk kitabı almıştım elime...Bu kitap o güne kadar bir kaç kez okuduğum ama anlamakta zorlandığım`Ruh Adam`İsimli zor olduğu kadar çekici ve insanı hayal alemine salan psikolojik pir romandı...Her gün üç beş sayfasını okur uyurdum...Yine okumaya başlamıştım ki,kapının yavaşça açıldığını hissettim ama annemdir diye yönbümü bile dönmedim...Annem uyuyup uyumadığımı kontrol eder,üzerimi örterdi ben yarı uyanık iken...Hoşuma giderdi onun bu hareketi de uyanık bile olsam uyuyor numarası yapardım...Üzerimi örtüp yanağıma konduracağı o munis buseyi hissetmek için...Yarı uyanık olduğum için yine uyuyormuş numarası çektim ,gözlerimi kapadım...Evet bir öpücük aşkedildi ama herzamanki yerine değil,bu seferki tam dudağıma kondurulmuştu...O şaşkınlıkla gözlerimi açtığımda gülen bir çehreyle karşılaştım...Oydu,aman Alahım,akşama kadar aradığım,binbir dolanbaçlı yollar denediğim bulabilmek için...Ceylan`ım yine o muzipliğini takınmış,hem gülüyor hem de ``ya işte ben`` diyordu ...
Ne uyku kalmış ne de yorgunluk,fırladım yataktan sarıldım, sanki yılların özlemi varmışcasına..... Ne kadar öyle kaldık bilmiyorum,ta ki annemin,
-Hadi oğlum Ceylan`ı evlerine kadar götürüver,annesi merak eder ...demesiyle kendime gelmiş,elele odaya girmiştik...Ceylan meğerse küçük kardeşini gezdirme bahanesiyle evden ayrılmış,benim geldiğimi öğrenince bir tanıdıktan...
-Evi nasıl buldun,burda olduğumuzu kimden öğrendin,diye ard arda sıraladım soruları da,şaşkın...
-Anneni gördüm sokakta,tesadüf...dedi.Bir süre onunla özlem gidermek için yavaştan aldım gitme işini,havada kararmak üzereydi...Artık ayrılma vakti gelmişti...Öyle ya burası köy değildi.Ufak bir çocukla gezen bir genç kız...gerçi henüz daha biz çocuktuk ama kendimizi yetişkin gibi görüyor,pek çok yetişkinin yaşayamadığını,hayal bile edmeyeceği duyguları yaşıyorduk...Artık yüzüm güler olmuş,herkese hoş görüyle,sevecen yaklaşır olmuştum...Öyle ya daha ne isterdim ki,ceylanım yanımda yanıbaşımdaydı...Hep o geliyordu bize...Benim evlerine gelmemi istemiyordu,babasının,amcalarının korkusundan...Babam da hoş görülü ama amcalarım sana karşı yobaz diyordu da haklıydı galiba...Bir kaç kez karşılaşmıştık da adamlar nerdeyse saldıracaktı...
Okul başlamış,okulun bitmesini hergün iple çeker olmuştum.Ben sabahçıydım oysa öğleci...Okulun bitiş ziliyle adeta koşarak onun okulunun önüne gider,beş dakikalık da olsa onu görmek mutlu ederdi beni...Günler böylesine mutluluk oyunu oynayarak geçip giderken yıllar geçmiş artık büyümüştük ikimiz de...Annem bizimle beraber değildi artık...Büyüdük ya...Ortaokul ikinci sınıftan sonra evimi kendim tutar,boğazıma kendim bakar,çamaşırımı,bulaşığımı kendim yıkar olmuştum...Bir kişinin boğazı, çamaşırı ne olursa işte...Hakkını yemeyelim ceylan`ımda az yardımcı olmadı bu konularda...Evde annesi hiç bir iş yaptıramazmış da özellikle her gelişinde evi temizler,düzenler binbir zahmet ederdi gülüm...
Artık yasaklılık da kalmamış,evlerine de girer çıkar olmuştum,amcalarının olmadığı zamanlarda...Babası da kabullenmişti samimiyetimizi ve birlikteliğimizi...Artık yarı şaka,yarı ciddi damat diyordu...Karaoğlanlıktan damatlığa terfi de etmiştik...
Ta ki lise son sınıfa gelinceye kadar ,ilişkimiz iki sevgilinin düzeyli birlikteliği şeklinde devam edrken,siyasi arenanın karışması şehirlerin ,mahallelerin,sokakların parsellenmesi epey zorluyordu buluşmamızı...Aile engelini aşmıştık ama sağ sol karmaşası bir başka engel olarak karşımızdaydı...
78 Yılının bir cuma günü,akşam üzeri benim evde biraz sohbet etmiş;gelecekten ülkenin içinde bulunduğu siyasi durumdan konuşmuştuk da o beni ben onu ikna edememiştim...Öyle ya ikimizde farklı kutupların düşünce yapısındaydık...O solcu ben ülkücü ...Herkes nasıl anlaşabildiğimizi merak ederdi,geçmişi bilmeden...Çok da baskılar oldu ayrılmamız için,ama biz etle tırnak gibiydik...Fikirlerimiz,doğmalarımız ne kadar bizi zorlasa da ayrılmaz bir bütündük sanki...Henüz sokağa çıkmış,Uzun çarşıdan evlerine doğru giderken Çamlı Kahve civarında bir kalabalık gördüm .Meraktan kalabalığa doğru yaklaşırken grubun içinden bir yeni yetmenin`İşte bir kominist ve sevgilisi`diye aleni bağırmasıyla bütün kalabalık bize dönmüştü...Korkmadım desem yalan olur.Ya içinde tanıyan yoksa...Kalabalık psikolojisi nasıldır bilirim...Liderin verdiği talimat aynen sorgulanmadan uygulanır.Hele o günkü psikoloji buna müsaitse...O sözü söyleyenin üzerine gittim direk ve iyi bir Osmanlı tokadı akşettim suratının üzerine...Eğer onu yapmasam biliyordum ki tanıyan çıkıncaya kalabalık,sürü psikolojisi linç edecekti bizi..Benim bu hamlem diğerlerini durdurduğu gibi dayak yiyeni ayırma kaygısına düşürdü...O aşamada zaten devreye giren,ocaktan ve okuldan tanıdıklar yetişmiş,hamleyi yapan lise birden alt sınıftan öğrenci ise bir güzel haşlanmış biz de salimen bu kalabalıktan çıkmıştık...Çıkmıştık da asıl zora doğru yolculuğumuz başlamıştı...Hani o yıllarda sokaklar,caddeler,mahalleler parsellenmişti ya...Sağ hakimiyetinden sol hakimiyetine doğru Ceylan`ımın mahallesine giderken de içimde bir kuşku vardı...Her ne kadar `korkuyorsan gelme istersen` dediyse de bir tanem..Gençliğe,delikanlılığa yedirememden olsa gerek,yürüdük.Çok iyi bildiğim bölge olduğu için nerelerin tehkike arzettiğni biliyordum..Hamam civarı ve Ziraat Bankası yanında bulunan kahveyi aşarsak sorun değil diye düşünüyordum ki,kahvelerin önünde bir grup peşimize düştü...İçlerinden biri yaklaştı önce,laf atmalar sıklaştı...Elim böğrümde saldırdılar saldıracaklar diye,kaçamıyorum da Ceylanı yalnız bırakıp...Neyse bize öğretilen bir takım taktikleri kullanarak pek fazla da yaklaştırmadık bu grubu.Kendimizi evlerine atıncaya kadar...Evlerine bıraktıktan sonra ne kadar ısrar ettimse de babası bırakmadı,durumu öğrenince.Çünkü evde gözetleniyordu...Uzun bir süre evlerinde kalmak zorunda kaldım.Saat bire yaklaşırken babası:
-Hadi Karaoğlan götüreyim seni bölgenize ,demişti.Ve arabasına bindik ara sokakları dolanarak bizim bölgeye gelince teşekkür edip inerken;
-Karaoğlan hem kendin için hem de Ceylan için mümkünse buluşmalarınızı azaltsanız,bak bu gün başınıza gelenler ders olsun size...demişti de çekip gitmişti.İçime bir sızı bırakarak.Öyle ya yıllarca sorun olmayan buluşmamız bu anarşi ve çatışmalar yüzünden hoş karşılanmıyordu anlaşılan.Yarını iple çektim.Acaba Ceylan`a ne demişti babası...Okula gitmedim,sabahtan okuluna damladım...Kapıda bekliyorum Ceylan`ı...Salınarak gelişinden uzaklardan tanırdım onu...Boşa beklemişim gelmedi,sonraki gün de yoktu okulda...Ne olmuştu acaba,hasta mıydı yoksa Ceylanım...Tam üç gün onun yolunu gözledim ...yok yok yok...Evine de gidemiyorum,yasaklı değilim ama siyasi cezalıyım adeta...Sınıf arkadaşlarına soruyorum onlarda bilmiyor neden gelmediğini...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
lutuf veli
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 31
|
 |
« Yanıtla #1 : Aralık 21, 2008, 11:44:16 ÖÖ » |
|
Üçüncü günün akşamı gözler şiş vaziyette eve geldi bir tanem...Epey sessiz kaldık,bakıştık kimi zaman...gözünden çaresizlik okunuyordu...Nice sonra gidiyorum diyebilmişti de sebebini söylerken gözleri dolmuştu...
-O geceden sonra babam,annem uzun uzun konuştular, benim hakkımda konuştuklarını biliyordum...çıkan kararı söylediler üzgün de olsalar...okulumu okumam ,üniversiteye hazırlanmam için Adana`ya kaydımı alacaklar...hem dersane hem de okula gidecekmişim orda...İstemiyorum dedimse de beni dinlemediler...dedi ve sustu...göz yaşları sicim gibi akıyordu...
- Neden üç gündür okula gelmedin,beni merakta koydun...
-Üç gündür mücadele ediyorum,gitmemek için...bir de beni bu halde görmeni istemedim...Çaresiz gözüme bakıyordu...Kalktım mendilimle göz yaşlarını sildim...Sonra;
-Üzme kendini çaresini buluruz...demiştim de ben de inanmıyordum çaresini bulacağımA...Sonra konuşurken akşam olmuş,kucağımda uyuyakalmıştı yine masumane...yıllar öncesi kamışlar arasındaki maceramız geldi de aklıma...nefes almaya korkarak o masum duruşunu seyrettim saatlerce...
Benim yanıma geleceğini bildiği için ailesi de aramadı o gece...Nice sonra uyandı,gözlerini üfeleyerek...
-Çok geç olmuş,ne yapacağız şimdi...dedi.
-Hiçbir şey burda kalacaksın,istersen ben gider bir arkadaşta kalırım,işte anahtar, dedim.
-Deli misin sen,ben seninle olmak için geldim,gerisi vız gelir bana...
-Ya ailen...
-onların bana güveni sonsuz,yanlış yapmayacağımı bilirler...
Gerçekten o gece ailesi aramamış,biraz sitem etmişler sadece...Sabaha kadar o çay demlemiş,sohbet etmiştik de sabaha doğru birbirimize sokulup uyuyakalmıştık...Gözümüzü açtığımızda öğle olmak üzereydi...
Ayrılmakta öyle zor gelmişti ki,saatlerce göz göze elleri elimde kopamamıştık bir türlü...biliyorduk ki ayrılmamız zor da olsa katlanmak gerekiyordu.Elele çıkmıştık sokağa,o yasaklı dönemde...Mümkün mü bir kızla oğlanın elele samimi bir şekilde çarşıda gezmesi...Tuhaf bakışları sezinliyordum ama umrumda değildi...Bir tanemi kaybediyordum belki de...Sınıra gelmiştik o sessizliğin içinde...Malum sınır ülkücülerle,solcuların kafalarındaki sınır...Ayrılmamız gerekiyordu ama nasıl...Bu ayrılık diğer ayrılıklara benzemiyordu.Sanki yüreğimi söküyorlardı...Sanki etimi kör bıçakla kesiyorlardı,ellerim kollarım bağlıyken...Uzun süre ardından bakakalmışım,nice sonra bir el omzuma dokundu,silkeliyordu beni...Bu sınıf arkadaşım ve can yoldaşım Bekir`di...Zor da olsa kendime gelmiştim.
-Oğlum sen kafayı mı yedin,ne bu halin...
-Noldu ki ,demiş ve etrafımda olanların yavaş yavaş farkına varmaya başlamıştım,bir tanem kaybolurken...Tam sınırdan uğurlamıştım ya aşkımı.Karşı tarafta bir hareketlilik vardı,guruplaşmalar olmuş bana doğru gelmekteydi bir kaçı...Niyetleri belli ya dövecekler ya da....Bunun farkına çamlıkahvede otururken varan arkadaşlarım ve Bekir peşime düşmüşler,beni o halde kendimden geçmiş vaziyette dalgın dalgın görünce uyarmaya gelmişler...Yanımda arkadaşları görünce bana yaklaşan o üçbeş kişilik gruhta hareketsiz kalmıştı...Belki de ölümden kurtarmıştı can kardeşim beni o sarsmayla...Beraberce herzamanki toplantı yerimiz İmparator kahvehanesine gelmiştik.Bir köşeye çekilmiş çaylarımızı yudumlarken...
-Halini beğenmiyorum dostum,ne bu hal ...
-Geçer be Bekirim merak etme sen...
-Geçer geçer de seni de bitiriyor...
-Ne yapayım elimde değil ki...
-Oğlum bir eksiketeğe bu kadar bağlanma,yakışıklı çocuksun...Biri gider diğeri gelir...silkelen kendine gel....
-Denemedim mi sanıyorsun Bekir`im,denemedim mi..Olmuyor ,olmuyor...İçime işlemiş yılların birlikteliği...Çocukluktan sevmişim ,çocukça sevdim sanırken kara sevdaya tutulmuşum...Her anım onunla,onsuz olmuyor...
-Alâ güzel ama kendini de yiyip bitirme...Hem hep berabersiniz,sıkıntın ne ki...
-Sıkıntım o gidiyor Bekir,beni bırakıp Adana`ya gidiyor,bu gün onu söylemeye gelmiş,ne yapayım şimdi..... Bir sessizlik oldu bir süre düşündü kardeşim...Sonra
-Kaçıralım mı ne dersin...Güldüm önce ve
-İdealleri olan biri o gelmez ki, dedim .
Gitmişti sonunda,yüreğimi de alıp...Yıllarca ardından şiirler yazdım,kurgular yaptım...Heyhat en son yaptığım kurgu bir ümitsiz aşkın hikayesiydi,hiç kavuşamayan iki aşığın...Meğerse kendi hikayemi yazmışım bilmeden...Ceylan`dan bir daha haber alamadım dememi bekliyorsunuz belki de...Hayır yılda en az iki kere görüştük ama...Her defasında benden uzaklaştığını hissettim...Hele son buluşmamız artık daimi ayrılığın habercisi gibiydi...Lise bittikten sonra ilk yılda üniversiteyi tutturmuştu...Biyoloji öğretmenliğinde okuyordu...Bense siyasi arenanın içinde kaybolmuş gitmiştim...Okul okumamıştık ki...Hergün kavga ,dövüş sınıfta bile candarmalı eğitim alır olmuştuk...Okulumuz üç ay kapanmış eğitim tamamen bitmişti...Kendimizle kavgalı olduğumuz yetmiyormuş gibi bir de öğretmenleri taciz eder,onların ders anlatmasına da mani olur olmuştuk...Haklı haksız...Belki çoğu kişi hatırlamaz o yıllarda kırk günlük öğretmenler vardı...Çeşitli fıkralara konu olan...Bu öğretmenler de eğitimsiz olduğu için sadece siyasi propoğanda yaparlardı...Onlarla da mücadele etmek zorunda kalırdık...Tabi yaşın yanında kuru da yanarmış misali gerçekten eğitim için gelen hocalarımız da bu olumsuzluklardan nasibini alırdı...Sonuç elbetteki bizlere yansıdı ilk yıl üniversiteye girememe olarak...
Ceylan`ım üniversiteli olmuş,bense köyde hayvan otlatan çoban konumunda...O serpilmiş daha da güzelleşmiş bense hırpani görünümlü...Hiçbiri değil belki ayrılığın sebebi,belki de hepsi...
Üçüncü yılın sonunda nihayet azimle üniversiteyi ben de tutturdum, o havayı teneffüs etmek ayrı bir hazmış,Ceylan`ım Anadolu`nun bir ücra köşesinde öğretmenliğe başlarken...Bir kaç mektup sonrasında evlendiği haberi geliyor bir dosttan...Küçük bir notla``Ölünceye kadar seveceğim``diyen not onun el yazısı...
Sonradan bir mektup aldım son mektubuydu...
``Aşkım,
Bu mektubu yazıp yazmama arasında aylarca gittim geldim...İstemeden de olsa bir yuva kurmak zorunda kaldım...Belki de yanlış yapıyorum ama..Sana ve aşkına ihanet ettiğimi düşünme!İnşallah bir gün yüz yüze geliriz de sana herşeyi anlatırım...Şu kadarını bilmeni isterim ki,ben hep senin o Ceylan`ın olarak kalacağım...Artık kavuşmamız imkansız da olsa...
Bir oyunun ,bir kumpasın kurbanı oldum,en yakınlarımın ihaneti seninle ebedi ayrılığımızın sebebi oldu...Ama her zaman yaşadığım o ulvi aşkın sıcaklığını hissedeceğim içimde...diye uzayıp giden bu mektup belki de hayatımın dönüm noktasıydı...Artık kinle, öfkeyle olsa gerek başka çiçeklerden bal almak isteği bir çok kızın canını acıtmıştım...Üç günlük aşklar yaşar olmuştum üniversite yıllarımda...Ama her beraber olduğum kızda onu arıyordum...Benim ki ondan kopma değil iyice saplantı haline dönüşmüştü...Hiç bir şey tat vermez olmuş hayattan nefret eder olmuştum...Bir kaç kez de iyice sarhoş olduğum zamanlarda intihar etmeyi bile düşünmüştüm,ölümün eşiğinden arkadaşlar tarafından döndürülmüştüm...
Hiç bir acı daim değil derdi çok sevdiğim bir dostum...Galiba aşk acısı daimmiş...Bir türlü bitmiyor...Aradan geçen onca yıl,artık çocuklarımızın olduğu boyumuzca... şu an bile hatırlayınca içimde bir yanma olduğunu hissediyorum...
Yıllar ne tez gelip geçmişti ki acısı yüreğimde bir kor gibi dururken yeni hayatlar kurmayı düşünmüş ve kurmuştum da...Haberleri gelirken bile,öyle ya o da istemese de evlenmemiş miydi...Onca yeminlere ve aşka rağmen...Uzakta görev yapmak benim için bir fırsattı ,onu unutmak adına...Artık kendi vilayetime gelmek zamanıdır diye karar verdiğimde tek dileğim onun da gelmiş olmamasıydı...Aynı havayı teneffüs etmek düşüncesi bile zor geliyordu...1996 yılında tayinim Adana`ya çıkmış ordan ilçeme zor da olsa tayini,hem de okuduğum liseye yaptırmıştım...Tek idealim kalmıştı o da okuduğum okulda öğretmenlik yapmak,oldu sonunda...onun mutluluğu da bir başka oluyor...Henüz emekli olmamış üç öğretmenimle tanıştık yeniden...Onlar da mutlu oldular,benim kadar...
İlçemde ikinci yılımdı.Dediler yeni bir biyoloji öğretmeni atanmış okulumuza...Hiç aklımda yok onun olacağı...Müdüre bay mı bayan mı gelen öğretmen dedim...Bayan,buralı ismi de Ceylanmış galiba diyince iyice meraklandım...Soy ismini söylediğinde eyvah...demişim.Müdür meraklandı bu kez...
-Hayırdır ,tanıyor musun...
-Tanımaz olaydım keşke...sonra anlatırım müdürüm dedim ve çıktım...İşte o günden sonra anladım ki...bitmemiş,bitirememişim...İçimde bir sızı peydah oldu ki anlam veremediğim.Bir gün sonraydı,salınarak bir girişi vardı ki öğretmenler odasına,yıllar bir sinama şeridi gibi gözümün önünden geçtiler... Unuttum sandığım,bir süredir askıya aldığım tüm duygular seranat yapıyorlardı adeta...Koşup kollarımın arasına alasım geldi,o eski günlerdeki gibi...Yapamıyordum,yapamazdım bütün alemin içinde rezil olmakta vardı...O ise gayet samimi ve sıcak bir şekilde ,
-Merhaba arkadaşlar,demiş ve kendini tanıtmıştı odada olan öğretmenlere.Göz göze geldiğimiz anı unutamıyorum...Abartısız beş dakika bakakalmıştık,sanki o yılları yaşarcasına...Oturduğu yerden kalktı yanındaki bayanlara``Bir dostu gördüm`` diyerek.Bense birşeyler yapıyormuş havasına bürünsem de her halimden belliydi onu düşündüğüm.Gelmişti yanıma gülerek...Yanında da 4-5 yaşlarında sarışın bir çocuk...
-Merhaba ,diyerek uzatmıştı elini...
-Merhaba, dedim ama nutkum durdu.Benden önce o uzattı yanaklarını...öpüştük iki eski dost gibi...Yer gösterdim,oturduk yan yana...
-Hayırlı olsun tayinin,artık buralısın herhalde.
-Neden olmasın bütün amacım okuduğum okulda görev yapmaktı,sen gibi...
-Bu çocuk senin mi...derken çocuğun başını okşamıştım...
-Evet,adı da.....demişti.İşte o an bir kez daha yıkılmıştım.Çocuğuna benim adımı koymuştu...Sonrasında epey bakışmış,yılları anmıştık da doyamamıştık,birbirimize...Ta ki müdür yardımcısının gelip `ders başladı arkadaşlar` demesine kadar...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
lutuf veli
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 31
|
 |
« Yanıtla #2 : Aralık 23, 2008, 12:38:33 ÖS » |
|
Sevgili yağmur bey hikayeler net benim ilk göz ağrım üç yıldır orda yazıyorum...Radyo yayınım hikayeler.net radyosunda her pazartesi saat 8 ile 12 arası saygılar.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
lutuf veli
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 31
|
 |
« Yanıtla #3 : Aralık 23, 2008, 20:59:00 ÖS » |
|
Ayrılmak hayli zordu,görev bizi çağırsa da...Sesim çıkmaz olmuştu,yılları ve acılarını haykırmak,belki de hesap sormak isterken...Kısık bir sesle;
-Ceylan,güle güle görüşmek üzere...diyebilmiştim sonunda.Acı bir tebessümle,
-Hıı,görüşürüz derken sarışın çocuk eteğinden çekiyordu bile...O ,derse giderken bir süre bakıp kalmışım ardından.Taa ki ağa dediğimiz müdür yardımcısı yanıma gelip,imalı imalı...
-Alo,Karadeniz`de gemilerin mi battı .demesiyle kendime gelmiş,kalan süreyi sınıfta geçirmek ,için sınıfın yolunu tutmuştum...Ne mümkün sınıfta olabilmek...Hala o günlerde,yıllarda gezinip duruyordum...Sınıf başkanına,
-Kızım ben biraz rahatsızlandım,kendimi iyi hissetmiyorum..Otur şuraya arkadaşlarınla bir şiir çözümleyin,dedim ve dışarı çıktım...Boğuluyordum adeta sınıfın o ağır havasında...Bir yandan da kalp sıkıntısı baş göstermişti...Ailemden ve çocuklardan sakladığım...Dışarı çıktıktan sonra her zamanki gibi sigara odasına yönelmiş,yasak olmasına rağmen koridorda bir de sigara yakmıştım...Hiç yapmadığım,yapanı ayıpladığım bir işti ama yaptığımın da farkında değildim...Zaten az kalmıştı zilin çalmasına da...Sigara odasında dersi boş olan bir Andırın`lı öğretmen arkadaş vardı...Şaban hoca,fizikçi...herkesin derdini kendi derdi sayan,yakın,sıcak,dost...
-Hayırdır abi,bir sıkıntın mı var,rengin solmuş...
-Yok be Şaban,moralim bozuk biraz...
-Abi yapacağımız bir şey varsa...Bu arada zil çalmış sigaracı dostlar birer ikişer odaya giriyordu...Sanki hepsi bir derdin varmış dercesine yüzüme bakarak...Orası da sıkmaya başlamıştı beni...sessizce çıktım biraz nefes alacağım ortam diye düşündüğüm bahçeye,orda da öğrencilerimin birer ikişer gelip geçmiş olsun hocam demeleri iyice daraltmıştı beni....
Bir kaçış belki de yılların eskitemediği aşkın girdabından kurtuluştu aradığım...Olmuyor, olmuyordu,çırpındıkça petrol deryasında batan kuşun hayali geldi gözlerimin önüne...Kim dost kim yabancı onu da kestiremiyordum artık...ya bu günkü halim on dokuz yıllık hayat arkadaşımın ,eşimin kulağına giderse...işin yoksa bir de ona hesap ver...bunca hengamenin,çıkmazın arasında onu da düşünmek zorundaydım ya...O da bu aralar bir psikolojik sorun yaşarken iyice bunaltmanın bir anlamı var mıydı...Ya çocuklarım bi haber daha ergenlik çağını yaşarken aile sorunuyla karşılaşması....Aman Allah`ım hepsi bir saç ayağı,ayağın birinin aksaması nelere malolacak...Müdürden rica ettim bu gün beni izinli sayması için...Adamcağız halin hal değil amma,git bakalım dercesine bir bakışla izinli saydı...Arabaya bindim iki de bira aldım şehrin dışına sürdüm arabayı...biraz yalnız kalmam,düşünmem ve hareket tarzı belirlemem gerektiğini düşündüğüm için...Düşündüm saatlerce...Bir çıkmazın içindeydim.Ceylan`la aynı okulda çalışacaktım ve de iki yabancı gibi davranacaktım,bu mümkün müydü...Hem daha cevaplanmamış bir yığın soru vardı,bu aşkın böyle bitmesini aydınlatacak...belki o zaman biterdi...Hem ceylan eşinden de ayrılmış...Oğluna benim adımı vermiş,demek ki o da unutmamış,unutamamış....En kısa zamanda konuşmam ve nedenini öğrenmem gerekiyordu böylesine severken birbirimizi,ayrılığa neden olan olayı...Gönderdiği mektuptaki sırrı...Bu arada eşimi ve ailemi de bu olayın dışında tutmalıydım ama nasıl...Gerçi ceylanla olan geçmişimi biliyordu eşim...bir takım tesadüfler ona anlatmama vesile olmuştu ama...Hangi kadın eşinin eski sevgilisiyle aynı havayı teneffüs etmesini ister ki...Hele biraz da kıskançsa....
Kaç saat olmuştu geleli,bilmiyorum ama giderken havanın içim gibi karardığını hissediyordum...Bir şeyler boğuyordu hala beni...Ne olduğunu anlamadığım bir sıkıntı vardı içimde...Sanki ard arda gelirmiş insanı aciz eden sıkıntılar...Aynı günlerde ailevi sorunlar da yaşıyorum...Aynı apartmanda kaldığım abimin biri ve uğursuz eşiyle...1997 yılına kahrediyorum adeta...Neden,niçin bir yığın soru ve çözümsüzlük varken kafamda.Birde C`eylanım çıkageldi karşıma....Saatler sonra eve gelmiştim.Eşim nisbeten huzur bulmuş görünüyordu....Her gün çin için ağlayan ,hayatı bir zindan gibi yaşayan ve yaşatan insan gitmiş munis ,sakin sevecen bir insan vardı bu gün kaşımda...Kapıda karşılamış öpmüştü yanaklarımdan...Bu sıcak ilgi ve tebessüm bir anda kaygılarımın yok olmasını sağlamış,mutlu olmuştum...Öy le ya iki yıldır hüzün yaşanan bu mekanda gülücükle karşılanmak sevgi sözcükleri duymak bir başka haz veriyor insana....
O özlediğim `aşkım` sözcüğü ile karşılamıştı da beni uçuyordum sevinçten...Kendi kendine söz vermişti hayatımIn bu sayfası ki bundan sonra üzülmeyecek,üzmeyecekti kendini ve bizleri...Mümkün olursa...O gün bir duygu sağanağı yaşamıştım iki cepheli...Ama diğer cephede malesef hala bir fırtına esiyordu ki dinecek değil...Nasıl sabah ettim bilmiyorum saat beş gibi uyuyakalmışım...Öğleciyim Allah`tan,gözlerimi açtım saat on bir.Okula zor yetiştim,kapıda müdür karşıladı nasılsın hocam iyimisin faslından sonra öğretmenler odasındayım ...Oturuyor Ceylan`ım yanında bir bayan öğretmenle...Selam verdim ve geçtim bir köşeye oturdum....Gitmesini bekliyorum diğer öğretmenin.Kalkmaz bir türlü,meğer dersi boşmuş hanımefendinin...Bekledim bir süre daha derse gittim sonra...Teneffüste görüşürüz hiç olmazsa diye,ümitlendim.Derse giriyorum ama aklım fikrim onda...Ne yapıp yapıp bu gün bu konuyu açılığa kavuşturacağım.Kesin kararlıyım...
Nice sonra boş kalınca kendi geldi yanıma.merhaba diyip oturdu yanımdaki boş sandalyeye.
-Merhaba,dedim ve bir süre bakıştık,yılları sorgularcasına...Suskunluk hakimdi,ortama...Oysa neler neler söylemek istiyordum da,hiçbiri çıkmıyordu düğümlenen yerinden.Bir süre sustum,sustuk.Sonra o başladı söze...
-Yıllar ne çabuk geçti değil mi...
-Geçti ya ...Yıkıntıları gördüğümüz,dedim de içimdekileri söyleyemedim gözlerine bakınca...İki yabancıydık adeta...ama ruhları hala bir birine akan iki yabancı...
-Olmuyor Ceylan olmuyor,sana söylemek istediklerimle,söylediklerim aynı şeyler değil...
-Biliyorum,ben de...dedi, yutkundu sanki boğazına bir şey takılmış gibi...
-Ders çıkşı son kez buluşma imkanımız var mı...
-Neden son kez...
-Sen evli,ben evli,sorumluluklarımız,çocuklarımız var...Artık liseli aşıklar gibi buluşamayız herhalde...
-Hem,bunları hem de şu mektubunu konuşuruz müsait olursan..
-Olur saat beşte dersim bitiyor,nerde dersen buluşalım...
-Ders çıkışı ben alırım seni,ailene haber ver,merak etmesinler...dedim ve bir nebze rahatlamış şekilde derse girdim...Bir huzur hasıl olmuştu Allah`tan...Dersi de şiir lezzetinde işler olmuştum.Öğrencimin biri derste kendinden geçmiş de...`Hocam aşık mısınız`diye sormuştu o gün....Artık son derse giriyorduk ki aklıma geldi.Ceylan`ın belki sıkıntısı yok ama benim vardı...Yalan da söylemek istemiyordum yirmi yıllık eşime...İnşallah sorgulamaz diyerek aradım eşimi...Biraz geç gelebilirim aramayın beni diye haber verdim...Bir arkadaşla buluşacağımızı söyleyerek...
Ders çıkışı aldım arabaya Ceylan`ı da şehrin dışına doğru sürdüm arabayı...Yanıma oturmuştu...Şehrin dışına çıkıncaya kadar sustuk,konuşmadı,konuşmadık...Artık şehrin gürültüsü gerilerde kalmış,yayla yoluna doğru hareket halindeyken,
-Nereye gidiyoruz aşkım,demesiyle irkildim birden...Ondan duymayalı bu sözü sanki asırlar olmuştu,yıllar geri döndüler sandım da...korktum.Öyle ya, o sahneleri bir daha yaşamak,gerçek olabilir miydi...Gözlerimden pul pul yaşlar akmaya başlamıştı,bu çıkmazın içinde....Mendilini çıkarmış akan yaşları silmeye çalışıyordu,hiçbir şey olmamış gibi...Artık arabayı da kullanamaz olmuştum....Durdurdum tenha bir yerde,indim arabadan...O da inmiş,koluma girmişti bile davetsizce...
-Suçluyorsun beni biliyorum ama,anlatınca herşeyi, sana olan sevgimin,aşkımın bitmediğini göreceksin...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
lutuf veli
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 31
|
 |
« Yanıtla #4 : Aralık 23, 2008, 21:04:33 ÖS » |
|
Susuyordum hep,birde dinliyordum sessizce...Bir süre ağaçların altında gezelemiş durmuş,hırsım ve öfkem biraz dinince,gidelim mi demiş ve arabaya doğru yönelmiştik... -Sakıncası yoksa arabayı ben süreyim demişti.Ve binmişti bile...İyi de olmuştu çünkü,kullanacak durumda da değildim gerçekte... -Nereye gidiyoruz aşkım,hangi yaylaya... -.......yaylasına,orda evim var...rahatsız edilmeyiz... -Ne güzel,hep merak ederdim yaylayı... -Gitmedin mi hiç yaylaya... -Biliyorsun evlendikten sonra hep büyük şehrin sitresini çektim,yirmi yıl... -Dinlemek istersen,başlayabilirim,neden niçinleri anlatmaya.... -Yok dedim ,şimdi kafam yerinde değil...Eve varınca konuşuruz. Bir buçuk saat süren yolculuk sonrasında yaylaya ulaşmıştık...Kimsecikler yoktu bu sonbahar aylarında...Ağaçlar çıplak ,tepeler karlıydı...yüreğim gibi fırtınalıydı havası da....Çok rahattı yanımda oysa...Ben rahat değildim,kafamda sorular,sorular ve ailem ,çocuklarım...Ondanda vazgeçemiyorum ki...Bir ikilem içindeyim...Sobayı yaktım,o mutfakta birşeyler hazırlarken.Sonra odaları gezmeye başladı,bir bir... Yanıma gelmişte sessizce haberim olmamış... -Eşin de zevkli insanmış,eşyalarından belli...Sanki sesinde bir kıskançlık varmış gibi... -Sahi aşkım,eşin kimlerdendi,tanıyor muyum...Tanışmak isterdim biricik aşkımı kaptırdığım insanı... -O da olur inşallah,tanıyacağını sanmıyorum...Karşı köyden,adı.....dedim... -Aaa nasıl tanımam o benim sınıf arkadaşım ortaokuldan,yapma ya...Bak buna üzüldüm şimdi... -Üzüldün mü niçin ? -Niçin olacak,yıllar sonra bulduğum aşkımı bırakmamı benden kim isteyebilir ki... -Ben ,dedim.Bir süre sessizlik oluştu...Üzüldüğü her halinden belliydi...Yüreğim elvermedi de ... -Gel yanıma dedim ,çektim kucağıma...Bekliyordu bu hareketimi...çogu kez bir olduğumuzda sıkı sıkı sarmak için yapardım bu hareketi...İstemsiz olarak birleşmişti dudaklarımız,sonra ruhumuz...Asırların hasretini dindirmek istercesine...Gözleri yaşarmıştı,beklemediği tepki karşısında...Sonra oturttum dizlerime,sildim ellerimle göz yaşlarını...Üzülme dedim ve başını omuzlarıma yasladım...Saatlerce öylesine hareketsiz kaldık... -Ne hatırlattı sana bu anımız,Ceylanım.... - Neler hatırlatmadı ki,küçücük bir çocukken yaşadığımız aşkı,güzelliklerini,kamışlarda uyuyup kalmamızı ,demiş ve kahkahalarla gülmüştük. Ögünlerin mutlu sahnesi canlanmıştı gözümüzde.sonra bir sessizlik ardından hüzün çöktü ortama... -Evet aşkım,şimdi zamanıdır her şeyi aşikar etmenin yirmi yıl sonra da olsa.Demiş ve gayet kararlı bir şekilde kasaveti dağıtmak istercesine söze başlamıştı... - Bu gün her şeyi anlatacağım sana.haksız yere suçlamaların,bana kahırların yıllarca yaraladı beni de...yutkundum hep bu anı bu günü bekledim durdum .Neden aşkıma ihanet ettim,ya da sen öyle sandın yıllarca...Senin cephenden bakınca ve gerçekleri bilmeyince evet ihanet etmiş görünüyorum...oysa bir de bana sorma zahmetine katlansaydın,sorsaydın...Durmuştu gözleri buğulu buğulu...Evet bana sorsaydın keşke...Gerçi o zamanda meselenin aydınlanacağı yoktu ya...Sanki o yılları yeniden yaşıyordu,ürkmüş,korkmuş,sesi titriyordu.... -Anlatmak zorunda değilsin,hem olan oldu,geri getiremeyiz ya,dedim. -Geri getiremeyiz belki ama bu vicdan azabından kurtulurum hiç olmazsa...sevdiğim insanın gözünde suçlu yaşamaktan da kötüsü olamaz demiş.gözlerinden yaşlar boşanmıştı...kış yağmurları gibi...Bir müddet başını yasladı göğsüme dindirmek istercesine yüreğindeki fırtınayı...Nice sonra anlatmaya tekrar başladı... -Ailemin sana karşı tavrını biliyordun.Annem benim kadar severdi seni.Babam sonradan da olsa ısınmıştı ve damat olarak kabullenmişti bile...O siyasi kargaşadan kurtarmak için adanaya yollamışlardı...İsteksiz de olsam...Amcamın evinde bir dönemlik misafirliğim böylece başlamıştı...Amcamların sık görüştüğü bir dostları vardı...Bu gelip gitmelerde tanıştığımız hiçte kanımın ısınmadığı , benim yaşımda çocukları vardı...Askıntı olmaya başlamıştı uyuz herif...Amcama yengeme söylediysem de kar etmedi,sana karşı olan tavırlarıda çanak tuttu biraz...Misafirliğimin ikinci ayıydı.okuldan yorgun bir şekilde eve gelmiş üzerimi bile değişmeden yatağa girmiş ve uyuya kalmıştım...Gözlerimi açtığımda yanımda o pislik yatıyordu,sahip olmuştu bana...pis pis de sırıtıyordu...Kendimi kaybetmişim mutfaktan kaptığım bıçakla bir kaç kez vurduğumu hatırlıyorum...onu da beni de hastahaneye götürmüşler...bir hafta baygın yatmışım,sonrası mahkeme, ve işte bu istemeden yapılan evlilik...Ve ondan intikam amacıyla,oğluma senin adını verdim...hemde gözünün içine baka baka haykırdım yüzüne...Sonuç ayrıldık şimdi...Rahatlamıştı bir nebze de olsa...yıllarca içinde sakladığı öfkesini haykırmıştı da... Amcam ve yengem de bu pisliğin baş müsebbibi...o gün bu gündür konuşmuyorum,kahrediyorum...İşte bunun için senden, temiz aşkından uzak durdum yıllarca...bir yandanda haberlereini alıyordum,müşterek dostlarımızdan....Hatırlar mısın bir mektup yazmıştım sana...o mektupta bile açıklayamadım ki,şeytana uyup bir kötülük yapmayasın diye...benim hayatım mahvolmuş...seninki de olmasın diye.... -Evet,dedim.bunları o zaman duymuş olsaydım....hiç de iyi olmazdı amcan ve zürriyeti için,yinede olacağını sanmıyorum ya.... -Hayır,hiç bir şey yapmayacaksın...zaten Allahından buldu.Amcam alzaymır oldu,yengem kafayı yedi...bırak allahlarından buldular,bulsunlar....hiçbir kötülük cezasız kalmıyor...Hoş bir şey değil ama zürriyeti de çekiyor duyduğum kadarıyla....Belki de beni rahatlatmak için söylemişti ceylanım...Ama içimdeki öfke dinecek gibi değildi...Bir şeyler yapmam gerektiğini düşünüyordum ki... -Aklından geçenleri biliyorum,sakın ha..işte o zaman beni sonsuza kadar kaybedersin..Söz ver bana burda kalacak herşey,diye ısrarına olur demiştim de ikna omamış yemin ettirmişti... Yatma vakti gelmişti nerdeyse,gece yarısı olmuş uyku gözümüzden akıyordu....
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
lutuf veli
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 31
|
 |
« Yanıtla #5 : Aralık 25, 2008, 20:57:04 ÖS » |
|
Yatağı hazırlamış hadi hayatım uyuyalım,diyordu da evlendikten sonra bir başkasıyla paylaşmamıştım yatağımı ...ne yapmalıydım nasıl yapmalıydım.bir kararsızlık yaşadım önce.Farkına varmış olacakki;gülerek, -Korkma canım saldırmam sana,kardeş kardeş yatarız.derken biraz da alaycıydı tavrı...Tahrik ediyordu beni...Herzaman yapardı bunu bana,geçmişte de yaptırmak istediklerini hep böyle elde etmişti benden....Sustum,düşündüm bir süre...Sözüm vardı eşime hiç bir şartta ve durumda ihanet etmeyeceğime dair...Edersem de söyleyeceğime yemin etmiştim...O güne kadar da ihanet etmeniş niyetlensem de anlatmıştım olanları....Ya şimdi ne yapmalıydım,nasıl bir tavır takınmalıydım...Hep onu düşünmüş durmuştum,yatağa girerken bile...Ateşle barut bir arada olabilir miydi...Dalgınlığımı farketmiş olacak ki, -Takma kafana hiçbir şeyi aşkım...Eşini çocuklarını düşündüğünü biliyorum...Sen onlara ihanet etmiyorsun.Etmeni de istemem zaten...Ama müsade etsin bu kadarcık mutluluğu da yaşayalım...Yılların özlemini giderelim değil mi ? derken sesi masumlaşmış ürkekti biraz da....Sabaha kadar sohbet etmiş gün doğarken uyuya kalmıştık....Gözlerimi açtığımda ikindi olmak üzereydi...Ceylanım mutfakta bir şeyler hazırlıyordu...Kalktım ve habersizden kucakladım...günaydın derken...Öptü hasretle dudaklarımdan dakikalarca...Sonra, -Ceylan doğru mu yapıyoruz sence,bu yasak aşkı yaşamakla...dedim. -Ne yaptık,ne yapıyoruz ki,yılların ihanetini temizlemekten gayrı...yapılan bir kötülük varsa bize yapıldı...Bizimki telafisi imkansızı bir nebze telafiyre çalışmak.... -Öyle gerçi...ihanete uğrayan biz,acı çeken biz....dedim ve sustum,sustuk o kucağımda bir süre....Yemeğimizi yedik sohbet ederken... -Gidelim mi artık,merak içindedir şimdi herkes. -Evet gidelim,ama bunu daha sık yapalım...Eğer sen gelmezsen seni ben kaçırırım demişti de gülerek,hazırlanmış ve yola koyulmuştuk.Çözümlenen bir şey olmamıştı,ona olan özlemimden gayrı.Hatta görüyordum ve biliyordum ki işler daha da karışmış,Arap saçına dönmüştü...Oyokken yokluğuna alışmış alıştırmıstım yüreğimi...Şimdi yanımda,yanıbaşımda bir tebessüm kadfar yakındı...Ne yapmalıydım nasıl yapmalıydım...Arabayı kullanırken hep bu düşünceler içindeydim...Farketmiş olacak ki dalgınlığımı,düşünceli halimi, -Mutlu olmadın mı aşkım,düşünceli görüyorum seni... -Evet düşünceliyim,bizi düşünüyorum...Nolacak halimiz... -Olacağı yok,bundan gayrı ...Küçük de olsa mutluluklar yaşamak bizim hakkımız değil mi...Neden ve kimden çekineceğiz. -Senin çekinmen için bir sebep kalmamış ama...gerisini getirememiştim...Hem ailemi hem de onu düşünmekten bir çıkmazın içindeydim... -Ben senden ailene ihanet etmeni istemiyorum ki... -Ne yapmalıyım peki,seninle olan birlikteliğimi duyduğu zaman eşimin tepkisi ne olacak...aferin iyi mi yaptınız diyrcek sanırsın... Kırıcı olmuştum zahir gözleri doldu pul pul yaşlar belirdi o masum gözlerde.... -Ya ben ne yapmalıyım,bunca yıldan sonra bulduğum aşkımı hem de günahsız iken tekrar kaybetmeli miyim...kim isteyebilir bunu...Haklıydı ama bir çıkmaz karşımda boğazıma düğümleniyordu... Bir saatlik yol bir asır olmuştu da bitmemişti...Şehre girerken gözleri hala yaşlıydı ve biraz da öfkeliydi,bana mı yaşadığı hayata mı bilinmez ama beklentilerinin ardından gerçekle yüzleşmesi hayli zor olmuştu...Susmuştu yol boyunca sorduğum sorulara da kısa cevaplar vermekten öte bir tavrı da olmamıştı...Evlerinin yakınına gelince beni burada bırakır mısın demişti de bu kez alınganlık sırası bana gelmişti...<Bir kahve içmeye bile çağırmıyorsun,alacağın olsun Ceylan <demiştim de işte o zaman beni bir kez daha ezmişti...<<Ben çağırırım da sen gelebilir misin<<.Bu sözünün altında ima yattığı kadar beni tahrik etme yöntemiydi onun herzamanki... -Hele sen bir çağır bakalım gelip gelemeyeceğimi görürsün.... -Buyur o zaman bir kahvemi iç,hatırım varsa...Kendi elimle baltayı taşa vurmuştum...Artık kaçış yoktu...Arabayı park ettikten sonra evlerine girdim...Evde bir çocuk bakıcısı vardı 30 yaşlarında bir bayan...Oğlu henüz küçük olduğu için o kalıyormuş annesi olmadığı,derste olduğu zamanlarda....Çocuk annesini bir gün görmemenin özlemiyle sarıldı boynuna da bir gözü bende...Annesinin kulağına birşeyler fısıldadı...Ceylanım az önceki sıkıntısını,karamsarlığını,üzüntüsünü atmış çocuklar gibi şendi...Bir kahkaha attı ki ben de şaşırdım...<Anne bu sevgilin mi< diye sormuş oğlu...Zamane çocukları şu beyaz camdan da ne çok şey öğreniyor canım...<<Yok oğlum sevgilim değil arkadaşım,çocukluk arkadaşım<<derken gözlerime bir bakışı vardı,işte o an bir kez daha yıkıldığımı hissettim çaresizlikten... Kahveyi içtikten sonra müsade istemiştim de ancak bir saat sonra kalkabilmiştim.Ayaklarım götürmüyordu adeta...beynim karmakarışık,yüreğim Ceylanımda Ceylanım diyor....Bu düşüncelerle eve gelmiş,dalgınlığımdan bir şeyler sezinleyen eşim,sitem etmişti...<Maşallah yatılara da kalır oldun<diye...Evet yirmi yıla yaklaşan evlilik hayatımızda ilk defa belki evden uzak kalmıştım bir gecelik de olsa... -Sonra konuşuruz,biraz dinleneyim de... diyip kurtulmuştum belki de kaçmıştım gerçeklerle yüzleşmekten...Odama çekilmiş yatak içinde dönüp durmuştum.Bir türlü bir yol bulamıyordum.Ne ceylanımdan vazgeçebiliyor ne de kurulu düzenimi yıkmayı,eşimi çocuklarımı üzmeyi göze alamıyordum...Herhalde zor olan buydu,insan yaşamında...Kararsızlık. Yalan söylememek üzere kurulan yuvamın geçmişin hataları nedeniyle çatırdaması,yıkılması belki de tek korkumdu...Eşime ilk kez yalan söylemek zorunda kalmıştım yüzüm kızararak da olsa... Günler gelip geçiyor ,onunla aynı havayı aynı ortamı yaşıyor olmak ama ondan uzak kalmak dayanılmaz acı olduğu zamanlarda liseli aşıklar gibi birbirimizi takip eder olmuş her fırsatta ,teneffüs aralarında buluşur iki kelimede olsa konuşur koklaşırdık,bütün tehlike ve yanlışlarına rağmen...Açlığımızı ancak ve ancak bu şekilde giderir olmuştuk...Taki bir pazartesi sabahına kadar...Ogün erken gelmiştim okula yedide başlıyordu dersimiz, ben nöbetçi olduğum için altıda gelmiştim okula da kapı henüz açılmamıştı hizmetli tarafından.Okulun etrafında gezinirken tek tük öğrenci gelmiş ve geliyordu...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
lutuf veli
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 31
|
 |
« Yanıtla #6 : Aralık 25, 2008, 20:59:05 ÖS » |
|
Henüz zil çalmamıştı ama çalmasıda yakındı.Kapıda gördüm Ceylanımı,ceylan yürüyüşlümü,ona doğru yöneldim o da bana doğru... -Merhaba,günaydın nasılsın... -Hayırdır aşkım bu ne ilgi... -Selam vermese miydim...anlamıyorum şu kadınları,ilgi gösterirsin sıkılırlar...göstermezsin kızarlar...Ben bunları söylerken o gülüyordu,yine bir sinsiliği vardı ama ne...öyle pek de yormazdı beni pat diye söylerdi,sevdiğim yanlarından biri de buydu...Ketum olmaması... -Dur kızma canım hemen.Bu gün ders çıkışını bana ayır.konuşacaklarım var seninle... - çıkış olmaz da hemen sonrasında,yarım saat... -Neden eşinden mi izin alacaksın ,yoksa...derken beni kızdırmak için söylediğini anlamıştım tavrından ve sesinin tonundan. -Hıı,aşkımla buluşabilir miyiz diyeceğim ,eşime...diyerek karşılık vermiştim.. -Bilmiyor musun ,çocuğu eve götürmem gerek...onu götürdükten sonra istediğin yere gelirim... -Eve gel o zaman saat altı buçukta... -Bakıcı,çocuk... -Bakıcı izinli,çocukta anneanesini özlemiş onda... -Tamam,dedim ve ayrıldık ,şüpheli bakışların ardından...öyle ya nerdeyse öğrencilerin diline düşer olmuştuk...İki öğretmen bir araya gelse sanki bizi çekiştiriyor gibi...ya da bana öyle geliyordu...Son zamanlarda hayli vesveseli olmuştum...Bir müdür yardımcımız anlıyordu beni,o da yaşamış benzer bir aşk hikayesi...Acı çekmiş yıllarca sevdiceği yanındaymış da kavuşamamış.Doğuluydu ama karekteriyle kişiliğiyle doğu ikliminden hayli uzaktı...Bir İstanbul beyefendisi edası ve tavrı vardı dost yürekli bu insanın...Ne ilginçtir ki ismi de Doğuydu dost yanlısı,şiir yürekli dostumun...Yine beni dalgın görmüş ki,yanıma yaklaştı,kulağıma; -Hayırdır dostum ,yine aynı sıkıntı mı... -Hıı hı, dedim. -Gel hele benimle ! -Hayırdır ,abi... -Benim odaya var da sana bir şey söyleyeceğim...Yerimden kalktım,öğretmenler odasından odasına doru yürürken hayırdır inşallah yine sorguya mı çekileceğiz diye kendi kendime sorarken kapısına gelmiştim bile...kapıyı açtım.Oda boştu...Az sonra Doğu hocam geldi ve, -Dostum sana bir şey söyleyeceğim,ama kızmak darılmak yok.Birincisi yanlış yoldasın ki evli olmasan onaylarım ilişkini...İkincisi bu gün gideceğin yere gitme,senin için hayırlı olur...Hiç bir şey de sorma bana...seni sevdiğim ve dost olarak gördüğüm için söylüyorum.... -Birincisinde haklısın sonuna kadar abi ama söz geçiremiyorum arsıza...artık nereye kadar giderse...pek gideceği de yok ya... -İkincisini nerden biliyorsun...benim biriyle buluşacağımı sana kim söyledi... -Baştan sana söyledim ,sormayacaksın,sorsan bile söylemem...ama gitmemen için ısrar ediyorum... -Ama söz verdim gideceğime...yarın nasıl bakarım yüzüne,onun... -Hele bir yarın olsun da getir buraya ben şahitlik yaparım sana...sebebini de yarın açıklarım belki...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
lutuf veli
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 31
|
 |
« Yanıtla #7 : Aralık 27, 2008, 12:07:56 ÖS » |
|
...Bir yığın sorularla bırakmıştı Doğu hocam beni,ama bir gizemli yönüde vardı onun ...kimileri ona mit üyesi bile derdi de bu gizeminden dolayı...Ama ben biliyordum ki etrafa ,çevreye duyarlı bir kişiydi...İyi bir gözlemci farkında olan bir insandı...Her olay ve davranıştan mükemmel sonuçlar çıkarır genellikle dedikleri olurdu...Bir yanda bunlar,diğer yanda o ...İki ucu tutulamaz deynek,tutanın elini kavurur,ama tutmam gerekiyor bir yanından...ya onu dinleyip her türlü tehlikesine rağmen buluşacağım evinde ya da... Doğu hocamı dinleyip gitmeyeceğim bulmuşken kaybetmeyi göze alarak yılların eskitemediği aşkımı....Eve gelmiştim bu düşünceler içinde.Kapıda karşıladı durumdan ve son zamanlardaki yaşadıklarımdan habersiz olan ama bir şeyler sezinleyen eşim... -Hoş geldin aşkım ,diyerek...Bu sözü sıkça duyar olmuştum son günlerde bir yandan Ceylanımdan bir yandan eşimden...Sahi aşkları mıydım yoksa dile pelesenk olmuş bir kelimemiydi bu...Aşk neydi gerçekte;iki insanın birbirlerine duyduğu özlem mi,bedensel arzular,şehvet mi...ya da bunların dışında bir yaşam biçimi mi...Bunları düşünerek içeri girmiştim bile.Eşim bozulmuştu ona karşılık vermediğim ya da benzer sözler ifade etmediğim için...Yorgun olduğumu söyleyerek odaya geçmiş,özür dilemiştim nice sonra....Sobayı yakmış içeri de sıcacıktı...Her zaman yaptığım gibi üzerimi bile değişmeden sobanın arkasında serili olan döşeğe bir kedi masumiyetiyle kıvrılıverdim...Oğlum bilgisayarın başında oyun oynuyor,kızarak...Kızım elinde son aldığım İclal Aydın`ın Şiirsel diliyle yazdığı kitabını okuyor...Bir yanda da televizyon açık Acemi Cadı`yı izliyorlar...Okuldan gelince bir ağırlık çöker üzerime genellikle...Her gün beş saat edebiyat anlatacaksın edebiyatın e`sini bilmeyen öğrencilere...Sanılmaya ki öğrencileri kötülüyorum ,bir hakikati dillendiriyorum sadece...Malum lisede çalışıyorum...O eski lise öğrencileri yok artık...Elentinin elentisi geliyor normal liselere ...Okuma yazma bilmeyen öğrenciler...Neden çünkü devletimizin politikası bu...İyi öğrenciler;Fen lisesine,öğretmen lisesine,anadolu lisesine gidiyor...Eh kalan da bir diploma alsın diye düz liselere...Hadi bunlara edebiyatı sevdirin sevdirebilirseniz...Bunlar geçti o kısacık sürede beynimin zonklaması sırasında...Uyumuşum ya da dalmışım kısacık bu sürede...Telofonun çalmasıyla kendime geldim.Oğlum telofona bakıyordu, bana döndü. -Telofon sana baba bir arkadaşınmış... Aklımda binbir çeşit soruyla telofona vardığımda,telofonda sevgili vakıf başkanım Kadir abi vardı... -Merhaba hocam nasılsın,nerdesin kaç gündür vakıfta yoksun, diyordu. Öyle ya vakıf son sürat siyasete hazırlanıyor ve muhalefetini hızlandırıyordu.Bir partiymiş gibi...Başkan da her ne kadar aday değilim dese de gönlünden milletvekilliği geçiyordu...yapılan çalışmalarda ona yönelikti...Ama Kadir abi gerçekten milletvekili olsa da olmasa da ilçede ve öğretmen camiasında sevilen bir kişilikti... Bin beş yüz öğretmen kadrosu olan ilçede binin üzerinde üyesi olan bir sendikanın da ileri geleniydi...Onunla tanışmamız altı ay falan oluyordu ki özellikle siyaset yapacak kişileri etrafındaki görüntüyü öyle oluşturmuştu ki.. iki bin iki seçimlerinden sonra siyasetle uğraşmayacağıma söz verdiğim halde beni de ikna etmişti birlikte olmaya...Ülkenin içinde bulunduğu kaos ve Iraklaş`ma sendromundan kurtulma için mücadele konusunda...O gün bu gündür beraber yürüdük biz bu yollarda...hani birileri öyle diyerek iktidar oldu ya...22 Şubatta önemli bir kişiyi Ankara'dan getirecektik ve konferans verdirecektik`` Ülkenin Sorunları``konulu iki gün kalmıştı hazırlıklar son sürat devam ederken ben hala gönül davasındaydım bir yandan da...Acilen vakfa gelmemi istedi Kadir abi... -Hanım,vakıftan çağırıyorlar gidebilir miyim... -Zaten aylardır yüzünü göremiyoruz...diyerek sitem etti hanım... -Gelince konuşuruz,dedim .Ve çıktım yola kafamda onca cevaplanmamış sorularla....Vakıf binası hemen şehrin orta yerinde park sorunu var,biraz gezindim olacak gibi değil bir arabanın arkasına park etmiştim ki trafik polisi 31 Kz.. plakalı araç kaldır ordan arabanı diye anons etmez mi..önümde ardımda sıra sıra araba ama hepsi 80 plaka, bizim plaka yabancı...oralı olmadım bir daha anons yine aldırmadım...plakamı anons ederek ehliyet ve ruhsatı istedi...Kızmışım nerden çıktı bu diye...Gelen polis tanıdık çıktı bereket ...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
lutuf veli
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 31
|
 |
« Yanıtla #8 : Aralık 29, 2008, 15:27:53 ÖS » |
|
Yalancı 8. Bölüm. Merhaba beyefendi diyerek yanıma gelmiş ve -Aaa hocam siz miydiniz kusura bakmayın plakayı yabancı görünce...Demişti de yanında bulunan genç polisin kahkahasıyla bozulmuştu...Güzel uzun boylu alımlı bir polisti bu kızcağız da...Arkadaşının düştüğü duruma gülerken...Arkadaşı , -Ne gülüyorsun Ehli demişti...İlk kez duyduğum bir isimdi buralarda böyle orjinal isim duymakta mümkün değildi...Ehli,ehli ehli...Ne tatlı gülüşü vardı,insanın içine işleyen...Polis değil de bir halkla ilişkiler uzmanı olması gereken samimi bir görüntüsü vardı...Polis özür dileyerek ayrılırken Ehli hala gülüyordu....Arabanın dörtlüsünü yakmış alarmı kurarak vakfa çıkmıştım..Vakıf dopdoluydu. İçerde her renkte insan ve çoğunluğu öğretmen devlet memurlarıyla doluydu.Bir çoğuyla daha yeni tanışmıştık.İçlerinde renkli kişilikler de vardı.Hele biri vardı ki ona daha ilk günden kanım ısınmıştı Muharremdi bu ptt yeni adıyla....müdürüydü...Her gün akşam orda batak oynarlardı bir masa Kadir abi izin vermese de burası bir kamu kuruluşu dese de...Özellikle Muharrem tatlı yedirmek istediği zaman bir el batak oynarlar ve ne hikmetse hep kendisi yenilirdi....Sonradan anladım ki bunu zevk için yaparmış...Hoş sohbet ,o kadarda candan bir kişilik...Ayrıca şair kişiliği vardı.Güzel şiirler yazar,arada bir paylaşırdı vakıfta...Yine sesi geliyordu kahkahalar arsında Muharremin...Görünce beni; -Ooo hocam gelmiş hoş geldin hocam,nerelerde kaldın.. -Sağolasın dostum,iş güç ... -Boş ver işi bak ne güzel eğleniyoruz dostlarla...Ha sen edebiyat öğretmeniydin şu şiirime bir bakar mısın...Yazdım ama bir eksiklik hissediyorum .İncelersen sevinirim demiş ve bir dosya kağıdı uzatmıştı...Aldım ve başkanımın odasına,Kadir abinin yanına geçtim...Orası da doluydu vakıfçılarla...Selam verdim ve oturdum yanıbaşına.....Bir süre şundan bundan derken asıl mevzuya gelmiştik...Kadir abi; -Arkadaşlar biliyorsunuz sohbete doyum olmuyor ama iki gün sonra büyük bir olay yaşayacağız.İsterseniz biraz da onu konuşalım,hazırlıklar ne aşamada ,görevliler tesbit edildi mi,karşılama ekibi,hoş geldin ekibi,yer gösterme ekibi oluşturuldu mu...Dedikten sonra vakfın listesini çıkardı ve tek tek görevlileri okudu...Benim ismim okunmamıştı...Bana dönerek hocam senle beraber Ceyhun ve Oğuz benimle Osmaniye`ye gideceğiz ve konuşmacıyı alıp getireceğiz...Müsaitsin umarım... -Evet,müsaitim Kadir abi senin için o zamanı yaratırım gerekirse...Planlama yapılmış diğer vakıfçılar odadan çıkmıştı ki,Kadir abi ; -Dostum sen bir dakika kal da özel konuşacaklarımız var, demişti... -Hayırdır abi bir durum mu var yoksa.... -Gönül işleri ne alemde,biraz özel oldu ama bazı duyumlar aldım.Konuşmak istersen....demiş ve susmuştu. -Abi ne konuşalım,nerden konuşalım...ben de ne yaptığımın farkında değilim ki...Takıldım bir eski hikayeye bir çözüm yolu bulamıyorum...demiş ve hikayeyi kısaca özetlemiştim...Sessizce dinlemiş Kadir abi ve ... -Bu gün onunla buluşacakmışsın,öyle mi... -Evet de benden başka herkes biliyor hayırdır abi...önce Doğu hocam,sonra siz...nerden aldınız bu haberi... -Dostum kısaca kendini ya da aşkını sorgularsan anlarsın,demiş ve susmuştu... Evet,sorgulanması gereken bir durum vardı gerçekten de...Ama yine de gönlü gitmesini istiyordu...Hem bir de ondan dinlemeliydi bu hikayeyi...kendisi söylemişse ,sebebini...Bir süre sessizlik oldu ortamda.Sesizliği Kadir abi bozdu... -Mutlu bir yuvan var,iki tane aslan parçası yavrun...değer mi unutulmuş,eski bir aşk uğruna bunu bozmaya...Biliyor musun senin Ceylanın bir arkadaşı bu gün buraya geldi yeni tayini çıkan bir hanımefendi...Sendikaya üye olmak istermiş... -Adı neymiş abi,tanıyor muyum... -Sanmam ,işte başvurusu.derken elinde uzattığı evrakların içinden bir resim düştü...o resimle birlikte adeta yıllar öncesine gittim...Bu üniversite aşkım Hülyaydı öyleki onunla da dört yılı inişli çıkışlı yaşamıştık,Ceylanımdan sonra....Hülya,duyguları esmer yaşamak deyimini lügatıma kazandıran Ceylanımdan sonraki aşkımdı...Bir iken içine düştüğüm çıkmaz iki mi oluyordu yoksa...İşin ilginç yanı bunların yolu bir şekilde bir yerde kesişmiş benim olmadığım bir zamanda,ki o zaman yangınların küllenmeye başladığı ,ülkemin güzel bir köşesinde göreve başladığım günlerde...Acaba ikisi de biliyor muydu diğerini...Kafama takılan yeni sorularla boğuşurken içeriye giren Doğu hocamın sesiyle kendime geldim... - Hayırdır dostum yine dalgınsın... -Yok be abi,Kadir hocamla konuşuyorduk...Biraz dalmışım işte.Elimdeki resmi ve dilekçeyi uzatıyordum bu arada.Doğu hocamın dikkatini çekmiş olacak ki resim; -Aaa bu bizim Hakimenin kardeşi değil mi...Hülya ....İş iyice çetrefilleşmişti...Hülyayı tanıyan bir kişi daha çıkmıştı...Hem de en yakın dostlarımdan biri...Doğu hocam...Hakime de birkaç yıldır aynı okulda birlikte çalıştığım,değer verdiğim bir Matematik öğretmeniydi...Bir edebiyat öğretmeni kadar edebiyatı seven ve şiirleriyle tanıdığım bir dosttu da onca şeyi konuşmuştuk , kız kardeşinin adını bilmiyordum... Bir kız kardeşinin olduğunu biliyordum ama onun Hülya olacağını ...Demek o da artık bu ilçede görev yapacaktı...Bir yanda Ceylan,diğer yanda Hülya...En zoruda yuvam ve ailem...bunları düşünüp çıkmaz sokakta yittiğimi görünce; -Offf of,demişim ki...Benim bu derinden çektiğim of,hem Kadir abiyi hem de Doğu hocamı etkilemişti... -Boş ver dostum,herşey olacağına varır.dedi Kadir başkan...Doğu hocam da tasdikledi... -Öylede hocam ben bir çıkIş bulamıyorum....İşler Arap saçına döndü yahu...Şimdi buraya gelirken derdim birdi ,üç oldu ...nasıl çıkarım ben bu aşk oyunundan söyler misiniz...Bir yanda da çatırdayan yuvam varken... - Sen bu meslelerden kurtulursun,bir yolunu bulursun eminim diyordu Doğu hocam... Müsade istedim ikisinden de,aşağı inerken Doğu hocam ben de geliyorum,birlikte çıkalım diyerek kalkmıştı bile... -Koluma girmiş,var mısın köprübaşında iki tek atalım,kendimize geliriz hem... -Bir yere uğramam lazımdı ama... -Uğrarsın canım,bak benimde canım sıkıldı ,seni böyle görünce.Hem dertleşiriz hem de kafaları rahatlatırız... -Olur abi,çekelim bu günde kafaları,başka türlü olmayacak zaten...Birlikte yürüyerek köprü başına varmış bir rakı istemiştik sahte olmayanından ve gülmüştü garson...Bu bir espiriydi aramızda....İki saat kadar dertleşmiş hafif de çakır keyif olmuştuk...Aklıma düştü gecenin hayli geç vakti olduğu ve Ceylana verdiğim söz... -Abi bana müsade birine bir sözüm vardı,gitmem gerek... -Ceylana mı gideceksin,onca konuşmamıza,engel olmama rağmen... -Evet abi,söz verdim.Yarın yüzüne bakamam... -İyi sen bilirsin,ama dikkatli ol... -Sağol abi,korkulacak bir şey yok...Herkes biliyor onunla ilşkimi... -Eşin...demişti de yarama tuz basmıştı...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
lutuf veli
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 31
|
 |
« Yanıtla #9 : Aralık 29, 2008, 15:35:09 ÖS » |
|
Yalancı 9. Bölüm. Evet,o vardı bir de yirmi yılını bana adamış,her şeyiyle ben olmuş bir tanem...Onun dışında okul, şehir adata bizi konuşur olmuştu da...Aşıklar diye...Garibimin haberi olmamıştı veya öyle davranıyordu....Ayrılmıştım Doğu hocamın yanından yanından biraz da esrik bir ruh haliyle...Yürürken etrafıma bakmadan ,öğrencim Oguz Kağanla karşılaştım bir kebapçının önünde,lise son sınıfta okuyan gelecek vaadeden efendi bir çocuktu oğuz...koşarak yanıma geldi, -Hocam nasılsın,bir emrin var mı... -Sağol Oguz,geziniyordum biraz...Hayırdır sen ne arıyorsun gecenin bir vakti burda... -Bizim ev burda hocam,kardeşim kebap istedi,babam gönderdi almam için... -Selam söyle babana...dedim ve yürümeye devam ettim...Sokakta bir deli,bir sarhoş bir kaç sokak köpeği çöp karıştırıyor...Bir de ben...Onun evine de yaklaşmıştım...önce evin etrafında gezindim biraz...Öyle ya birtakım uyarılar gelmişti...Gitmemem ya da dikkatli olmam gerektiği konusunda...Hayli geç olduğu halde ışığı yanıyordu...Ses soluk yoktu ama arada bir pencerenin önünde kadın süliti görünüyordu....Sessizce yaklaştım eve,kapıyı çaldım önce...Bir kaç dakika sonra kapı açıldı...Loş bir ışık vardı kapıda elektirik lambasından sızan...Ceylanım yeşiller içinde göründü.Ama ağlamıştı yanaklarında hala ıslaklığın izi vardı.Kapıyı açtı uzun uzun baktı önce,nerde kaldın der gibi... -Merhaba,kusura bakma geciktim.Vakıfta toplantı varmışta... -Biraz mı...dedi ve sustu. -Haklısın çok geciktim.İstemiyorsan giderim... -Gel,deli seni...Biliyorsun git diyemeyeceğimi demiş ve boynuma sarılmıştı,daha içeri girer girmez...Öyle bir sarılışı vardı ki sanki kaybetmek istemezcesine...Bir süre öylece kalakaldık.Sonra gözlerinden akan ıslaklığı hissettim yanaklarımda.Ağlıyordu,hem de bir sağanak şeklinde akıyordu gözünden yaşlar... Nice sonra kendine gelmiş ve; - Ne alırsın,kahve,çay, alkol... -Sağol canım,gelirken Doğu hocamı kıramadım iki tek attım.Bir kahveni içerim... -Müsade edersen ben de iki tek atmak istiyorum,eşlik edersen sevinirim. demiş ve dolaptan bir viski şişesi çıkarmıştı...Onu yalnız bırakmamak için olur dedim ve sohbet ederken hafiften içmeye başladık... Sabah olmak üzereydi ayrılmak istiyordum da ayaklarım bir türlü hareket etmiyor adeta çakılı kalmıştım...Biliyordum gitmem gerektiğini de gidemiyordum,nasıl bir ruh hali anlamak da mümkün değil...ben değildim sanki,yıllar öncesinde yaşıyordum adeta.O da öyle,uyumuşuz sonra...gözlerimi açtığımda güneş tepedeydi,şimdi bir de yalan uydurmak mecburiyeti hasıl olmuştu...İlk işim cep telefonuna bakmak oldu...Onlarca çağrı vardı,tabi çoğunluğu hanımdan...Geciktiğim ve eve gelmediğim zamanlarda uyumaz,hep merak ederdi,bu seferde öyle olmuş anlaşılan...Ben telefonla uğraşırken Ceylanımda uyanmıştı. -Aşkım uyandın mı...Ne yapıyorsun,gelsene ....demiş ve kollarını açmıştı.Onun bu uykudan uyandığı mahmur hali beni bir hoş ederdi.Yine öyle oldu.Sıcacıktı teni o ilk günkü gibi...Dokunmaya korkttuğum günlerdeki gibi...Gitmeye niyetlendiğim halde gidememiş öylece kalakalmıştım...Kollarımın arasında eridiğini hissediyordum,nefes alışından...İçeri dolan portakal çiçeğinin kokusu bir başka güzellik katmıştı onun kokusuna...Güneş ışınları bu bahar gününün sabahında insanın içini ısıtıyordu,bütün gamı kederi almışcasına...Nice sonra bu hayal aleminden uyandım da... -Aşkım ,gitmeliyim.diyebildim.Usulca kalktı,dudağıma bir buse kondurdu ve; -Bu güzelliği bırakabilecek misin,git desem gidebilir misin...Haklıydı belki de aklım,mantığım gitmemi emrederken galebe gelen yüreğim kal diyordu her şeye rağmen...Nitekim öyle de oldu,kaldım herşeyi bir yana bırakarak...Telofonu da kapatıp...``Ne zor şeymiş şu aşk denen meret``diye mırıldanmıştım ki,tebessüm ederek; -Zor olan aşk mı,yoksa bizler mi zorlaştırıyoruz... -Bilmiyorum da Ceylanım ben hep zor yanını gördüm, ömrüm boyunca bana düşen acıları oldu...ben istemedim bunları. Yaşam ve insanlar kurdular ben ve biz figuranları olduk gibi... -Malesef öyle oldu,biz kendi hayatımızı yaşayamadık,demiş ve bir sigara çıkarıp yakmak üzereyken elinden almıştım... -Önce kahvaltı,sonra içersin.Gülmüş ve yanağımdan öpmüştü...Çok sıcak kanlı ve munisti,sabah mahmurluğu ayrı bir güzellik katmıştı olgunluğuna...Kahvaltıyı birlikte hazırlamıştık bu pazar sabahı...sohbetimiz dönüp dolaştı kahvaltı sofrasında yine eski günlere, yirmi yıl ötesine gitti.O yılları hatırlamak bile canımı yakıyordu.Farkına varmıştı canımın yandığının,sustu,sustuk....Suskunluğu yine kendisi bozmuş ve, -Senden çok bir şey istemiyorum,yıllar sonra da olsa aşkına sahip çıkmanı hiç olmazsa haftada bir gününü bana ayırmanı...Çok şey mi istiyorum,bu benim hakkım değil mi. Susmuştu, gözleri buğulanmıştı hem de.Devam etti sonra... -Hangi kadın ikinci olmak ister,bak ben bunu kabulleniyorum .Sadece o güzel insanın,suçsuz insanın yaralanmaması adına...Gizli aşikar farketmez bir gününü istiyorum bana ayıracağın bir gününü. derken adeta yalvarıyordu...Bunu haketmiyor muyum...Kesik kesik konuşur olmuştu ağlamamak için kendini zorluyordu...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|